Kızıldeniz'in karanlık derinliklerinde, çevresindeki deniz suyundan adeta görünmez bir sınırla ayrılan ve içine giren canlılar için ölümcül sonuçlara yol açan sıra dışı tuzlu su havuzları keşfedildi. Bilim insanlarının “derin deniz tuzlu su havuzları” olarak tanımladığı yapılar, tamamen oksijensiz ve normal deniz suyundan çok daha yüksek tuzluluğa sahip olmasıyla dikkat çekiyor.

1.77 kilometre derinlikte haritalandırıldı

Miami University'nden deniz jeobilimci Sam Purkis liderliğindeki araştırma ekibi, OceanX seferi kapsamında Akabe Körfezi'nin yaklaşık 1,77 kilometre derinliğinde bulunan havuz sistemini haritalandırdı. Çalışmanın destekçisine atfen NEOM Brine Pools (NEOM Tuzlu Su Havuzları) adı verilen yapılar, kıyıya yalnızca 2 kilometre mesafede bulunmasıyla bilim dünyasının dikkatini çekti.

Yoğunluğu çevresindeki deniz suyundan çok daha yüksek olan tuzlu su, deniz tabanındaki çukurlarda birikiyor ve normal deniz suyuyla kolayca karışmıyor. Bu durum, havuzların çevresinde belirgin bir sınır oluşmasına neden oluyor.

Ölümcül havuzlar yırtıcılar için av alanına dönüşüyor

Havuzların içine giren balık ve karidesler, oksijenin bulunmaması ve aşırı tuzluluk nedeniyle saniyeler içerisinde sersemleyerek hareket kabiliyetlerini kaybedebiliyor. Bu özelliğiyle havuzlar, çevresindeki canlılar açısından ölümcül bir tuzağa dönüşüyor.

Ancak bu durum bazı yırtıcılar için farklı bir fırsat yaratıyor. Fırsatçı balıklar ve yılan balıkları, havuzların sınırında bekleyerek aşırı tuzlu su nedeniyle etkisiz hale gelen veya ölen canlılarla besleniyor. Böylece deniz tabanındaki ölümcül yapı, yırtıcı türler için zahmetsiz bir beslenme alanı oluşturuyor.

Ekstrem mikroorganizmalar yaşamın izlerini taşıyor

Balıklar ve diğer deniz canlıları için ölümcül olan koşullar, ekstremofil mikroorganizmalar açısından ise yaşam alanı oluşturuyor. Oksijensiz ve yüksek tuzluluk oranına sahip ortama uyum sağlayan bu mikroorganizmaların, Dünya'da yaşamın ilk dönemlerine ilişkin önemli ipuçları taşıdığı belirtiliyor.

Purkis, bu havuzların yaşamın derin denizlerdeki oksijensiz ortamlarda ortaya çıkmış olabileceğine yönelik teoriler açısından “erken Dünya koşullarının doğal laboratuvarı” niteliği taşıdığını vurguluyor. Araştırmacılar ayrıca bu mikroorganizmaların, Güneş Sistemi'ndeki Europa ve Enceladus gibi buzla kaplı okyanus dünyalarında yaşam ihtimalinin araştırılmasına da katkı sağlayabileceğini değerlendiriyor.

Ekstrem koşullarda yaşayan mikroorganizmaların daha önce kanser ve dirençli bakterilerle mücadelede kullanılabilecek bazı moleküllerin keşfinde rol oynadığı biliniyor. Bu nedenle NEOM Brine Pools içerisindeki mikrobiyal çeşitliliğin, gelecekte yeni antibiyotik ve ilaç çalışmalarına kaynak oluşturabileceği düşünülüyor.

Bin yıllık afet geçmişine ışık tutuyor

Dünyada yalnızca Meksika Körfezi, Akdeniz ve Kızıldeniz gibi sınırlı bölgelerde bulunan derin deniz tuzlu su havuzlarının, Miyosen döneminde oluşan ve milyonlarca yıl öncesine uzanan tuz birikintilerinin çözünmesiyle meydana geldiği belirtiliyor.

Akabe Körfezi'ndeki havuzları özel kılan unsurlardan biri ise kıyıya son derece yakın olmaları. Kıyıdan taşınan tortuların havuzların dibinde bozulmadan birikmesi, bölgenin geçmişte yaşadığı doğal afetlerin izlerinin korunmasını sağlıyor.

Araştırmalara göre tortu katmanları, bölgede yaklaşık her 25 yılda bir şiddetli yağışların neden olduğu büyük sellerin yaşandığına işaret ediyor. Aynı kayıtlar, bölgede ortalama 100 yılda bir tsunami meydana geldiğine dair izler de taşıyor.

‘Şikayet kraliçesi' Ezgi Yen sosyal medyayı salladı: Markalar da dahil oldu
‘Şikayet kraliçesi' Ezgi Yen sosyal medyayı salladı: Markalar da dahil oldu
İçeriği Görüntüle

Bu verilerin, Akabe Körfezi çevresinde hızla artan kentleşme ve mega altyapı projeleri açısından önemli bir tarihsel veri kaynağı oluşturduğu belirtiliyor. Araştırmacılar, havuzlardan elde edilen kayıtların gelecekteki deprem ve tsunami risk analizlerinde kullanılabileceğine dikkat çekiyor.

Daha gelişmiş sondaj ekipmanlarıyla tortuların daha derin katmanlarına ulaşılması halinde, bölgenin doğal afet geçmişinin binlerce yıl daha geriye götürülerek incelenebileceği değerlendiriliyor.

Kaynak: Sputnik