İnsanın kendi hatalarıyla ve kusurlarıyla dalga geçebilmesi uzun yıllardır psikoloji ve mizah araştırmalarının tartıştığı konular arasında yer alıyor. Özellikle çocukluk döneminde mizaha verilen tepkilerin sosyal ilişkiler açısından önemli sonuçlar doğurabildiği belirtilirken, araştırmalar bazı çocukların akranları tarafından dışlanmasında şaka karşısında verdikleri tepkilerin de etkili olabileceğini gösteriyor.

Uzmanlardan kritik uyarı: Kalp hastalarında böbrek kontrolü şart
Uzmanlardan kritik uyarı: Kalp hastalarında böbrek kontrolü şart
İçeriği Görüntüle

Şaka kaldıramamak çocukları nasıl etkiliyor?

1990’lı yıllarda yapılan araştırmalarda akranları tarafından dışlanan çocukların iki temel grupta toplandığı görüldü. Bu çocukların bir bölümü saldırgan ve zorbalığa eğilimli davranışlar sergilerken, diğer grup daha çekingen ve boyun eğici bir tutum gösteriyordu. İki grubun ortak özelliği ise kendilerine yöneltilen şakalara karşı düşük tolerans göstermeleri oldu. Saldırgan çocuklar şakalara öfke veya şiddetle karşılık verirken, çekingen çocukların daha çok incinip içine kapandığı görüldü. Sosyal açıdan daha özgüvenli çocuklar ise aynı şakaları daha kolay göz ardı ediyor, gülüp geçiyor veya mizahla karşılık verebiliyordu. Bu nedenle kendine gülebilmenin erken yaşlardan itibaren sosyal ilişkiler üzerinde önemli bir rol oynayabileceği düşünülüyor.

İnsan gerçekten kendisine gülebilir mi?

Kendine gülmenin mümkün olup olmadığı aslında yeni bir tartışma değil. Antik Yunan filozofu Platon, mizahın büyük ölçüde başkalarına karşı hissedilen üstünlük duygusundan kaynaklandığını savunurken, Thomas Hobbes insanların geçmişte yaptıkları hataları sonradan kendilerine konu ederek gülebileceklerini düşünüyordu. Zaman içerisinde mizahın yalnızca başkalarını küçümseme veya üstünlük kurma üzerinden açıklanamayacağı fikri güçlendi. 18’inci yüzyılda ortaya çıkan uyumsuzluk kuramı ise insanların bekledikleriyle karşılaştıkları durum arasındaki farktan, yani bir şeylerin beklenmedik biçimde gelişmesinden de mizah doğabileceğini savundu. Bilim insanları ise insanların kendileri hakkında söyledikleriyle gerçekten sergiledikleri mizah davranışları arasında fark olabileceğine dikkat çekti. Bu nedenle yalnızca kişilerin “Kendime gülebiliyorum” demesinden yola çıkmak yerine, bu becerinin deneysel olarak ölçülmesi gerektiği düşünüldü.

İnsanların büyük bölümü kendi görüntüsüne gülebiliyor

Bu konuda 2011 yılında Avrupa’da gerçekleştirilen bir deney dikkat çekti. Araştırmacılar deneklerin yüzlerini gizlice kaydettikten sonra daha sonra kendilerine yüzlerinin çarpıtılmış, lunapark aynalarındakine benzer görüntülerini gösterdi. Katılımcıların yüzde 80’i beklenmedik görüntü karşısında en azından gülümsedi, yaklaşık yüzde 40’ı ise yüksek düzeyde eğlenerek kahkaha attı. Mizah üzerine çalışmalar yapan psikolog Sonja Heintz, bu ve benzeri araştırmaların insanın gerçekten kendisine gülebileceğini ve bunun çeşitli psikolojik faydalar sağlayabileceğini gösterdiğini belirtiyor.

Her kendisiyle dalga geçen kişi aynı durumda değil

Mizah araştırmacısı Paul McGhee, kişinin kendisine gülebilmesini öğrenilmesi en zor mizah becerilerinden biri olarak değerlendiriyor. McGhee’ye göre kendine gülebilmek, mizahla daha genel ve sağlıklı bir ilişki kurmanın önemli basamaklarından biri. Ancak bazı insanlar için başkalarının kendilerine gülmesi son derece rahatsız edici olabiliyor. Bu durum psikolojide “gelotofobi” olarak tanımlanıyor. Gelotofobisi bulunan kişiler, çevrelerindeki insanların gülümsemesini veya kahkaha atmasını doğrudan kendileriyle alay edildiği şeklinde yorumlayabiliyor. Araştırmacılar bu durumun tek bir nedeni olmadığını belirtiyor. Çok katı ve cezaya dayalı ebeveynlik, okul döneminde uzun süre alay konusu olma gibi travmatik deneyimler ve bazı durumlarda otizm, gelotofobi açısından risk faktörleri arasında gösteriliyor. Kültürel farklılıkların da bu özellik üzerinde etkili olabileceği, Doğu Asya toplumlarında gelotofobi düzeylerinin Batı ülkelerine göre daha yüksek görülebildiği ifade ediliyor.

Kendine gülmek ile kendini aşağılamak aynı şey değil

Mizahın insan ilişkileri üzerindeki etkisini inceleyen araştırmacılar, mizahı farklı biçimlere ayırıyor. Bunlar arasında ilişki geliştirici mizah, kendini olumlayan mizah, saldırgan mizah ve kendini aşağılayan mizah bulunuyor. Kendini olumlayan mizahı kullanan kişiler, hayatın zorlukları ve kendi kırılganlıkları karşısında olayların daha hafif ve komik tarafını görebiliyor. Örneğin kişi kendisini kötü hissettiğinde yaşadığı durumun mizahi yönünü fark ederek ruh halini değiştirmeye çalışabiliyor. Bu yaklaşım, sorunlarla başa çıkmaya yardımcı olan uyumlu bir mizah biçimi olarak değerlendiriliyor. Kendini aşağılayan mizah ise uzun süre düşük özsaygı ve daha olumsuz ruhsal sonuçlarla ilişkilendirildi. Ancak daha yeni araştırmalar, bu iki durumun birbirinden ayrılması gerektiğine işaret ediyor.

