Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Basra Körfezi ve çevresinde uzun süredir hareketsiz kalan gemiler, deniz ekosistemleri açısından yeni bir tehdit oluşturuyor. Uluslararası bir deniz biyologları ekibinin Biological Invasions dergisinde yayımlanan çalışmasına göre, gemilerin aylarca aynı bölgede beklemesi, istilacı türlerin gemi gövdelerine tutunarak çoğalması için uygun ortam hazırlıyor. Araştırmacılar, gemilerin yeniden sefere başlamasıyla birlikte bu canlıların dünyanın farklı bölgelerindeki limanlara taşınabileceğini ve bunun geniş çaplı bir biyolojik istila sürecini tetikleyebileceğini belirtiyor.
Hürmüz’de yaklaşık 1500 gemi mahsur kaldı
Bilim insanlarının değerlendirmesine göre şubat ayından bu yana Basra Körfezi'nde yaklaşık 1500 gemi mahsur kalmış durumda. Umman Körfezi'nde ise yüzlerce geminin daha uzun süreli bekleyiş içinde olduğu belirtiliyor. Araştırmacılar, bu durumun modern denizcilik tarihinde alışılmışın dışında bir sürekliliğe sahip olduğuna dikkat çekiyor. Daha önce Süveyş Kanalı'nın 2021 yılında altı gün boyunca kapanması ve 2024'te Baltimore Limanı'ndaki köprü çökmesi nedeniyle bazı gemilerin yaklaşık 11 hafta boyunca aksamalardan etkilenmesi örnek gösteriliyor. Ancak Hürmüz Boğazı çevresindeki gemilerin aylarca hareketsiz kalması, biyolojik kirlenme açısından çok daha uzun bir süreye işaret ediyor.
Gemilerin gövdeleri canlılar için yapay yaşam alanına dönüşüyor
ABD'deki Maryland Üniversitesi'nden deniz ekolojisti ve çalışmanın baş yazarı Prof. Dr. Mario Tamburri'ye göre, gemiler uzun süre hareketsiz kaldığında deniz canlılarının gemi yüzeylerine tutunması hızlanıyor. Bu süreç "biyolojik kirlenme" olarak adlandırılıyor. Öncelikle bakteriler ve diğer mikroorganizmalar geminin yüzeyinde bir biyofilm tabakası oluşturuyor. Ardından algler, midyeler, solucanlar ve çeşitli deniz omurgasızlarının larvaları bu yüzeye yerleşerek çoğalmaya başlıyor. Körfez bölgesinde deniz tabanının büyük ölçüde çamur, silt ve kumdan oluşması da süreci daha önemli hale getiriyor. Araştırmacılara göre, sert yüzeylerin sınırlı olduğu bu ortamda gemilerin gövdeleri deniz canlıları için uygun bir tutunma alanı oluşturuyor.
10 günden sonra risk hızla artıyor
Bilim insanları, bölgede normal şartlarda gemilerin limanlarda genellikle bir ila üç gün kaldığını belirtiyor. Ancak istilacı türlerin gemilerin yüzeylerinde 10 günden sonra hızla birikmeye başlayabildiği ifade ediliyor. Hürmüz Boğazı'nda ise bazı gemiler aylardır hareketsiz durumda bulunuyor. Bu nedenle araştırmacılar, mevcut durumun biyolojik kirlenme açısından "en kötü senaryo" koşullarına yaklaştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Uluslararası Denizcilik Örgütü de 2023 yılında uzun süre hareketsiz kalan gemilerin yeniden sefere çıkmadan önce biyolojik kirlenmenin giderilmesine yönelik önlemler alınmasını tavsiye etmişti.
Sıcaklık da riski artırıyor
Araştırmacılara göre tehlikeyi büyüten unsurlardan biri de gemilerin bölgede hareketsiz kaldığı dönemin mevsimsel özellikleri. Hürmüz Boğazı'nın şubat ayının sonunda kapanmasıyla birlikte Körfez suları yaz dönemine doğru ısınmaya başladı. Sıcaklıkların yükselmesi ise birçok deniz omurgasızı ve alg türünün üreme faaliyetlerini artırabiliyor. Tamburri, kapanmanın kış ortasında gerçekleşmesi halinde riskin daha düşük olabileceğine dikkat çekerek, ısınan suların organizmaları yumurta bırakmaya, büyümeye ve yeni yüzeylere yerleşmeye teşvik ettiğini belirtiyor. Çalışmada, Körfez'de bulunan bazı türlerin yüksek sıcaklıklarda dahi hızlı şekilde çoğalabildiğine dikkat çekiliyor. Araştırmacılar, bazı türlerin gemiler üzerinde kaldıkları süre boyunca milyonlarca larva üretmiş olabileceğini değerlendiriyor.
Gemiler yeniden hareket ettiğinde ne olacak?
