Danimarka milli takımı, 1992 Avrupa Şampiyonası’nda futbol tarihinin en büyük mucizelerinden birini gerçekleştirdi. Elemelerde Yugoslavya’nın grubunda ikinci olmuşlardı ve turnuvaya katılma hakları yoktu. Ancak Yugoslavya, ülkedeki savaş nedeniyle UEFA tarafından turnuvadan men edildi. Turnuvanın başlamasına sadece on bir gün kala Danimarka’ya acele bir davet geldi. Oyuncular tatildeydi, teknik direktör Richard Møller Nielsen mutfak tadilatı planlıyordu. Takım hazırlıksız şekilde İsveç’e gitti. Grup aşamasında İngiltere ve İsveç’e karşı gol atamadı, sadece bir puan topladı. Son maçta Fransa’yı 2-1 yenerek sürpriz şekilde çeyrek finale yükseldi. Yarı finalde Hollanda ile 2-2 berabere kaldı, penaltılarda Peter Schmeichel’ın Marco van Basten’i kurtarmasıyla 5-4 kazandı. Finalde dünya ve Avrupa şampiyonu Almanya’yı 2-0 mağlup etti. John Jensen 19. dakikada uzaktan şık bir gol attı, Kim Vilfort 78. dakikada farkı ikiye çıkardı ve kızı Line’ye söz vermişti. Peter Schmeichel kalede devleşti, Danimarka savunması kusursuzdu. Takım “en iyi oyuncular değil, en iyi takım” mottosuyla oynadı. Büyük favorileri tek tek devirdi: Fransa, Hollanda, Almanya. Bu zafer, underdog hikâyelerinin zirvesi olarak tarihe geçti. Danimarka halkı sokaklara döküldü, ülke bayram havasına girdi. Yaklaşık bir buçuk milyon kişi kutlamalara katıldı. Schmeichel, Larsen, Vilfort gibi isimler efsane oldu. 1992 yazı, Danimarka için “tatilden şampiyonluğa” giden yoldu. Futbolun romantizmini kanıtladı: her şey mümkün. Bugün hâlâ ilham kaynağı, “Danimarka masalı” diye anılıyor. O turnuva, sürprizlerin en büyüğüydü. Ve Danimarka, Avrupa’nın kralı oldu.