Akşam ezanına birkaç dakika kala şehir yavaşlar.
Fırınların önünde uzayan kuyruklar, evlere yetişme telaşı, sofralara konan hurmalar… Ve her yıl aynı cümle içimizden geçer: “Çok şükür, bir Ramazan’a daha kavuştuk.”
Bu mübarek ayının ülkemize sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyor; tuttuğumuz oruçların, ettiğimiz duaların kabul olmasını temenni ediyorum.
Ramazan Ayı geldi demek , yalnızca aç kalmak değildir.
Ramazan Ayı kalbin uyanmasıdır.
İnsanın kendini değil, başkasını düşünmeye biraz daha yaklaşmasıdır.
Gündüz açlığın ne demek olduğunu hissederken, aslında başkasının hayatına biraz daha yaklaşırız. Çünkü bu ay bize en çok şunu öğretir: İnsan, insana emanettir.
Sofranın Etrafındaki Hayatı hatırlamak gerekir.
Bir iftar sofrasına baktığınızda sadece yemek görmezsiniz; emek görürsünüz, sabır görürsünüz, şükür görürsünüz. Ama aynı zamanda şunu da bilirsiniz: Bu ülkede herkes o sofrayı aynı rahatlıkla kuramıyor.
Kimisi kalabalık bir aileyle iftar açar, kimisi tek başına.
Kimisi gönül rahatlığıyla alışveriş yapar, kimisi fiyat etiketlerine bakarken tereddüt eder.
İşte tam bu noktada Ramazan, vicdanı biraz daha büyütme çağrısıdır.
Fiyatlar, Denetimler ve İnsan Gerçeği Ramazan Ayında Bir kez daha düşünme sağlar.
Her yıl Ramazan yaklaşırken fiyat artışları ve “stokçuluk” tartışmaları gündeme gelir. Bu durum toplumda haklı bir hassasiyet oluşturur. Çünkü mesele yalnızca ekonomi değildir; mesele insanın sofrasıdır.
Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde, o artış sadece bir rakam değildir.
Bir annenin alışveriş listesinden bir kalem silinir.
Bir emeklinin pazar torbası hafifler.
Bir öğrencinin bütçesi biraz daha daralır.
Öte yandan üretici de zor koşullar altında ayakta kalmaya çalışır. Artan maliyetler, kira, enerji, nakliye giderleri… Hayat tek taraflı ilerlemiyor.
Bu nedenle meseleye sadece öfkeyle bakmak da, sadece savunmayla yaklaşmak da çözüm üretmez. Çözüm; hakkaniyettedir.
Hukuk ve Vicdan Dengesi Kurulmalıdır.
Hukuk şunu söyler:
Salt mal depolamak suç değildir.
Ticari planlama suç değildir.
Mevsimsel stok suç değildir.
Suç olan; bilinçli şekilde yapay kıtlık yaratmak, piyasayı manipüle etmek ve insanın zor durumunu fırsata çevirmektir.
Ancak hukuk duyguyla değil delille konuşur.
Toplumsal hassasiyet önemlidir ama adaletin ölçüsü yine de ispat ve hakkaniyettir.
Ramazan’ın ruhu da tam burada devreye girer:
Kimsenin hakkını yememek, kimseyi haksız yere suçlamamak.
Asıl Denetim: İçimizdeki Terazidir.
Devlet denetim yapar. Kurallar koyar. Gerektiğinde piyasaya fiyatlara müdahale eder. Bu doğaldır.
Ama Ramazan bize başka bir denetim mekanizmasını hatırlatır: Vicdan.
Bir esnaf fiyat belirlerken yalnızca kazancı değil, kul hakkını da düşünürse;fiyatı fahiş belirlediğinde bunun vicdana uygun olmadığını kabul ederse ,
Bir tüketici de emeğe saygıyı elden bırakmazsa; o zaman vicdanlar rahatlar.Toplum Vicdani huzur bulur dengeye gelir.
Toplum, sadece hukukla değil, merhametle de ayakta kalır.
Çünkü bu ay, kazançtan önce adaleti;
hesaptan önce hakkı;
alışverişten önce insanı hatırlatır.
Son Söz
Ramazan, kalbimizin daraldığı yerleri genişletme fırsatıdır.
Bir sofrayı paylaşmak, bir gönlü onarmak, bir yükü hafifletmektir.
Bu mübarek ayın; kırgınlıkları azaltmasını, dayanışmayı çoğaltmasını, evlerimize huzur ve bereket getirmesini diliyorum. Ama en çok da şunu diliyorum: Kalplerimiz büyüsün.
Okurlarıma küçük bir çağrım var:
Bu Ramazan bir kişiyi daha hatırlayalım. Bir ihtiyaç sahibine destek olalım. Uzun zamandır aramadığımız bir büyüğümüzü arayalım. Bir öğrencinin, bir komşunun, bir dostun yüküne küçük de olsa omuz verelim.
Çünkü bazen bir hayatı değiştirmek için büyük şeylere değil, samimi bir iyiliğe ihtiyaç vardır.
Hayırlı ve bereketli bir Ramazan diliyorum.
Av. Bekir Şahiner