Borsa İstanbul’da günlerdir etkisini sürdüren dalgalanmanın merkezinde, belirli portföy yönetim şirketlerinin yönettiği bazı yatırım fonlarında ortaya çıkan kredi ve likidite sorunları bulunuyor. Finansal İstikrar Komitesi, 17 Eylül’de yaptığı değerlendirmede Borsa İstanbul ve sermaye piyasalarının işleyişine ilişkin temel veya yapısal bir risk bulunmadığını, sorunun fon piyasasının belirli bir bölümünde yoğunlaştığını ve geçici, yönetilebilir nitelikte olduğunu açıkladı.

Kriz nasıl başladı?

Türkiye’de yatırım fonları, yatırımcılardan topladıkları kaynakları hisse senedi, değerli maden, borçlanma araçları ve diğer finansal varlıklara yönlendiriyor. Son dönemde ise bazı fonların özellikle işlem hacmi düşük, piyasadaki dolaşımdaki payı sınırlı hisselerde yoğun pozisyon aldığı ve bu hisselerdeki fiyat hareketlerinin fonların değerini de yukarı taşıdığı yönündeki tartışmalar gündeme geldi. Sermaye Piyasası Kurulu, 18 Eylül’de yaptığı açıklamada, 2025’in son çeyreğinden itibaren bazı fonların fiili dolaşım oranı düşük hisselerde ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini bildirdi. Kurul, 28 Ağustos’ta yatırım fonlarına ilişkin rehberde kapsamlı değişiklikler yapıldığını ve düzenlemelerin fonlar üzerinden manipülasyon imkanını sınırlamayı amaçladığını açıkladı.

TCMB rezervleri 178,7 milyar dolara geriledi
TCMB rezervleri 178,7 milyar dolara geriledi
İçeriği Görüntüle

Düzenlemelerin ardından satış baskısı arttı

Yeni düzenlemeler sonrasında bazı fonların portföylerindeki varlıkları yeniden düzenlemesi ve likidite ihtiyaçlarını karşılaması gereken bir süreç başladı. Yatırımcıların fonlardan çıkış taleplerinin artmasıyla birlikte bazı hisselerde satış baskısı yoğunlaştı ve bu durum Borsa İstanbul’daki genel düşüşü de etkiledi. Pusula Portföy ve Tera Portföy’ün bazı fonlarında yatırımcıların geri ödeme taleplerinin karşılanamamasıyla temerrüt süreci gündeme geldi. Böylece başlangıçta belirli fonlarla sınırlı olan likidite sorunu, fonlardan çıkışların hızlanması ve hisselerdeki satışların artmasıyla piyasada daha geniş bir dalgalanmaya dönüştü.

“Yapay fiyat oluşumu” tartışması

Süreçte en çok tartışılan başlıklardan biri, işlem hacmi düşük hisselerde fiyatların olağandışı biçimde yükselip yükselmediği oldu. Uzman değerlendirmelerinde, az sayıda işlemle fiyatı yükselen hisselerin fon portföylerinde yüksek değerle görünmesinin, fonların kâğıt üzerindeki değerini de artırabileceği belirtiliyor. SPK da 18 Eylül tarihli açıklamasında, yatırım fonları içerisindeki bazı yapıların Borsa’da olağandışı fiyat hareketlerine yol açtığını ve ilişkili taraflar arasındaki işlemler ile teminatsız borçlanmaların oluşturabileceği risklerin finansal istikrar üzerindeki etkisini sınırlamak amacıyla düzenlemeler getirildiğini açıkladı.

Kamu kurumları hangi önlemleri aldı?

