Netanyahu’dan Türkiye’ye açık tehdit: Onları vuracağımızı anlıyorlar, bu işi bitireceğiz
Netanyahu’dan Türkiye’ye açık tehdit: Onları vuracağımızı anlıyorlar, bu işi bitireceğiz
İçeriği Görüntüle

ABD ile İran arasındaki savaşta çatışmaların yedinci aya girmesiyle birlikte tarafların askeri ve ekonomik baskıyı artırması, savaşın nasıl sona erebileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Haziran ayında iki ülke arasında 60 günlük müzakere sürecinin önünü açan bir Mutabakat Zaptı imzalanmış, anlaşmada askeri faaliyetlerin sona erdirilmesinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve tarafların nihai bir anlaşmaya ulaşması hedeflenmişti. Ancak bu süreç kalıcı bir barışa dönüşmedi ve son günlerde çatışmalar yeniden tırmandı.

ABD’nin İran’a yönelik ekonomik baskıyı artırması ve yeni yaptırımlar uygulaması, Washington’ın Tahran’ı yeniden müzakere masasına çekme stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor. İran ise Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sürdürerek ABD’ye karşı önemli bir kozunu elinde tutuyor. Uzmanlara göre kalıcı çözüm, taraflardan birinin tamamen geri adım atmasından çok, karşılıklı tavizlerle yeni bir anlaşmaya ulaşılmasıyla mümkün olabilir.

ABD, ekonomik ve askeri baskıyla İran’ı müzakereye zorlamak istiyor

Washington DC’deki Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı Jason Campbell’a göre ABD’nin İran’a yönelik stratejik hedefleri halen tam anlamıyla netleşmiş değil. Campbell, Washington’ın askeri gücün hızlı bir sonuç sağlayacağı varsayımıyla hareket ettiğini ancak bunun beklenen etkiyi yaratmadığını belirtiyor. ABD’nin bu nedenle askeri baskının yanı sıra ekonomik yaptırımları da devreye soktuğunu belirten Campbell, Washington’ın mevcut aşamada İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksatma kapasitesini sınırlamaya ve Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya odaklandığını değerlendiriyor. Campbell’a göre ABD yönetimi, yaptırımlar ve askeri baskının İran’ı daha zayıf bir pozisyonda müzakere masasına oturmaya zorlamasını umuyor. Ancak İran’ın bir anlaşma karşılığında Washington’dan yüksek bedelli tavizler talep etmesi, Trump yönetimi açısından siyasi olarak zor bir tablo oluşturabilir.

İran baskıya rağmen geri adım atmayı düşünmüyor

Londra’daki Chatham House’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı’nda araştırmacı olan Dr. Aniseh Bassiri Tabrizi ise son saldırıların İran’ın savaşla ilgili hesaplarını önemli ölçüde değiştirmediği görüşünde. Tabrizi’ye göre İran, ekonomik baskının artmasına ve zaman zaman gerçekleşen saldırılara rağmen daha geniş çaplı bir çatışmadan kaçınmaya çalışacak. Tahran’ın saldırılara karşılık verirken ölçülü davranarak savaşın daha büyük bir bölgesel çatışmaya dönüşmesini engellemeye çalışabileceğini belirten Tabrizi, ekonomik sorunların İran açısından ciddi bir baskı oluşturmasına rağmen bunun kısa vadede ülkenin müzakere yaklaşımını değiştireceğini düşünmüyor. İran’ın bir çıkış yolu aradığına dikkat çeken Tabrizi, ancak Tahran’ın ABD baskısına teslim olmak istemediğini ve Washington’ın haziran ayında imzalanan mutabakata dönmesini ya da en azından yeni tavizler vermesini beklediğini ifade ediyor.

