Sayın Kılıçdaroğlu, bugün İzmir’e geliyorsunuz ama mağdurlarla değil, mağduriyetimizin ortaya çıkmasına neden olan süreçte adı geçen isimlerden bazılarını ziyaret etmeyi tercih ediyorsunuz.

Peki biz?

Dört yıl önce size güvenerek ev sahibi olma hayali kuran, parasını kuruşuna kadar ödeyen, bugün ise hâlâ evine kavuşamayan biz kooperatif mağdurları neredeyiz?

Bizi neden görmüyorsunuz?

Neden sesimizi duymuyorsunuz?

Neden dört yıl önce Gaziemir’de bir kürsüden söylediğiniz sözleri bugün hatırlamak istemiyorsunuz?

Çünkü biz o sözleri unutmadık.

“Sizin muhatabınız doğrudan belediye olacak. Müteahhit ile muhatap olmayacaksınız. Belediye yapacak, garantörü belediye olacak.”

Bu sözleri siz söylediniz.

25 Eylül 2022’de Gaziemir Aktepe-Emrez’deki temel atma töreninde söylediniz.

Yanınızda dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer vardı.

Partinizin İzmir’deki yöneticileri vardı.

Biz vardık.

İzmir vardı.

Ve biz o gün sadece bir temel atıldığını düşünmedik.

Geleceğimizin temelinin atıldığını düşündük.

Size güvendik.

Belediyeye güvendik.

Siyasete güvendik.

Ve paramızı yatırdık.

Aradan dört yıl geçti.

Biz hâlâ evimizi bekliyoruz.

Evimizin parasını ödedik, evimizi alamadık

Bugün geldiğimiz noktada mahkemenin atadığı bağımsız bilirkişi heyetinin tespitine göre inşaatın gerçekleşme oranı yüzde 9,77 seviyesinde.

Bir düşünün…

Dört yıl geçmiş.

İnsanlar parasını ödemiş.

Ama ortada hâlâ tamamlanmış bir ev yok.

Daha da acısı, bugün bize “İnşaatı tamamlayacağız ama kalan maliyeti yine siz karşılayacaksınız” deniliyor.

Yani aynı ev için yeniden ödeme yapmamız bekleniyor.

Bizim isyanımız tam da burada.

Bir evin bedelini iki kez ödemek zorunda mıyız?

Biz üzerimize düşeni yaptık.

Paramızı verdik.

Peki bizim paramız nereye gitti?

Neden proje tamamlanmadı?

Neden dört yıldır evlerimiz teslim edilmedi?

Neden bugün yeniden vatandaşın cebine el atılıyor?

Bunların cevabını istiyoruz.

151 milyondan 329 milyona…

Bir başka soru daha var.

Temel atma sürecinde yaklaşık 151 milyon liralık bedelden söz edilirken, daha iki ay bile geçmeden işin 329 milyon liraya ihale edilmesi nasıl açıklanacaktır?

Aradaki yüzde 117’nin üzerindeki artışın gerekçesi nedir?

“Eskalasyon” denilerek bu fark açıklanabilir mi?

Vatandaşın parasının hesabı bu kadar kolay mı kapatılabilir?

Biz bunları soruyoruz.

Kimse hakkında mahkeme kararı çıkmadan hüküm vermiyoruz.

Eski kooperatif yöneticileri ve yüklenici hakkında yargı süreçlerinin devam ettiğini biliyoruz.

Dosyalarda ciddi suçlamalar bulunuyor.

Tutuklu sanıklar var.

Biz mahkeme değiliz.

Ama biz mağduruz.

Ve mağdurun soru sorma hakkı vardır.

Kayseri’de sorulan sorular bugün İzmir’de neden sorulmuyor?

Burada asıl dikkat çekici olan başka bir konu var.

Daha önce Kayseri’deki kooperatif mağdurlarının yanında duran, onların sorunlarını Meclis’e taşıyan CHP’liler vatandaşın mağduriyetini yüksek sesle dile getirmişlerdi.

