OECD tarafından üç yılda bir gerçekleştirilen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın PISA 2025 sonuçları 8 Eylül 2026’da açıklandı. Türkiye’nin 2022’ye göre üç alanda da puanını artırdığı sonuçlarda fen bilimleri ve okuma alanlarındaki performans OECD ortalamasının üzerine çıkarken, matematikte Türkiye OECD ortalamasına yakın bir seviyede yer aldı. OECD de Türkiye’nin üç alanda birden gelişme gösteren az sayıdaki eğitim sisteminden biri olduğunu ve bu yükselişin daha önce başlayan olumlu eğilimi sürdürdüğünü belirtti. PISA 2025 uygulamasına 91 ülke ve ekonomiden 760 binden fazla öğrenci katılırken, Türkiye’de 14 Nisan-16 Mayıs 2025 tarihleri arasında 12 bölgeden 56 ildeki 203 okuldan 7 bin 702 öğrenci sınava girdi. Bilgisayar tabanlı gerçekleştirilen uygulama, öğrencilerin yalnızca müfredat bilgisini değil, sahip oldukları bilgiyi gerçek yaşam problemlerinde nasıl kullandıklarını da ölçtü.
Türkiye’nin puanları üç alanda da yükseldi
OECD verilerine göre Türkiye’nin 2025’teki performansı 2022’ye kıyasla fen bilimlerinde 18, okumada 16 ve matematikte yaklaşık 8-9 puan arttı. Türkiye fen bilimlerinde 81, okumada 76 ve matematikte yüzde 64 oranında öğrenciyi en az ikinci yeterlilik düzeyine ulaştırdı. OECD ortalamaları ise bu alanlarda sırasıyla yüzde 74, yüzde 69 ve yüzde 65 olarak gerçekleşti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın değerlendirmesine göre Türkiye’nin uluslararası sıralamadaki yeri de yükseldi. Fen bilimlerinde 15 basamaklık artışla 19’unculuğa, okumada 18’inciliğe ve matematikte 11 basamaklık yükselişle 28’inciliğe çıkıldı. MEB, bu sonuçları Türkiye’nin PISA tarihinde üç alanda birden gösterdiği en dikkat çekici yükselişlerden biri olarak değerlendirdi.
OECD ortalamasındaki düşüş de tabloyu etkiledi
Türkiye’nin yükselişi, OECD ülkelerinin özellikle matematik ve okuma alanlarında uzun süredir devam eden gerilemesinin yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. OECD, 2025 sonuçlarında matematik ve okumada ortalama performansın kurumun ölçüm tarihindeki en düşük seviyelere indiğini açıkladı. Fen bilimlerinde ise OECD ortalaması 2022 ile 2025 arasında büyük ölçüde sabit kaldı. Bu nedenle Türkiye’nin sıralamadaki yükselişini yalnızca diğer ülkelerin gerilemesiyle açıklamak mümkün değil. OECD verilerine göre Türkiye’nin özellikle fen bilimlerindeki yükselişi son yıllarda devam eden uzun vadeli olumlu eğilimin bir parçası olurken, 2015-2025 döneminde düşük performans gösteren öğrencilerin oranı matematikte ve okumada 16’şar, fende ise 25 puan azaldı.
Uzmanlara göre yükselişte LGS’nin etkisi var
BBC Türkçe’ye konuşan Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, PISA sonuçlarındaki yükselişin kendisi açısından sürpriz olmadığını belirterek son yıllarda merkezi sınavların yapısında yaşanan değişime dikkat çekti. Coşkun’a göre LGS’de bağlam temelli, analiz ve yorumlama gerektiren soruların ağırlığının artması öğrencilerin PISA’nın ölçme yaklaşımına daha erken yaşlardan itibaren hazırlanmasını sağladı. Coşkun, özellikle fen ve matematikte bilgiyi doğrudan hatırlamak yerine öğrencinin verilen durum üzerinden analiz yapmasını ve çözüm üretmesini isteyen soruların arttığını, Türkçede ise uzun metinlerle tabloların ve farklı bilgi türlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektiren soruların öne çıktığını belirtti. Öğrencilerin beşinci veya altıncı sınıftan itibaren bu soru tipleriyle karşılaşmasının 15 yaşına geldiklerinde PISA’nın bağlam temelli yapısına daha hazırlıklı olmalarında etkili olduğunu söyledi. Eğitim Reformu Girişimi Politika Analisti Özgenur Korlu da merkezi sınavların PISA’ya daha fazla yaklaşmasının Türkiye’deki uzun dönemli yükselişte payı olduğunu belirterek, PISA’nın öğrencinin yalnızca ne bildiğini değil, sahip olduğu bilgiyi gerçek yaşamda ne ölçüde kullanabildiğini ölçtüğüne dikkat çekti.
