Yemen’de Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmalar yeniden tırmanırken, örgütün yıllar içinde elde ettiği askeri ve siyasi güç bir kez daha gündeme geldi. Suudi Arabistan Başmüftüsü Salih el-Fevzan’ın güvenlik güçlerine Husilere karşı mücadele çağrısı yapmasının ardından, Türkiye ve Pakistan’ın da Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında Riyad’a ne tür destek vereceği tartışılmaya başlandı. Husilerin bugünkü konumuna gelmesi ise yalnızca son yıllardaki çatışmalarla açıklanamıyor. Hareketin kökleri Yemen’in kuzeyindeki Zeydi topluluklarına, siyasi yükselişi ise 2000’li yıllarda başlayan silahlı çatışmalara ve 2011 sonrasındaki güç boşluğuna uzanıyor.
Husilerin kökeni Yemen’in kuzeyindeki Zeydilere dayanıyor
Husilerin ortaya çıktığı bölge, Yemen’in kuzeyindeki Saada ve çevresi. Bölgede yüzyıllardır yoğun olarak yaşayan Zeydiler, Yemen siyasetinde tarih boyunca önemli bir ağırlığa sahip oldu. Hareketin ruhani ve siyasi temellerinin şekillenmesinde Bedrettin el-Husi ile oğlu Hüseyin el-Husi öne çıktı. Husi hareketi, İsrail ve ABD karşıtı söylemleriyle dikkat çekerken, İran’daki 1979 İslam Devrimi’nden de etkilendi. 1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesinin ardından ülkedeki siyasi dengeler değişirken, 1994’te yaşanan iç savaş da toplumsal ve siyasi ayrışmaları derinleştirdi. Bu ortam, kuzeyde Zeydi kimliği etrafında örgütlenen Husi hareketinin daha güçlü bir siyasi ve askeri yapıya dönüşmesinin zeminini hazırladı.
2004’te silahlı isyan başladı
Husilerin Yemen merkezi yönetimiyle açık çatışmaya girmesi 2004 yılında başladı. Hüseyin el-Husi liderliğindeki grup, Zeydi okullarının açılması, bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi ve daha fazla özerklik talebiyle silahlı ayaklanma başlattı. Hüseyin el-Husi’nin aynı yıl öldürülmesinin ardından örgütün liderliğini kardeşi Abdülmelik el-Husi üstlendi. Bu tarihten sonra hareket, kuzeydeki dağlık bölgelerde Yemen hükümetine karşı düzenlenen çatışmaların en önemli aktörlerinden biri haline geldi. 2004-2010 döneminde çatışmalar farklı yoğunluklarda devam ederken, Suudi Arabistan da Yemen hükümetine destek vererek Husilere karşı askeri operasyonlarda yer aldı.
Arap Baharı Husilere büyük bir fırsat sundu
2011’de başlayan Arap Baharı protestoları Yemen’de siyasi dengeleri değiştirdi. Uzun yıllar ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih iktidardan ayrılırken, yerine Suudi Arabistan’ın da desteklediği Mansur Hadi geldi. Husiler bu dönemde ortaya çıkan siyasi ve güvenlik boşluğundan yararlanarak Saada’dan başlayıp nüfuz alanlarını genişletti. Hareket, daha önce çatıştığı Ali Abdullah Salih ile de geçici bir ittifak kurdu. Bu ittifak Husilerin ilerleyişinde önemli bir rol oynadı ve hareket, 21 Eylül 2014’te Yemen’in başkenti Sana’yı ele geçirdi. Husilerin başkentte hakimiyet kurması, Yemen’deki siyasi krizi tam ölçekli bir savaşa dönüştüren gelişmelerin başında geldi.
Sana’nın ele geçirilmesinin ardından savaş büyüdü
Husilerin başkentte kontrolü ele geçirmesinin ardından Cumhurbaşkanı Mansur Hadi önce istifa etti, daha sonra Aden’e geçerek yönetimini buradan sürdürdüğünü açıkladı. Husiler ise 2015'in başında meclisi feshettiğini duyurdu. Mart 2015’te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon Yemen’e yönelik askeri operasyon başlattı. Amaç, Husilerin ilerleyişini durdurmak ve Hadi yönetimini desteklemekti. Koalisyon operasyonları Husilerin Aden gibi bazı bölgelerden çıkarılmasını sağlasa da örgütün kuzeybatı Yemen’deki ana güç merkezleri korunmaya devam etti. Saada çevresi ile Kızıldeniz kıyısındaki önemli bölgeler yıllar boyunca Husilerin kontrolünde kaldı.
İran desteği tartışması nasıl şekillendi?
Husilerin askeri kapasitesinin büyümesinde İran’ın rolü uzun süredir tartışılıyor. İran, geçmişte Husilere doğrudan silah ve askeri destek verdiği yönündeki suçlamaları reddetse de, uluslararası raporlar ve farklı araştırmalar örgütün kullandığı bazı silah ve teknolojilerin İran kaynaklarıyla benzerlik gösterdiğine dikkat çekti. Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan raporlarda da Husilerin kullandığı bazı sistemlerin İran üretimi silahlarla benzer özellikler taşıdığı belirtildi. Bu süreçte örgütün yalnızca insan gücünü değil, füze, insansız hava aracı ve diğer askeri kapasitesini de geliştirdiği görüldü. Reuters’ın Eylül 2026 tarihli değerlendirmesine göre Husiler, son yıllarda yerel bir dağ milisinden bölgesel ölçekte füze ve İHA kullanabilen bir güce dönüşürken, İran ve Hizbullah ile kurdukları bağlar da bu dönüşümde rol oynadı.