“Temel atılırken oradaydınız, şimdi niye yoksunuz?” diye sorulmuştu.

Bugün aynı soruyu biz soruyoruz:

Temel atılırken siz de buradaydınız.

Şimdi neden yoksunuz?

Kayseri’deki vatandaş mağdur olduğunda gösterilen hassasiyet neden İzmir’deki vatandaş mağdur olduğunda gösterilmiyor?

Kayseri’de “Ey iktidar, neredesiniz?” diye soranlar bugün İzmir’de neden susuyor?

Üstelik burası kendi belediyenizin arsası.

Kendi belediyenizin şirketlerinin dahil olduğu bir süreç.

Kendi siyasi kadrolarınızın içinde yer aldığı bir dönem.

Ve en önemlisi…

Kendi genel başkanınızın kürsüden verdiği güvence var.

Biz siyaset istemiyoruz

Burada çok net konuşalım.

Biz CHP düşmanı değiliz.

AK Parti taraftarı da değiliz.

Bizim meselemiz siyasi parti meselesi değildir.

Bizim meselemiz ev meselesidir.

Bizim meselemiz alın teridir.

Bizim meselemiz hayat birikimimizdir.

Bizim meselemiz verilen sözdür.

Hangi partiden olursa olsun, vatandaşına söz veren siyasetçinin o sözün arkasında durmasını bekleriz.

Çünkü vatandaş siyasetçiye sadece oy vermez.

Bazen hayatını emanet eder.

Biz de yaptığımız buydu.

Hayatımızın bir bölümünü size ve belediyeye duyduğumuz güvene emanet ettik.

Bugün o güvenin altında kaldık.

Sayın Kılıçdaroğlu, bize de bir kapı açın

Yarın İzmir’desiniz.

Biz sizden miting istemiyoruz.

Fotoğraf istemiyoruz.

Yeni bir siyasi söz istemiyoruz.

Bir makam istemiyoruz.

Bir ayrıcalık istemiyoruz.

Sadece 10 dakika istiyoruz.

Mağdurların karşısına çıkın.

Bizi dinleyin.

Gözümüzün içine bakın.

Ve bize şu soruların cevabını verin:

Dört yıl önce verdiğiniz sözün arkasında mısınız?

“Garantör belediye” sözünüz bugün hâlâ geçerli mi?

Parasını tamamen ödemiş vatandaş neden yeniden ödeme yapmak zorunda?

Dört yıldır tamamlanamayan bu projenin hesabını kim verecek?

Vatandaşın ödediği paraların akıbeti neden bütün açıklığıyla ortaya konulmuyor?

Biz bu soruların cevabını istiyoruz.

Bizi görmezden gelmeyin

Sayın Kılıçdaroğlu…

Siz dört yıl önce o kürsüde “güven” dediniz.

Biz de güvendik.

Bugün ise o kelime bizim için acı bir hatıraya dönüştü.

Çünkü güven, sadece kürsüde söylenen bir kelime değildir.

Güven, verilen sözün arkasında durmaktır.

Bugün İzmir’e geldiğinizde bizimle değil de başka isimlerle görüşmeyi tercih edebilirsiniz.

Ama şunu unutmayın:

Biz buradayız.

Evimizin başında bekliyoruz.

Paramızın hesabını soruyoruz.

Verilen sözün arkasında durulmasını istiyoruz.

Ve sesimizi duyurmaya devam edeceğiz.

Çünkü bu mesele artık yalnızca Gaziemir’deki kooperatif üyelerinin meselesi değildir.

Bu mesele İzmir’in meselesidir.

Bu mesele vatandaşın siyasete duyduğu güvenin meselesidir.

Bu mesele, bir siyasetçinin kürsüden söylediği sözün değeriyle ilgilidir.

Ve bugün size düşen çok basit:

Dört yıl önce bize “güvenin” dediniz.

Biz güvendik.

Şimdi sıra sizde.

Gelin, o güvenin hesabını birlikte verelim.

Biz kaçmıyoruz.

Siz de bizden kaçmayın