Çözüm yeniden ateşkes ve mutabakat üzerinden gelebilir

İngiltere’nin eski İran Büyükelçisi ve Royal United Services Institute araştırmacısı Nicholas Hopton ise askeri baskının İran’ı teslim olmaya zorlamasının gerçekçi olmadığını savunuyor. Hopton’a göre ekonomik yaptırımlar da tek başına yeterli olmayabilir çünkü İran’la ekonomik ilişkilerini sürdüren Çin, Rusya ve diğer ülkelerin ABD’nin tek taraflı yaptırımlarını bütünüyle desteklemesi beklenmiyor. Hopton, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sürdürmesinin küresel ekonomi açısından önemli bir baskı unsuru olduğunu belirtiyor. Bu nedenle ABD açısından gerçekçi bir çıkış yolunun, daha önce ortaya konulan anlaşma çerçevesine yeniden dönülmesi olabileceğini ifade ediyor. Haziran ayında imzalanan mutabakat, 60 günlük bir müzakere dönemi öngörürken İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamasını, ABD’nin ise deniz ablukasını kaldırmasını hedefliyordu. Nihai anlaşmaya ulaşılması halinde yaptırımların kaldırılması ve İran’ın nükleer programına ilişkin düzenlemeler de müzakere başlıkları arasında bulunuyordu. Hopton’a göre böyle bir anlaşma yalnızca savaşı sona erdirmekle kalmayacak, İran’ın nükleer kapasitesi konusundaki endişeleri azaltarak ABD açısından da siyasi bir kazanım sağlayabilecek.

Hürmüz Boğazı savaşın kaderini belirleyebilir

Uzmanların değerlendirmelerinde ortak şekilde öne çıkan başlıklardan biri Hürmüz Boğazı oldu. Dünyanın önemli enerji geçiş noktalarından biri olan boğazdaki gemi trafiğinin aksaması, savaşın yalnızca ABD ve İran arasındaki askeri mücadele olmaktan çıkıp küresel ekonomiyi etkileyen bir krize dönüşmesine neden oluyor. İran, boğaz üzerindeki etkisini önemli bir pazarlık kozu olarak kullanırken ABD ise ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamayı temel hedeflerinden biri olarak görüyor. Son haftalarda tarafların boğaz konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunması, bölgedeki gerilimin çözümün önündeki en önemli engellerden biri olduğunu gösteriyor.

Savaşın bitmesi için hangi senaryolar öne çıkıyor?

Uzmanların değerlendirmeleri birlikte ele alındığında, ABD-İran savaşının tamamen askeri bir zaferle sona ermesinden ziyade müzakere yoluyla sonuçlanması daha olası görünüyor. Bunun için ilk aşamada çatışmaların durması ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin yeniden güvence altına alınması gerekiyor. İkinci aşamada tarafların haziran ayında üzerinde uzlaştığı çerçeveye dönmesi veya bundan daha kapsamlı yeni bir anlaşma hazırlaması gündeme gelebilir. Böyle bir anlaşmanın İran’ın nükleer programı, ABD yaptırımları, Hürmüz Boğazı ve bölgedeki askeri faaliyetleri kapsaması beklenebilir. Ancak tarafların mevcut tutumları dikkate alındığında kısa vadede kalıcı bir barış ihtimali zayıf. ABD baskıyı artırırken İran da geri adım atmak yerine elindeki askeri ve jeopolitik kozları korumaya çalışıyor. Son günlerde yeniden yoğunlaşan saldırılar da tarafların henüz ortak bir zeminde buluşamadığını gösteriyor.

“Şimdilik sonuçsuz bir durum devam edecek”

Uzmanlara göre savaşın sona ermesi için taraflardan birinin kesin yenilgisi yerine kontrollü bir ateşkes, karşılıklı tavizler ve güvenlik garantileri gerekiyor. Özellikle İran’ın yaptırımların kaldırılması talebi ile ABD’nin Hürmüz Boğazı ve nükleer program üzerindeki taleplerinin aynı müzakere masasında buluşturulması belirleyici olabilir. Ancak mevcut tablo, kısa vadede tarafların birbirine baskı uygulamaya devam edeceğine işaret ediyor. Nicholas Hopton da bu nedenle yakın gelecekte herkes açısından maliyetli, karmaşık ve sonuçsuz bir sürecin devam edebileceğini değerlendiriyor.

Kaynak: bbc