2022 ateşkesi kalıcı barış getirmedi
Yemen’de yıllarca süren savaşın ardından 2022’de BM öncülüğünde bir ateşkes dönemi başladı. Ancak taraflar arasında kalıcı bir siyasi anlaşma sağlanamadı. Bu süreçte Husiler kuzey ve batı Yemen’deki askeri ve siyasi yapılarını korurken, Suudi Arabistan ile doğrudan büyük çaplı çatışmaların da bir süre görece azalması dikkat çekti. Ancak bu dönem kalıcı bir siyasi çözüme dönüşmedi. Son dönemde çatışmaların yeniden yoğunlaşmasıyla birlikte Yemen’deki güç dengesi tekrar askeri gelişmeler üzerinden tartışılmaya başladı.
Kızıldeniz saldırıları Husileri dünya gündemine taşıdı
Husilerin gücünü bölgesel çatışmanın ötesine taşıyan en önemli dönüm noktalarından biri, Kasım 2023’ten sonra Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıların başlaması oldu. Örgüt, İsrail’in Gazze’deki operasyonlarına karşılık olarak İsrail’le bağlantılı olduğunu öne sürdüğü gemileri hedef aldığını açıkladı. Saldırılar nedeniyle bazı gemiler zarar gördü, bazıları batırıldı veya farklı güvenlik rotalarına yönelmek zorunda kaldı. ABD öncülüğündeki deniz güvenliği operasyonlarına ve Yemen’deki Husi hedeflerine yönelik hava saldırılarına rağmen örgütün deniz ve füze kapasitesini koruması, Husilerin artık yalnızca Yemen içindeki bir aktör olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koydu.
Husiler bugün neden daha güçlü?
Husilerin bugünkü gücünün arkasında birkaç faktör bulunuyor. İlk olarak örgüt, Yemen’in kuzeyindeki dağlık bölgelerde yıllar boyunca askeri ve siyasi bir yapılanma kurdu. İkinci olarak 2011 sonrasında oluşan siyasi boşluktan yararlanarak toprak kontrolünü genişletti ve 2014’te başkent Sana’yı ele geçirdi. Bunun yanında yıllar süren savaş, örgütün savaş deneyimini ve askeri organizasyon kapasitesini artırdı. Füze ve İHA teknolojilerinin geliştirilmesi de Husilere Yemen sınırlarının ötesindeki hedeflere saldırabilme kapasitesi kazandırdı. Reuters’ın Eylül 2026 tarihli haberinde, Husilerin son dönemde Yemen’in batısında ilerleyişini sürdürdüğü ve stratejik Bab el-Mendeb çevresinde de etkisini artırdığı aktarıldı. Örgütün Suudi Arabistan kentlerine yönelik füze ve İHA saldırıları da devam ediyor.
Suudi Arabistan şimdi neden yeniden harekete geçti?
Son dönemde Husilerin Suudi Arabistan’daki kentleri ve enerji altyapısını hedef alan saldırıları artırması, Riyad üzerindeki askeri baskıyı yükseltti. Suudi Arabistan, bazı füze ve İHA saldırılarının hava savunma sistemleri tarafından engellendiğini açıkladı. Bunun ardından Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması da yeniden gündeme geldi. Üç ülkenin askeri yetkilileri Riyad’da güvenlik durumunu ve Suudi Arabistan’a verilebilecek desteği görüşürken, henüz Türkiye veya Pakistan’ın Yemen’de doğrudan savaşa gireceğine ilişkin açıklanmış bir karar bulunmuyor. Suudi Arabistan Başmüftüsü Salih el-Fevzan ise güvenlik güçlerine Husilere karşı mücadelede birlik olma ve sınırları savunma çağrısında bulundu. Bu açıklama, savaşın Suudi Arabistan’ın iç kamuoyundaki dini ve siyasi boyutunu da yeniden gündeme taşıdı.
Yemen’de dengeler yeniden değişiyor
Bugün Husiler, Yemen’in tamamını kontrol etmese de ülkenin kuzey ve batısındaki geniş alanlarda güçlü bir hakimiyete sahip. Örgütün füze ve İHA kapasitesi, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb gibi küresel ticaret açısından kritik bölgelerdeki etkisi ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, Husileri Yemen sınırlarının çok ötesinde etkisi bulunan bir aktöre dönüştürdü. Bu nedenle Yemen’deki çatışmanın yeni aşaması yalnızca Sana ile Aden arasındaki siyasi mücadele üzerinden değil, Suudi Arabistan’ın güvenliği, Kızıldeniz’de deniz taşımacılığı ve bölgesel savunma ittifakları üzerinden de takip ediliyor.





