Savaşların ağır bilançosuna çoğu zaman ölümler, yaralanmalar ve yerinden edilmeler üzerinden bakılıyor. Ancak çatışmaların bir başka kalıcı sonucu da toplumların geçmişini ve kültürel hafızasını taşıyan yapıların ortadan kalkması oluyor. UNESCO’nun verileri, 2026 yılında da farklı çatışma bölgelerinde kültürel mirasın ciddi tehdit altında olduğunu gösteriyor. Ukrayna’nın Odesa kentindeki UNESCO Dünya Mirası alanında ağustos ayında altı tarihi yapı zarar görürken, Gazze’de 2023’ten bu yana 164 kültürel alanın hasar gördüğü kurum tarafından doğrulandı.
Odesa’dan Gazze’ye kültürel miras hedefte
Ukrayna’da Rusya’nın saldırıları sırasında kültürel miras alanları da zarar görmeye devam ediyor. UNESCO, 9 Ağustos 2026’da Odesa’da düzenlenen saldırıda Dünya Mirası statüsündeki Tarihi Odesa Merkezi’nde bulunan altı kültürel miras yapısının hasar gördüğünü açıkladı. Hasar gören yapılar arasında Sturdza Evi ve çeşitli tarihi konut binaları da bulunuyor. Gazze’de ise UNESCO, 24 Mart 2026 itibarıyla 164 kültürel miras alanındaki hasarı doğruladı. Bunlar arasında Büyük Ömeri Camii, Saint Porphyrius Ortodoks Kilisesi kompleksi, Pasha Sarayı Müzesi ve çeşitli tarihi yapılar ile arkeolojik alanlar yer alıyor. UNESCO ayrıca Gazze’nin tarihi merkezini, Ömeri Camii ve Porphyrius Kilisesi’ni kapsayan alanın 2026 yılında Dünya Mirası Geçici Listesi’ne sunulduğunu açıkladı.


İran ve Sudan’da da alarm sürüyor
Ortadoğu’daki çatışmalar kültürel miras üzerindeki baskıyı başka ülkelere de taşıdı. UNESCO, Mart 2026’da Tahran’daki UNESCO Dünya Mirası alanlarından Gülistan Sarayı’nın, bir hava saldırısının ardından oluşan şok dalgası ve enkaz nedeniyle zarar gördüğünü bildirdi. UNESCO, bölgedeki taraflara kültürel varlıkların konumlarını ilettiğini ve bu alanların uluslararası hukuk kapsamında korunması gerektiğini hatırlattı. Sudan’da ise savaş, tarihi alanlardaki koruma çalışmalarını sekteye uğratıyor. UNESCO ve uzmanların aktardığı bilgilere göre Meroe Krallığı’na ait piramitlerin bulunduğu alan, savaş nedeniyle yürütülemeyen koruma çalışmaları, kum birikimi, bitki örtüsü ve çevresel etkiler nedeniyle ciddi risk altında. UNESCO, 2025’te Meroe ve Sudan’daki diğer kültürel miras alanları için acil koruma desteği de onayladı.


Kültürel mirası koruyan uluslararası hukuk var
Silahlı çatışmalarda kültürel varlıkların korunmasına ilişkin temel uluslararası hukuk 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi ile oluşturuldu. Sözleşme, anıtlar, müzeler, arşivler, sanat eserleri ve diğer kültürel varlıkların savaş sırasında korunmasını öngörüyor. 1999 tarihli İkinci Protokol ile sistem daha da güçlendirildi. Protokol, insanlık açısından büyük öneme sahip kültürel varlıklar için “geliştirilmiş koruma” mekanizması oluştururken, ağır ihlaller bakımından yaptırımlar ve belirli koşullarda bireysel cezai sorumluluk hükümleri de getirdi. Ancak uluslararası hukukta bir yasağın bulunması, savaş sırasında meydana gelen her yıkımın otomatik olarak savaş suçu kabul edileceği anlamına gelmiyor. Bir saldırının hukuki açıdan değerlendirilmesinde hedefin niteliği, saldırının amacı, askeri gereklilik ve saldırıyı gerçekleştiren kişilerin kastı gibi unsurların ortaya konulması gerekiyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde neden az sayıda dava var?
Kültürel mirasa yönelik saldırılar konusunda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin en önemli örneklerinden biri Mali’deki Timbuktu davası oldu. UCM, Ahmad Al Faqi Al Mahdi’yi 2012 yılında Timbuktu’daki tarihi ve dini yapılara yönelik kasıtlı saldırılar nedeniyle savaş suçundan mahkum etti ve dokuz yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme daha sonra mağdurlar için tazminat sürecini de yürüttü. Bu dava, kültürel mirasın doğrudan savaş suçu kapsamında ele alınabileceğini gösteren en önemli yargı süreçlerinden biri oldu. Ancak her çatışma bölgesinde benzer bir soruşturmayı yürütmek kolay değil. Olayların savaş bölgesinde gerçekleşmesi, delillerin toplanmasını ve saldırının kim tarafından, hangi emirle ve hangi amaçla gerçekleştirildiğinin ortaya konulmasını zorlaştırabiliyor. Ayrıca uluslararası mahkemelerin yetkisi, devletlerin işbirliği ve şüphelilerin yakalanması gibi sorunlar da süreci uzatabiliyor.

