Spor, sadece bedenlerin yarıştığı bir arena değil, toplumun tüm çatlaklarını ve ideolojilerini en çıplak haliyle sergilediği bir aynadır. Modern spor, Sanayi Devrimi ile birlikte disiplinli bedenlerin fabrika saatlerine paralel biçimde üretildiği bir alan haline geldi. Pierre Bourdieu’nün deyimiyle spor, “habitus”un en somut tezahürlerinden biridir; sınıf pozisyonu beden diline ve tercih edilen spor dalına doğrudan yansır. Futbol sahaları, yoksul mahallelerde kolektif kimlik inşasının en güçlü laboratuvarlarından biridir. Olimpiyatlar, ulus-devletlerin prestij savaşını ırk, cinsiyet ve ekonomi ekseninde görünür kılan küresel bir ritüeldir. Spor, cinsiyet rollerini yeniden üreten en etkili mekanizmalardan biridir; “erkeksi” sporlar hâlâ kadınları dışlayan bir duvar gibi durur. Kadın futbolunun seyirci sayısı artsa da medyada hâlâ erkek futbolunun gölgesinde kaldığı bir gerçeklik hüküm sürüyor. Spor endüstrisi için futbolcu artık sadece oyuncu değil, bir markanın canlı reklamıdır. Sporcuların sakatlıkları görmezden gelinmesi, kapitalist üretimin “bedeni makine” olarak kullanma mantığının ta kendisidir. Irkçılık, spor sahalarında en görünür halini alır; siyah sporcuların “doğal yetenek” diye övülmesi, ırkçı stereotipin ta kendisidir. Beyaz üstünlüğü ideolojisi, uzun yıllar “siyahların yüzemeyeceği” yalanını bilimselmiş gibi pazarlamıştır. Spor, milliyetçiliği pompalayan en etkili araçlardan biridir; marşlar okunurken gözyaşları akarken eleştirel düşünce askıya alınır. Türkiye’de futbol, siyasi iktidarın hem meşruiyet aracı hem de kontrol mekanizması olarak kullanılmaktadır. Tribünler, sosyal sınıfların en net ayrıştığı yerlerden biridir; loca ile kale arkası arasındaki mesafe sadece fiziksel değildir. Spor şiddeti, toplumdaki genel şiddet eğiliminin kontrollü bir provası gibidir. Fanatik taraftarlık, modern insanın aidiyet açlığını en yoğun biçimde doyuran sahte cemaatlerden biridir. Spor, çocukluktan itibaren bireyi rekabete ve hiyerarşiye alıştıran bir sosyalleşme kurumudur. Okullardaki beden eğitimi dersleri, çoğu zaman beden disiplini ve itaat eğitimi olmaktan öteye gidemez. Engelli sporcuların başarıları hâlâ “ilham verici hikâye” başlığı altında tüketilirken, sistematik ayrımcılık görünmez kılınır. Spor turizmi, zengin ülkelerin fakir coğrafyaları sömürmesinin yeni ve kabul edilebilir biçimlerinden biridir. Doping skandalları, sadece bireysel ahlâk sorunu değil, kazanmanın her şeyin önüne geçtiği bir sistemin sonucudur. E-sporun yükselişi, fiziksel beden vurgusunun zayıfladığı yeni bir dijital sınıf ayrımını doğurmaktadır. Spor, küreselleşme çağında hem homojenleşmeyi hem de yerel kimlik direnişlerini aynı anda barındırır. Kadınların spor yöneticiliğinde hâlâ yüzde 20’yi zor bulması, erkek egemenliğinin en somut kanıtlarından biridir. Ve son olarak: Sporu gerçekten demokratik, eşitlikçi ve şiddetsiz kılmak istiyorsak, önce içindeki toplumu değiştirmek zorundayız; çünkü saha, toplumun minyatürü olmaktan asla vazgeçmiyor.
Sporun Sosyolojisi
Onur Güner
Yorumlar
Trend Haberler
İzmir’de 20 ilçede elektrik kesintisi: GDZ saat saat programı açıkladı
Saygılı’dan Ödemiş çıkarması: AK Parti yatırımlarını tek tek yerinde inceledi
İzmir’de 4 ilçede su kesintisi: İZSU saat saat programı açıkladı
İzmir metrosu için yeni özellik: En yakın çıkış vagonu artık Yandex Maps’te
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Ardıç Projesi kitaplaştı
Eski İHD Eş Başkanı Ali Aydın İzmir'de öldürülmüştü: Katil zanlısı tutuklandı
AK Parti İl Kadın Kolları Danışma Meclisi İzmir’de toplandı: Hak ve özgürlüklerin altın çağını yaşattık
Altın fiyatları 15 Ocak sabahına düşüşle başladı: Gram 6.388 TL’ye geriledi
Eski AK Partili meclis üyesinin iş ortağına şiddet davasında karar: 2 yıl 6 ay hapis cezası
İzmir’de ambulansın vakaya ulaşma süresi 7 dakikanın altına düştü