Sayın Dilek Gappi CHP’nin Yerel Medya Buluşması’ndaki konuşması sırasında “Artık 5N1K yok; 5K1N var. Günümüzde çaycıya, pilavcıya, influencerlara gazeteci diyoruz.” dedi. Bu sözlerin içeriği üzerine elbette konuşmak gerekiyor. Ama sözlerin içeriğinden ziyade niye söylendiği ile ilgili konuşmak ve düşünmek gerekiyor.
Sayın Gappi'nin söylediklerine göre Türkiye’nin en büyük medya gruplarının patronlarını en baştan konunun dışında bırakmamız gerekiyor.
Mesela Aydın Doğan... Aydın Doğan; 1958 yılında kendi şirketini kurdu. Lastik, bisiklet, radyo, ticari araç, iş ve inşaat makineleri tüccarlığı, nakliyecilik ve müteahhitlik yaptı. 1979 yılında Milliyet gazetesini satın alarak medya sektörüne girdi.
Peki Uzan ailesi? Kemal Uzan, 1956 yılında Yapı Ticaret isimli inşaat şirketini kurdu ve devletten önemli işler aldı. Göçmen konutlarını yaparak işe başlayan Uzan, zamanla Ali Sami Yen Stadyumu, Afşin Elbistan Termik Santrali, Samsun'daki Hasan Uğurlu Barajı, Akdeniz Oyunları çerçevesinde İzmir'de Halkapınar Olimpiyat Tesisleri'nin inşaatı gibi önemli yapıları ülkeye kazandırdı.
Peki, Erdoğan Demirören? İstanbul'un Sirkeci semtinde bulunan otomobil yedek parça ithalatı ve pazarlaması yapan "Oto Kolaylık" adlı şirketin başına geçti. 1970'lerde sıvılaştırılmış petrol gazı sektöründe yatırım yapan Demirören, Milangaz şirketini 1972'de satın aldı. Daha sonra 1975 yılında Güneşgaz, Likidgaz, Mutfakgaz şirketlerini kurdu. Sonrasında ise medya sektörüne adım attı.
Yani medyaya girmeden önce bu insanlar için başka iş yapan insanlar mı diyeceğiz, yoksa vizyoner iş insanları mı?
Asıl mesele başka iş yapmak değil, işi hakkıyla yapmak.
Pilavcı sözleri sınıfsal bir kibir değil de nedir? Peki bir soru daha sorayım; gazetecilik diploma ister mi? Bazen ister, bazen de istemez. Hıncal Uluç; siyasal bilgiler mezunuydu. Gazeteciliğinden şüphe edebilir miyiz? Uğur Mumcu; hukuk fakültesini bitirmişti. İlhan Selçuk da aynı şekilde hukuk fakültesi mezunuydu, Ali Sirmen gibi. Murat Bardakçı, iktisat bölümünden mezun, Mehmet Yakup Yılmaz da siyasal bilgiler mezunu. Bu isimler gazeteciliğinden şüphe edilmeyen isimler. Demek ki gazetecilik her zaman bir iletişim fakültesi diploması da istemiyor. Hatta çoğu zaman. Ama her zaman vicdan, doğruluk ve emek istiyor.
Sayın Dilek Gappi, Instagram’da milyonlarca takipçiye ulaşan gazetelerin, geleneksel web sitelerinden daha çok okunduğunu görünce rahatsız olmuş da olabilir. Oysa asıl mesele “çaycıya, pilavcıya gazeteci diyoruz” demek değil; yıllardır aynı formatta kalanların, genç neslin okuduğu mecraya ayak uyduramaması. Teknoloji değişti ve gelişti. Okuma alışkanlığı da doğal olarak değişti. Instagram’da yayınlanan, görselle insanları içine çeken ve anında erişilen gazetelerin sosyal medya hesapları daha çok okunuyorsa, belki de asıl kızılması gereken şey kendini yenilemeyen basın kuruluşlarıdır. Naçizane tavsiyem; bazı kurumlar kendilerini teknolojiye uydursunlar, yoksa yarın “influencer gazeteci” diyecekleri nesil, onları bile geride bırakıp yoluna devam eder. Dijital çağda en büyük sansür, gelişime direnenlerin kendi elleriyle kendilerine koyduğu sansürdür.