Başarı puanlardan ibaret değil
Uzmanlara göre PISA sonuçlarının değerlendirilmesinde ortalama puanların yanında öğrenciler arasındaki farklılıkların da dikkate alınması gerekiyor. Korlu, genel ortalamaların eğitim sistemindeki tablonun yalnızca bir bölümünü gösterdiğini belirterek özellikle sosyoekonomik koşulların başarı üzerindeki etkisine dikkat çekti. OECD verilerine göre Türkiye’deki öğrencilerin yüzde 32’si sosyoekonomik ölçeğin en dezavantajlı dörtte birlik grubunda yer alıyor. Türkiye’de sosyoekonomik açıdan en avantajlı yüzde 25’lik grup ile en dezavantajlı yüzde 25’lik grup arasındaki fen başarısı farkı 81 puan olurken, OECD bu farkın 2015-2025 döneminde açıldığını belirtiyor. Bu nedenle uzmanlar, ortalama puanlardaki artışın yanında geride kalan öğrencileri destekleyecek eğitim politikalarının da güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Kız ve erkek öğrenciler arasındaki fark dikkat çekti
PISA 2025 sonuçlarında cinsiyetler arasında da belirgin farklılıklar görüldü. Türkiye’de kız öğrenciler okumada erkek öğrencilerden 22 puan daha yüksek sonuç elde ederken, matematikte erkek öğrencilerin kız öğrencilerden 18 puan daha yüksek performans gösterdiği görüldü. Bu tablo, eğitim politikalarında yalnızca genel başarı seviyesinin değil, farklı öğrenci grupları arasındaki performans farklarının da takip edilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Hesaplamalı problem çözmede Türkiye OECD’nin gerisinde kaldı
PISA 2025’in dikkat çeken yeniliklerinden biri de öğrencilerin dijital dünyada öğrenme ve problem çözme becerilerinin ölçülmesi oldu. İlk kez değerlendirilen hesaplamalı problem çözme alanında Türkiye 473 puan alırken OECD ortalaması 500 puanda kaldı. Bu bölümde öğrencilerden daha önce karşılaşmadıkları problemler üzerinde dijital araçları kullanarak model oluşturmaları, veri üretmeleri ve analiz etmeleri, deney yapmaları ve geliştirdikleri çözümlerdeki hataları tespit ederek düzeltmeleri bekleniyor. OECD, PISA 2025 ile birlikte yapay zeka ve dijital araçların eğitimde kullanımının da önem kazandığını vurgularken, bu araçların aşırı kullanımının öğrencilerin performansını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Korlu’ya göre bu alan yeni ölçülmeye başlandığı için ilk sonuçların Türkiye’nin dijital becerileri açısından kesin bir hüküm gibi değerlendirilmemesi gerekiyor. Ancak yapay zeka ve dijitalleşmenin eğitimde giderek daha önemli hale gelmesi nedeniyle bu alandaki farkın önümüzdeki yıllarda yakından izlenmesi gerektiği belirtiliyor.
Türkiye PISA’da geçmişte hangi sonuçları almıştı?
Türkiye PISA’ya ilk kez 2003 yılında katıldı. O yıl fen bilimlerinde 434, okumada 441 ve matematikte 423 puan alan Türkiye’nin performansı 2015 yılında sırasıyla 425, 428 ve 420 puana kadar geriledi. 2018 yılında fen bilimleri 468, okuma 466 ve matematik 454 puana yükselirken, 2022’de fen puanı 476’ya çıktı ancak okuma 456’ya geriledi, matematik ise 453 seviyesinde kaldı. 2025 sonuçları ise üç alanda da 2022’nin üzerine çıkıldığını ortaya koydu. OECD de Türkiye’nin 2015’ten bu yana genel olarak olumlu bir performans eğilimi sergilediğini belirtiyor. Bununla birlikte PISA’ya katılan ülke ve ekonomi sayısının 2003’te 41’den 2025’te 91’e yükselmesi nedeniyle farklı yıllardaki sıralamaların doğrudan karşılaştırılmasının yanıltıcı olabileceği belirtiliyor. Bu nedenle uzmanlara göre uzun vadeli değişimi değerlendirirken sıralamadan çok puanlardaki seyir ve başarının farklı öğrenci gruplarına nasıl dağıldığına bakılması gerekiyor.
Yükselişin kalıcı olup olmadığı nasıl anlaşılacak?
Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, Türkiye’nin sonuçlarını tek bir düzenleme ya da uygulamayla açıklamak yerine öğrencilerin, öğretmenlerin ve ailelerin sınava hazırlık sürecinin yanı sıra sınav sistemindeki dönüşümün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Özgenur Korlu ise Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin 2024’te kademeli olarak uygulanmaya başladığını hatırlatarak 2025 PISA sonuçlarının doğrudan bu modele bağlanamayacağına dikkat çekiyor. PISA 2025, Türkiye açısından üç temel akademik alanda yükselişi ve özellikle fen ile okumada OECD ortalamasının üzerine çıkışı ortaya koyarken, sosyoekonomik eşitsizlikler, cinsiyet farkları ve dijital problem çözme becerilerindeki açıkların da devam ettiğini gösteriyor. OECD’nin sonraki raporları yayımlandıkça Türkiye’nin bu başarısının hangi öğrenci gruplarında ne ölçüde karşılık bulduğu ve eğitim sistemindeki eşitsizliklerin nasıl değiştiği daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkacak.




