Eğer gazeteciyseniz ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti'ne üye olmak istiyorsanız zorlu yollar sizleri bekliyor. O zorlu yollar nelermiş bakalım;

Öncelikle cemiyete ait olan üye talep formunu doldurmanız gerekiyor. Fakat doldurmanız yetmiyor. En az 10 yıllık 3 üyenin yönetim kurulu hariç ıslak imzası gerekiyor. Öyle kafanıza göre üye olamıyorsunuz cemiyete. Gazeteci olmanız yetmiyor, birilerinin size "kefil" olması gerekiyor.

Sonrasında ise 5 adet fotoğraf, kimlik fotokopisi, basın kartı fotokopisi, ikametgâh, bünyesinde çalıştığınız kurumdan yazı, adli sicil kaydı, diploma ya da mezuniyet belgesini de hazırlamış olmanız gerekiyor.

Üniversitelerin herhangi bir bölümünden mezun olduysanız ve aktif basın sigortası ile çalışıyor iseniz ilgili kurumda en az 4 yıldır çalışıyor olmanız gerekiyor. Basın sigortalı değilseniz ise en az 6 yıl çalışıyor olmanız gerekiyor. İletişim fakültesi mezunu ve basın sigortalı çalışıyor iseniz 3 yıl, basın sigortalı değil ise 5 yıldır çalışıyor olmanız gerekiyor.

Yani cemiyet diyor ki sen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan basın kartı almış olsan bile benim için yeterli değil, mutlaka en az 10 yıllık 3 üyenin ıslak imzası gerekiyor. Üstelik çalıştığınız kuruluşlarda kıdem sahibi olmanız gerekiyor.

Peki, bu kadar cemiyete üye olmak için niye bu kadar zor koşullar öne sürülüyor?

Bu katı üyelik şartları, İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ni adeta bir kapalı yapıya dönüştürüyor.

Resmi basın kartı bile yetmezken üç 10 yıllık üyenin ıslak imzasını şart koşmak birilerinin hegemonyasını mı güçlendiriyor? Bu soru cevaba muhtaç bir soru. Deneyim süreleri modern medyanın esnek yapısını adeta hiçe sayarak mesleğe yeni adım atan gazetecileri dışlıyor. Sonuçta bu engeller, cemiyetin yenilenmesini ve gerçek basın özgürlüğü mücadelesini zayıflatıyor.

Cemiyetin uyguladığı bu katı kurallar pratikte yeni üyelerin girişini doğal olarak engelliyor. Böylece Genel Kurul’daki oy kullanma ve aday olma hakkı büyük ölçüde eski, yerleşik üyelerin elinde kalıyor. Yönetim Kurulu her üç yılda bir seçildiği için, oy tabanı sabit kaldığında radikal bir yönetim değişikliği doğal olarak zorlaşıyor hatta imkansız bir hale geliyor.

Öte yandan bu katı kurallar, tüzüğün de belirttiği gibi “mesleğin onurunu ve standartlarını koruma” gerekçesiyle savunuluyor. Acaba niye, cemiyet yönetimini sonsuza kadar aynı düşüncede ve benzer kişilerin elinde tutmak mı? Sonuç itibarıyla statükoyu ve geleneksel yapıyı koruyan bir mekanizma yaratılıyor, sisteme üye olarak girmeniz ise engellenmese bile yazının başında belirttiğim gibi yokuşa sürülüyor.

Bana göre cemiyet, siyasi bir parti ya da ideolojiye bağlı değil; gazetecilerin mesleki çıkarlarını, basın özgürlüğünü ve etik bağımsız gazeteciliği savunan yerel bir meslek cemiyeti olarak yoluna devam etmelidir. Yönetim yani Genel Kurul’da seçilen Yönetim Kurulu öncelikle bunu gözetmelidir.

Eğer gözetmezse kapalı devre bir sosyalleşme kulübü olarak yoluna devam eder. Kapsayıcılıktan uzak ve belirli bir zümrenin elinde kalmış olur. yoktur. Bilindiği üzere evrensel basın ilkelerinde etik kurallar gazeteciler arasında dayanışmayı, eşitliği, mesleki saygınlığı herhangi bir ayrımcılık yapılmamasını savunur. : Gazetecilikle ilgili yazılmış olan evrensel metinler, meslektaşların birbirine karşı dürüst, saygılı ve dayanışma içinde olmasını öngörür.

Ne yazık ki cemiyetin yönetiminde bunu görmek mümkün değil. Cemiyetler ayrışmayı değil, birleşmeyi destekler. Basın mensuplarına senin gazetecin, benim gazetecim gözüyle yaklaşmaz. Yaklaşmaması da esastır.