Mutlu olma baskısı hayatı performans alanına dönüştürüyor
“Mutlu musun?” sorusunun günümüzde yalnızca bir merak ifadesi olmaktan çıkıp gizli bir beklenti taşıdığını belirten Psikolog Duygu Yılmaz, iyi bir iş, sağlıklı bir beden, iyi bir ilişki ve hareketli bir sosyal hayatın ardından kişinin kendisini mutlu hissetmesinin beklendiğini ifade etti.
Psychology Times Türkiye için kaleme aldığı yazısında mutluluk kavramını ele alan Yılmaz, modern yaşamda mutluluğun zaman zaman bir hedef, hatta ulaşılması gereken bir başarı ölçütü gibi görülebildiğine dikkat çekti.
Yılmaz, sosyal medyanın da bu algıyı güçlendirdiğini belirterek insanların kendi hayatlarının tamamını, başkalarının yalnızca seçilmiş ve olumlu anlarıyla karşılaştırdığını vurguladı. Başarıların, kutlamaların ve iyi görünen anların daha fazla paylaşılırken hayatın sıradan, zorlayıcı ve dağınık taraflarının çoğu zaman kadraj dışında kaldığını aktardı.
“Mutluluğu sürekli kovalamak ters tepebilir”
Mutluluğun başlı başına hedef haline getirilmesiyle kişinin yaşadığı deneyimden çok, o deneyimin kendisine ne hissettirdiğine odaklanmaya başlayabileceğini belirten Yılmaz, Prof. Dr. Hakan Türkçapar’ın Fark Et, Düşün, Hisset, Yaşa kitabındaki değerlendirmelere de yer verdi.
Yılmaz’a göre bir şeyi istemek ile onun mutlaka gerçekleşmesi gerektiğine inanmak aynı anlama gelmiyor. Mutluluk da kişinin değerleri ve idealleri doğrultusunda yaşarken ortaya çıkabilecek bir sonuç olarak değerlendirilebilir.
“Bugün boyunca kendinizi hep iyi hissedin” beklentisinin gerçekçi olmadığını vurgulayan Yılmaz, insanların gün içerisinde karşılaşacakları olayları, akıllarından geçecek düşünceleri ve bunların oluşturacağı duyguları tamamen kontrol edemediğini ifade etti.
“Daha mutlu olmalıydım” düşüncesi hayal kırıklığı yaratabiliyor
Psikoloji literatüründe “mutluluk arayışı paradoksu” olarak ele alınan duruma da değinen Yılmaz, mutluluğa çok yüksek değer vermenin bazı durumlarda kişinin kendisini daha kötü hissetmesine neden olabileceğini belirtti.
Kişinin kendisi için yüksek bir mutluluk standardı belirlediğinde içinde bulunduğu anı bu standartla kıyaslamaya başlayabileceğini aktaran Yılmaz, özellikle olumlu bir deneyim sırasında “Daha mutlu olmam gerekirdi” düşüncesinin dahi hayal kırıklığı yaratabileceğini kaydetti.
Toplumsal beklentilerin de bu süreçte etkili olduğunu belirten Yılmaz, çevrenin kişiden sürekli mutlu olmasını beklediği düşüncesinin, bireyin kendi duygularını da bu beklenti üzerinden değerlendirmesine yol açabileceğini ifade etti.
Mutluluk neden hep geleceğe erteleniyor?
Mutluluğun gelecekte ulaşılacak bir aşamaya bağlanmasının da yaygın olduğunu belirten Yılmaz; okul kazanmak, mezun olmak, beklenen iş teklifini almak, daha fazla para kazanmak, ilişkiye başlamak ya da istenen bedene ulaşmak gibi hedeflerin mutluluk için birer eşik haline getirilebildiğini söyledi.
Ancak söz konusu hedeflere ulaşıldığında hayatın devam ettiğini hatırlatan Yılmaz, insanların gelecekteki olayların kendilerini ne kadar ve ne kadar süreyle mutlu edeceğini tahmin etme konusunda düşündükleri kadar başarılı olmayabileceğini belirtti.
Bu noktada “hedonik uyum” kavramına dikkat çeken Yılmaz, olumlu değişikliklerin zamanla kişinin yeni normalinin bir parçası haline gelebileceğini, başlangıçta yaşanan mutluluk artışının etkisinin zaman içerisinde azalabileceğini ifade etti.
Her zaman iyi hissetmek iyi oluş anlamına gelmiyor
Yılmaz, üzüntü, kaygı, öfke, hayal kırıklığı ve suçluluk gibi duyguların kişiye rahatsızlık vermesinin onların tek başına sağlıksız olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.
Duyguların kişinin iç ve dış dünyasında yaşananlara ilişkin bilgi taşıyan bir işaret sistemi olarak değerlendirilebileceğini belirten Yılmaz, korkunun algılanan bir tehlikeye, üzüntünün bir kayba, öfkenin ise sınırların veya hakların ihlal edildiği düşüncesine işaret edebileceğini aktardı.
Bir duygunun dayandığı değerlendirmenin her zaman dış gerçeklikle örtüşmeyebileceğini belirten Yılmaz, bunun yaşanan duygunun otomatik olarak yanlış veya sağlıksız olduğu anlamına gelmediğini ifade etti.
Duyguları hemen bastırmak yerine kişinin “Bu duygu neye tepki olarak ortaya çıktı?”, “Bana neyin önemli olduğunu söylüyor?” ve “Bunun ardından nasıl davranmayı seçiyorum?” sorularına odaklanmasının daha işlevsel olabileceğini belirtti.
Rahatsız edici duygulardan kaçmak hayatı daraltabilir
Duygularla kurulan ilişkinin davranışları da etkilediğini belirten Yılmaz, kişinin bütün enerjisini istemediği duyguları ortadan kaldırmaya yöneltmesi halinde davranışlarının giderek kaçınma çabaları etrafında şekillenebileceğini söyledi.
Kaygılanmamak için yeni bir ortama girmemek, üzülmemek için bağlanmamak, başarısız hissetmemek için denememek veya huzurun bozulmaması için zor konuşmaları sürekli ertelemek gibi davranışların kısa vadede rahatlatıcı olabileceğini belirten Yılmaz, uzun vadede ise kişinin hayat alanını daraltabileceğine dikkat çekti.
Bu nedenle hedefin her rahatsız edici duyguyu ortadan kaldırmak yerine, o duygu yaşanırken de kişi için önemli olan yönde hareket edebilmek olduğunu ifade etti.
“Mutluluk hayatın karnesindeki tek not olmamalı”
Yılmaz, mutluluktan vazgeçmek yerine mutluluğu hayatın “karnesindeki tek not” olmaktan çıkarmanın önemine dikkat çekti.
Kişinin mutlu olduğunda bu duyguyu yaşayabilmesi, mutlu olmadığında ise kendisini hemen başarısızlıkla suçlamaması gerektiğini belirten Yılmaz, “Şu anda yeterince mutlu muyum?” sorusu yerine kişinin kendi hayatında önem verdiği şeylere ne kadar yer verdiğini değerlendirmesinin daha anlamlı olabileceğini ifade etti.
İyi bir hayatın yalnızca mutluluktan oluşmadığını vurgulayan Yılmaz, hüzün, kaygı ve hayal kırıklığının da yaşamın doğal parçaları olduğunu belirtti.
Yılmaz’ın değerlendirmesine göre iyi bir hayatı belirleyen yalnızca hangi duyguların yaşandığı değil, kişinin bütün bu duyguların içerisinde kendisi için önemli olan şeylerin peşinden gitmeye devam edip edemediği.




