Ne içerideki baskı ne dışarıdaki müdahale… Bedeli yine halk ödüyor.
Ortadoğu’da her lider ölümü sonrası aynı manşet atılıyor:
“Yeni bir dönem başlıyor.”
“Özgürlük geliyor.”
“Zincirler kırılıyor.”
Peki gerçekten öyle mi?
Bir liderin ölümü özgürlük mü getiriyor?
Yoksa şehirlerin bombalar altında kalması mı?
Yoksa annelerin evlatlarının cenazesine bile ulaşamaması mı?
Yoksa sınır kapılarında kimliğini, dilini, inancını bilmediği coğrafyalarda savrulmak mı?
Irak’ta da böyle denildi.
Libya’da da.
Suriye’de de…
Özgürlük denildi, haritalar değişti.
Ama değişmeyen tek şey; masum insanların acısı oldu.
Bir ülkenin liderini devirmek kolaydır.
Ama yıkılan bir ülkenin ruhunu ayağa kaldırmak nesiller sürer.
Bombalar sadece binaları yıkmaz.
Bombalar; çocukluğun güvenini, anneliğin huzurunu, babalığın onurunu da yıkar.
Ve en ağır enkaz, betonun değil insanın kalbinde kalır.
Bugün “özgürlük” diye alkışlanan her operasyonun arkasında;
mülteci kamplarında büyüyen bir çocuk,
kaçakçılık ağlarının içine düşen bir genç,
insan ticaretine kurban edilen bir kadın var.
Bir coğrafya sadece yönetimle ayakta kalmaz.
Adaletle, huzurla, güvenle ayakta kalır.
Ortadoğu’nun sorunu sadece liderler değil.
Sorun; küresel çıkar hesapları, güç savaşları ve her defasında bedel ödeyen halklardır.
Ve şimdi gözler İran’da.
İran Halkı İki Ateş Arasında
Ortadoğu yine yanıyor.
Ama yanan sadece binalar değil… Yanan umut, yanan gençlik, yanan bir halkın geleceği.
İran halkı bugün iki ateş arasında sıkışmış durumda.
Bir yanda kendi halkına korku üzerinden hükmeden bir rejim…
Sokakta itiraz eden genci susturan, üniversiteyi bastıran, düşünceyi suç sayan bir sistem.
Devletin gücü halkı korumak için değil, bastırmak için kullanıldığında orada artık yönetim değil, tahakküm vardır.
Diğer yanda ise “özgürlük” söylemiyle bölgeyi yeniden dizayn etmeye çalışan küresel güçler…
Afganistan’da gördük.
Irak’ta gördük.
Libya’da gördük.
Demokrasi vaadiyle gelen müdahalelerin geride bıraktığı şey çoğu zaman istikrar değil, enkaz oldu.
Jeopolitik hesapların insani değerlerden daha ağır bastığı bir dünyada, müdahale masum bir kelime değil.
Bugün İran halkı ne içerideki baskının ne de dışarıdaki müdahale tehditlerinin bedelini ödemek zorunda.
Hiçbir halk, güç savaşlarının piyonuna dönüşmeyi hak etmez.
Gerçek değişim tankla gelmez.
Gerçek özgürlük ambargoyla inşa edilmez.
Ve gerçek adalet, bir başka tahakkümle sağlanmaz.
Bir ülkenin kaderi, o ülkenin insanlarının iradesiyle şekillenmelidir.
Ne mollaların karanlığıyla ne de emperyal hesapların gölgesiyle…
Bizim durduğumuz yer net:
Halkın yanında.
Gençlerin, kadınların, susturulanların yanında.
Ama aynı zamanda savaş çığırtkanlığının da karşısında.
Çünkü biz biliyoruz ki;
Bir ülkeyi içeriden baskı boğar, dışarıdan müdahale parçalar.
Ortadoğu’nun artık yeni bir enkaza değil, yeni bir akla ihtiyacı var.
Silahların değil sözün konuştuğu bir düzene…
İran halkı özgür, güvenli ve onurlu bir yaşamı hak ediyor.
Ve bu hak, ne bir rejimin lütfu ne de bir süper gücün armağanı olabilir.
Bu hak, halkındır.
Ve biz; hangi taraftan gelirse gelsin tahakküme karşıyız.
Çünkü insan onuru, hiçbir jeopolitik hesaba sığmaz.
Esra Ser