İzmir’de yaşanan Meslek Fabrikası krizi, Türk yerel yönetim tarihinin en çarpıcı mülkiyet ve kamu yararı tartışmalarından birini ortaya çıkardı.

Aslında konu hiç karmaşık değil. 1926 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzaladığı kararnameyle bu bina, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edildi ve halkın mülkiyetine geçti. Atatürk’ün bizzat içinde olduğu bu süreç, binanın özel kişilerden kamulaştırılarak belediyeye verilmesiyle sonuçlandı; tapu da 1940’ta resmen belediyeye tescil edildi. Belediyenin bu binayı elinde tutma mücadelesi, diğer bir ifadeyle Atatürk’ün iradesine ve İzmir halkının hakkına sahip çıkmak anlamına da geliyor.

Meslek Fabrikası, on binlerce İzmirliye, özellikle gençlere, kadınlara ve dezavantajlı gruplara ücretsiz meslek eğitimi veren dev bir kamu yatırımı olarak dikkat çekiyor. O binada yıllardır kurs görenler dikiş, makine, bilişim, el sanatları ve birçok alanda meslek edinerek hayata tutundular. Binanın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilme girişimi, bu anlamda olumsuz bir durumu da ifade ediyor. Çünkü binanın vasfını yitirmesi söz konusu. Bu durum hiç şüphesiz geniş bir kesimi doğrudan etkileyecek.

Belediye, söz konusu binayı restore etmek için milyonlarca lira harcayarak halka daha modern bir eğitim merkezi sundu, bu emek boşa kesinlikle çıkarılmamalı. Meslek Fabrikası, sadece bir bina değil; İzmir’de sosyal devlet anlayışının, halka hizmetin sembolü olarak yerinde duruyor. Sosyal belediyecilik ilkesinin somut hali olan bu kurum, kapanırsa binlerce kursiyerin hayalleri kelimenin tam anlamıyla suya düşecek. Bu açıdan bakıldığında konu daha net anlaşılır hale geliyor.

Vakıfların iddiası ne olursa olsun, 1926 yılından beri belediye mülkiyetinde olan bu bina, İzmirlilerin cebinden ödenen parayla alınmıştır. Meslek edindirme kursları sayesinde pek çok aile geçimini sağlamıştır, kadınlar ekonomik özgürlüğe kavuşmuştur, gençler umut bulmuştur. Tüm bunlar gerçek olarak önümüzde durmaktadır.

Meslek Fabrikası’nın vasfı, sadece eğitimle sınırlı değil, aynı zamanda sosyal dayanışma, eşitlik ve kalkınma aracı olarak önemli bir yere sahip. Bu bina kapatılırsa, el değiştirirse veya amacı dışında kullanılırsa İzmir’de meslek öğrenme kapıları kapanacaktır. Belediyenin haklılığı, tarihsel belgeyle, tapu kaydıyla ve halka sunduğu hizmetle ortada olduğu halde konunun bu hale gelmesi ve İzmir'in gündemini günlerce meşgul etmesi İzmir'in diğer sorunlarına da haksızlıktır. Bırakalım, insanlar yine o binada kursiyer olarak edindikleri bilgi ve deneyimlerle iş hayatına atılsınlar ve özgüvenlerini kazanarak ekonomiye katkıda bulunsunlar. Bunun kime, ne zararı olabilir?