Mizahın amacı sonucu değiştiriyor

İngiltere’deki Plymouth Üniversitesi’nden mizah araştırmacısı Sonja Heintz, kendini aşağılayan mizah kullanan kişileri incelediğinde daha önceki araştırmalarda varsayıldığı gibi ciddi ruh sağlığı sorunlarının her zaman görülmediğini belirledi. Bazı kişilerde bu mizah biçiminin daha yüksek özsaygı ve daha güçlü kişilerarası ilişkilerle bağlantılı olduğu görüldü. Araştırmacılara göre burada belirleyici olan nokta, kişinin neden kendisiyle dalga geçtiği. Kişi kusuru veya hatasıyla gerçekten barışıksa ve bunu eğlenmek ya da ortamı yumuşatmak amacıyla yapıyorsa mizah işlevsel olabilir. Ancak kişi kendisini değersiz gördüğü için sürekli kendi kusurlarını hedef alıyor ve çevresinden onay toplamaya çalışıyorsa aynı mizah biçimi zarar verici hale gelebiliyor.

Kendini hedef alan mizah çocuklarda da farklı sonuçlar doğuruyor

Okul çağındaki çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar da benzer bir tablo ortaya koyuyor. Zorbalığa maruz kalan çocukların kendini aşağılayan mizahı daha fazla kullandığı ve bu eğilimin zaman içerisinde arttığı görüldü. Ancak çocukların tamamı aynı sonuçlarla karşılaşmadı. Yalnızca kendini aşağılayan mizahı kullanan ve “kendini aşağılayanlar” olarak tanımlanan grubun özgüven açısından daha olumsuz bir tablo sergilediği ve zaman içerisinde daha fazla yalnızlaştığı belirlendi. Buna karşılık kendini aşağılayan mizahın yanı sıra ilişki geliştirici, kendini olumlayan ve diğer mizah biçimlerini de kullanan çocuklarda aynı sosyal sorunların görülmediği ortaya çıktı. Araştırmacılar, bu bulgunun tek başına kendisiyle dalga geçmenin değil, mizahın kişinin hayatındaki genel kullanım biçiminin önemli olduğunu gösterdiğini belirtiyor.

Kendine gülmek ne zaman faydalı?

Uzmanlara göre kişi kendisini çok ciddiye almadan yaşadığı aksiliklere biraz dışarıdan bakabildiğinde mizah, stresli durumlarla başa çıkmayı kolaylaştırabiliyor. Bu yaklaşım, insanın yaşadığı olayla arasına psikolojik bir mesafe koymasına ve sorunların yalnızca olumsuz tarafına odaklanmamasına yardımcı olabiliyor. Kendine gülebilmek sosyal ilişkiler açısından da önemli bir avantaj sağlayabiliyor. Özellikle yeni insanlarla tanışırken, karşı tarafın mizah anlayışı henüz bilinmiyorsa kişinin kendisini hedef alan hafif bir şaka ortamı yumuşatabiliyor. Güç dengesinin bulunduğu durumlarda da bu yaklaşımın olumlu sonuçlar doğurabildiği görülüyor. Öğretim görevlileri üzerinde yapılan araştırmalarda, ufak hatalarını mizahla karşılayan akademisyenlerin öğrencileri tarafından daha sıcak ve daha yetkin algılanabildiği ortaya kondu. Buradaki temel koşul ise mizahın kişinin kendisini değersizleştirdiği bir noktaya ulaşmaması.

Kendimize gülmeyi nasıl öğrenebiliriz?

Mizah araştırmacıları, kişinin kendisine karşı daha hafif bir tutum geliştirmesinin küçük adımlarla mümkün olabileceğini belirtiyor. Bunun için önce kişinin kendisinde rahatsızlık yaratan ancak çok hassas olmayan özellikleri fark etmesi, daha sonra bunlara mizahi bir açıdan yaklaşmayı denemesi öneriliyor. Örneğin giyim konusunda çok iddialı olmayan bir kişinin eski bir kot pantolonunu espri konusu yapması gibi küçük adımlar, kişinin kendisini yargılamadan kendi kusurlarına bakmasını kolaylaştırabiliyor. Daha hassas konulara geçmeden önce mizahın genel olarak günlük hayata dahil edilmesi de önerilen yöntemler arasında. Almanya’daki Martin Luther Halle-Wittenberg Üniversitesi’nden psikoloji profesörü René Proyer’in yaptığı bir çalışmada, katılımcılardan her akşam gün içerisinde yaşadıkları üç eğlenceli veya oyunbaz olayı not etmeleri istendi. Katılımcılar çalışmanın ardından kendilerini daha oyuncu hissettiklerini, depresif ruh hallerinin azaldığını ve mutluluk düzeylerinin arttığını bildirdi. Araştırmacılara göre önemli olan, kendine gülmeyi bir kendini küçültme biçimine dönüştürmeden, insanın kendi kusurlarını ve hayatın aksiliklerini daha hafif bir bakış açısıyla karşılayabilmesi. Başka bir ifadeyle mesele kendimizle ne kadar dalga geçtiğimizden çok, bunu hangi duyguyla ve hangi amaçla yaptığımızda yatıyor.

Kaynak: bbc