Depremin Üzerinden Yıllar Geçti… Bugün Hâlâ Hafızalarda Diri

Bugün yine aynı kelimeler düştü ekranlara.
Artçı, hasarlı bina, tahliye, açıklama, uyarı…

“Nasılsın?” diye sorma.
Türkiye gibiyim.

Takvim yaprakları değişti ama bu ülkenin hafızasında bazı günlerin tarihi yok. Bugünün de yok. Çünkü bugün bir kez daha hatırladık: Depremin üzerinden yıllar geçse de, acı güncel.

Sabah saatlerinde gelen haberlerle, sosyal medyaya düşen görüntülerle, yetkililerin “kontroller sürüyor” açıklamalarıyla… Bir kez daha anladık ki deprem sadece yaşandığı gün olmuyor. Deprem, hatırladığımız her an yeniden oluyor.

Yeryüzünün lavlarla dolu kabuğunun öfkesi bir kez daha insanın içine çöktü.
Bir bakıma cehennem, hafızamızdan çıkıp tekrar bu dünyaya taşındı.

Enkaz altından gelen iniltiler bugün haber başlığı değil belki; ama kulaklarımızda hâlâ o sesler var. Herkes kendi mezarında, ölümle yaşam arasında bir arafı hâlâ yaşıyor.

Sağ kalmanın sevincini bir suçluluk gibi taşıyoruz.
Bir bina çatlağı fotoğrafında, bir siren sesinde, bir “geçmiş olsun” cümlesinde…

Empatiyi iliklerine kadar yaşayan bu ülkenin insanları için artık her sarsıntı bir taziye provası. “Üşüdüm” demek hâlâ ayıp. Yediğimiz ekmeğin tadı hâlâ eksik.

Hataylı bir dostumun yıllar önce söylediği cümle bugün de geçerli:
“Bu nasıl bir dünya? Ben anlamadım…”

Yaralarımızı saracak gücümüz vardı.
Bugün de var.
Ama unutmamak şartıyla.

Hatay’ın gözleri hâlâ kömür karası.
Antep ebedi gazi.
Osmaniye karaya vurmuş bir yunus gibi.

Nar ekşisi artık hayatın tadı değil.
Defne sabunu zihniyetimizi temizlemeye yetmiyor.

Bugün yine reçeteler yazılıyor.
Hasar tespitleri yapılıyor.
Açıklamalar yapılıyor.

Ama asıl reçete hâlâ eksik:
Unutmamak, yüzleşmek ve ders almak.

Depremin üzerinden kaç yıl geçti diye soruyorlar.
Yıllar geçti.

Ama bazı acılar zamanla geçmez.
Çünkü o gün yıkılan sadece binalar değildi; hafıza, güven ve masumiyet de enkaz altında kaldı.

Bugün olan haberler bunu bir kez daha gösterdi.
Deprem bitmedi.

Bizim içimizde yaşamaya devam ediyor.