“Kanıt var ama hesap verme mekanizması sınırlı”
Kültürel miras araştırmacıları ise teknolojik gelişmelerin olayların belgelenmesini geçmişe kıyasla kolaylaştırdığını belirtiyor. Uydu görüntüleri, uzaktan algılama, dijital arşivler ve sahadaki ekiplerin tuttuğu kayıtlar, saldırıların ve hasarın zaman içinde karşılaştırılmasına imkan sağlıyor. Bu nedenle tartışmanın önemli bölümünün yalnızca “saldırı oldu mu?” sorusundan değil, sorumlunun nasıl tespit edileceği ve hangi yargı mekanizmasının devreye sokulacağı sorusundan geçtiği belirtiliyor. UNESCO da kültürel mirasın korunmasının yalnızca savaş sonrasında restorasyon yapılmasından ibaret olmadığını, devletlerin savaş öncesinde envanter, acil durum planı ve uzman ekipler oluşturmasını gerektirdiğini vurguluyor.

“Kültürel miras ambulansları” eserleri kurtarmaya çalışıyor
Savaşın yıkıcı etkilerine karşı kültürel miras alanında faaliyet gösteren kuruluşlar da farklı yöntemler geliştiriyor. Ukrayna’da müzelerdeki değerli eserlerin çatışma bölgelerinden çıkarılması ve güvenli alanlara taşınması için uluslararası kuruluşlar tarafından finansman ve ekipman desteği sağlandı. Bu çalışmalar, savaş sırasında kültürel mirasın tamamen yok olmasını önlemek için uygulanan acil koruma yöntemlerinin bir parçası. UNESCO da benzer şekilde kriz bölgelerinde eserlerin taşınması, envanterlenmesi ve hasarın uydu görüntüleriyle belgelenmesine yönelik çalışmalar yürütüyor. Ancak uzmanlara göre eserleri kurtarmak, kültürel mirasın fiziksel olarak korunması anlamına geliyor; saldırıların sorumlularının belirlenmesi ise ayrı bir hukuki süreci gerektiriyor.

Yağmalama da savaşın başka bir boyutu
Kültürel mirasa yönelik tehdit yalnızca bombardımanlardan oluşmuyor. Savaş bölgelerinde müze ve arkeolojik alanların yağmalanması da ciddi bir sorun oluşturuyor. UNESCO’nun kültürel mirasın silahlı çatışmalardaki korunmasına ilişkin çerçevesi, kültürel varlıkların çalınması ve yasa dışı ticaretinin önlenmesine yönelik yükümlülükler de içeriyor. Bu nedenle kültürel miras uzmanları için savaş sonrasında yalnızca hasar gören yapıların onarılması değil, kaçırılan eserlerin izinin sürülmesi ve ait oldukları yerlere iade edilmesi de önemli bir mücadele alanı olarak öne çıkıyor.

Tarihi yapıların yok edilmesi neden daha büyük bir kayıp?
Savaş sırasında bir tarihi yapı yıkıldığında yalnızca bir bina ortadan kalkmıyor. O yapı, bir toplumun geçmişine, inançlarına, sanatına ve ortak hafızasına ilişkin fiziksel bir bağlantı da kayboluyor. Bu nedenle 1954 Lahey Sözleşmesi’nin temel yaklaşımında kültürel mirasın yalnızca tek bir ülkeye veya topluma değil, insanlığın ortak mirasına ait olduğu vurgulanıyor. Ukrayna, Gazze, İran ve Sudan’daki örnekler ise uluslararası hukukta koruma mekanizmaları bulunmasına rağmen, savaş devam ederken kültürel mirası korumanın ve saldırıların sorumlularını etkili biçimde yargılamanın hâlâ ciddi bir uluslararası sorun olduğunu ortaya koyuyor.