Geleneksel gazetecilik, yani derinlemesine araştırma ve kaliteli web sitesi içeriği elbette vazgeçilmezdir. Ancak günümüzde anında haber girmek, ardından o haberi sosyal medyada yayınlamak gündemi belirlemek açısından en etkili yöntem haline geldi. Bunu yaparken de özellikle İzmir'de Son Dakika tüm teyit araçlarını ve yöntemlerini kullanıyor.
Okuyucu artık beklemek istemiyor; olay olur olmaz haberi cebinde görmek istiyor, bu da hızı ve profesyonelliği ön plana çıkarıyor. Sonuçta, hem haberciliği hem de hızı bir arada tutabilenler ayakta kalacak; diğerleri ya nostaljiye sarılacak ya da geride kalacak.
Meslek ayrımı yaparak “çaycı gazeteci olamaz, pilavcı bu işi yapamaz” demek, aslında kişileri değil gazeteciliğin ruhunu küçültüyor; çünkü kalem tutan elin nereden geldiği değil, ne yazdığı önemli. Gerçek gazetecilik, çay ocağında da, pilav tenceresinde de doğabilir; yeter ki vicdanlar temiz olsun.
Gazetecilik mesleği kimsenin tek elinde değildir; ne duvarda asılı bir kağıdın, ne de belirli bir çevrenin tekelindedir, çünkü doğruyu yazmak için en güçlü araç vicdandır, kalem ise herkese açıktır. Yukarıda isimlerini verdiğim birçok efsane gazeteci, iletişim fakültesi mezunu değildi, sahada yoğrularak, sokakta öğrenerek ve alın teriyle bu mesleğin zirvesine çıktılar, kalemleriyle her zaman gündemi belirlediler.
Sonuçta gazetecilik, okul sıralarından değil, cesaretten, emekten ve gerçeğe sadakatten doğar; o yüzden “bu mesleği ancak şunlar yapar” diyenler, farkında olmadan bu mesleğin ruhunu kendi elleriyle zincirliyor.
Ayrıca CHP tarafından düzenlenen Yerel Medya Buluşmalarını CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut. Kendisi bildiğiniz üzere eczacı. Sizin meslek ayrımınıza göre CHP'nin Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı da gazeteci kökenli olmalı değil mi? Sayın Bulut'a da bu mesleki eleştirileri yaptınız mı? "Bir eczacı ana muhalefet partisinin Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olamaz, ancak o göreve gazeteci kökenli birisi gelmeli dediniz mi?" Bu soruların hepsi cevaba muhtaç sorular. Umarım cevaplanır.
Gazete patronlarının da başka işlerden gelmesi, yayıncılık yapmasına ya da imtiyaz sahibi olmasına hiçbir engel teşkil etmiyor; aksine bu durum yıllardır kabul gören bir gerçek olarak Türk basın tarihinde kendine yer buluyor. Yukarıdaki satırlarda örneklerini yazdım.
Son söz; bir cemiyet başkanı ayrıştırıcı değil, kapsayıcı olmak zorundadır; çünkü meslektaşlarını “çaycı, pilavcı” diye etiketleyerek dışlamak, temsil ettiği topluluğu parçalamaktan başka bir işe yaramaz. Gerçek bir başkanlık, herkesi kucaklayıp birleştirmekle başlar; eğer ayrım yapan başkanın kendisi ise, o başkan cemiyetini değil, kendi kibrini temsil ediyor demektir. Bir de küçük anekdot var. Siz, bir süre önce bizden destek talep etmiştiniz. Dokuz Eylül gazetesinin haber linklerini İzmir'de Son Dakika'nın Instagram hesabında yayınlamamızı istemiştiniz, biz de doğal olarak bizim zaten web sitemiz var, orada kendi haberlerimiz dışında başka haberler yayınlamıyoruz diyerek bu talebinizi kabul etmemiştik. Bunun üzerine siz de ziyaret esnasında çekilen fotoğrafları kendi sayfalarımızda yayınlamamamızı istemiştiniz. Demek ki bu o zaman bizden bir şeyler isterken zaman bizler, sizler için daha muteber insanlarmışız ki yardım istemişsiniz. Zaman bazı şeyleri ne kadar da kolay değiştiriyor.