Bilim insanlarının en büyük endişesi, gemilerin yeniden hareket etmesiyle birlikte bu canlıların başka denizlere taşınması. Gemilerin dünya genelindeki limanlara ulaşması, üzerinde yaşayan organizmaların da yeni ekosistemlere taşınması anlamına geliyor. Yeni bir bölgeye ulaşan istilacı türler burada yerleşirse yerli türlerle rekabete girebiliyor ve mevcut ekosistemin dengesini değiştirebiliyor. Araştırmacılar bunun balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliğinden enerji santrallerinin soğutma sistemlerine kadar çok farklı alanlarda ekonomik sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. İstilacı türlerin yerli canlıları baskılayabileceği, bazı türlerin bölgedeki canlı çeşitliliğini azaltabileceği ve yerleştikten sonra ortadan kaldırılmalarının son derece zor olabileceği ifade ediliyor.
Sadece ekosistem değil, gemiler de zarar görüyor
Gemilerin gövdelerinde biriken canlılar yalnızca çevresel risk oluşturmuyor. Biyolojik kirlenme, gemilerin performansını ve yakıt tüketimini de doğrudan etkiliyor. Gemi gövdesinde oluşan biyofilm tabakası suyla sürtünmeyi artırarak geminin hızını düşürebiliyor. Tamburri'ye göre yalnızca biyofilm oluşumu bile yakıt tüketimini yüzde 2 ila 5 arasında artırabiliyor. Daha yoğun biyolojik kirlenme meydana geldiğinde ise yakıt tüketimindeki artışın yüzde 25'e kadar çıkabileceği belirtiliyor. Bu nedenle gemilerin gövdelerinde canlıların tutunmasını engellemek amacıyla biyosit içeren özel boyalar kullanılıyor. Ancak araştırmacılara göre bu boyalar gemiler düzenli hareket halindeyken daha etkili olurken, uzun süre hareketsiz kalan gemilerde yeterli koruma sağlayamayabiliyor.
Hangi limanlar risk altında?
Araştırmacılar, gemilerin sefer rotaları, yolculuk süreleri ve çevresel koşulları dikkate alarak istilacı türlerin taşınması açısından daha savunmasız olabilecek limanları da belirledi. Bu limanlar arasında Suudi Arabistan'daki Cidde, Hindistan'daki Mumbai, Sri Lanka'daki Colombo, Singapur, Mısır'daki İskenderiye, Yunanistan'daki Pire, İspanya'daki Algeciras ve Hollanda'daki Rotterdam bulunuyor. Bilim insanlarına göre özellikle Körfez'le benzer sıcaklık ve tuzluluk koşullarına sahip limanlar daha yüksek risk taşıyor. Çünkü bölgeden taşınan canlıların bu ortamlara uyum sağlama ihtimali daha yüksek olabilir.
Gemiler yeniden sefere çıkmadan önce temizlenmeli
Araştırmacılar, ideal senaryoda Hürmüz Boğazı çevresinde uzun süre hareketsiz kalan gemilerin bölgeden ayrılmadan önce temizlenmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak aylarca bekleyen çok sayıda büyük geminin aynı anda temizlenmesi ciddi bir lojistik sorun oluşturuyor. Özellikle ağır biyolojik kirlenmeye maruz kalmış gemilerin temizlenmesi için mevcut altyapının yeterli olup olmadığı da önemli bir soru olarak öne çıkıyor. Deniz biyologları, gemilerden sökülen canlıların doğrudan denize bırakılmaması gerektiğini ve biyolojik kirlenmenin kontrollü şekilde toplanarak imha edilmesinin önem taşıdığını vurguluyor. Robotik sistemler gibi teknolojilerle gemilerin su altında temizlenmesi mümkün olsa da Körfez bölgesindeki mevcut temizlik hizmetlerinin bu ölçekteki bir operasyonu karşılayacak kapasitede olmadığı belirtiliyor.
Bilim insanlarından uluslararası işbirliği çağrısı
Araştırmacılara göre gemilerin yeniden sefere başlamadan önce tamamen temizlenmesini sağlamak, mevcut koşullar nedeniyle her gemi için uygulanabilir bir çözüm olmayabilir. Bu nedenle asıl önlemin, gemilerin ulaşacağı limanlarda alınması gerektiği belirtiliyor. Bölgeden gelecek gemileri kabul edecek limanların, biyolojik kirlenme ve istilacı tür riskine karşı denetim ve temizlik kapasitesini artırması öneriliyor. Prof. Dr. Tamburri, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasıyla birlikte bölge dışındaki denizlere yerli olmayan organizmaların taşınmasının büyük ölçüde kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Ancak araştırmacılara göre bunun küresel çapta bir "biyolojik istila süper yayılım olayına" dönüşüp dönüşmeyeceği, ülkelerin bundan sonraki dönemde göstereceği koordinasyona bağlı olacak.