Piyasalardaki sert hareketlerin ardından Finansal İstikrar Komitesi toplandı. Komite, fon piyasasının belirli bir bölümünde yoğunlaşan sorunların geçici ve yönetilebilir olduğunu açıklarken, likidite sıkışıklığının giderilmesi ve sorunun başka alanlara yayılmasının önlenmesi için tedbirlerin uygulanacağını bildirdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da 17 Eylül’de likidite imkanlarını yeniden düzenledi. Buna göre haftalık repo ihaleleriyle sağlanacak fonlama gerektiğinde artırılacak, bankaların TCMB Bankalararası Para Piyasası’ndaki borçlanma limitleri güncellenecek ve bazı teminat iskonto oranları düşürülecek. SPK ise Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy’ün fonlarına yönelik işlemleri durdurdu ve toplam 131 fonun tasfiye edilmesine karar verdi.

Fon yöneticileri hakkında soruşturma

Piyasadaki gelişmelerin ardından bazı portföy yönetim şirketlerinin yöneticileri hakkında da adli soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, 18 Eylül’de yaptığı açıklamada fon yönetim kurulu başkan ve üyelerinin de aralarında bulunduğu dört kişinin tutuklandığını, 51 kişi hakkında ise yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol uygulanmasına karar verildiğini açıkladı. Şüphelilerin mal varlıkları hakkında da tedbir kararları alındı. Soruşturmanın odağında sermaye piyasalarında gerçekleştirildiği değerlendirilen şüpheli işlemler bulunurken, adli sürecin devam ettiği ve soruşturma kapsamında yeni işlemlerin yapılabileceği bildirildi.

131 fonun tasfiye süreci nasıl işleyecek?

SPK’nın 18 Eylül’de açıkladığı yeni karara göre tasfiye işlemlerinin yürütülmesinde Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankası görevlendirildi. Tera Portföy fonlarının tasfiyesi İş Bankası tarafından, A1 Capital, Atlas, Bulls, Hedef, Pardus ve Pusula Portföy fonlarının tasfiyesi ise Ziraat Bankası tarafından yürütülecek. Tasfiye işlemlerinin azami üç ay içinde tamamlanması öngörülüyor. Süreçte öncelikle fonların varlıklarının belirlenmesi ve nakde çevrilmesi, ardından yatırımcıların sahip oldukları paylar dikkate alınarak dağıtım yapılması planlanıyor. Fon varlıkları nakde çevrildikçe yatırımcıların bireysel saklama hesaplarına payları oranında ödeme aktarılacak. Bu nedenle tüm yatırımcılar açısından tek bir ödeme tarihi bulunmayacak.

Yatırımcıların parası risk altında mı?

Tasfiye kararı, yatırımcının parasının otomatik olarak tamamen kaybolacağı anlamına gelmiyor. Ancak yatırımcıların yatırdıkları paranın tamamını ve aynı miktarda geri alacağının garantisi de bulunmuyor. Belirleyici unsur, tasfiye edilen fonların portföyündeki varlıkların hangi değer üzerinden nakde çevrileceği ve fonda yatırımcıya dağıtılabilecek ne kadar net varlık kalacağı olacak. Özellikle daha önce yüksek fiyatlardan değerlenen ve likiditesi düşük hisselerin tasfiye sırasında daha düşük fiyatlardan satılması durumunda yatırımcıların zarar etme ihtimali bulunuyor. Bu nedenle fonun tasfiye edilmesi ile yatırımcının başlangıçta yatırdığı tutarın korunması aynı şey değil.

Borsa için sistemik risk var mı?

Finansal İstikrar Komitesi, yaşanan dalgalanmanın Borsa İstanbul ve sermaye piyasalarının genel işleyişine ilişkin temel veya yapısal bir risk oluşturmadığını açıkladı. Komiteye göre sorun, belirli sayıdaki portföy yönetim şirketinin yönettiği bazı fonlarda yoğunlaşan kredi ve likidite problemlerinden kaynaklanıyor. Buna karşın piyasalarda güven kaybının etkilerinin bir süre daha hissedilebileceği ve özellikle küçük, düşük likiditeli hisselere yönelik yatırım iştahının zayıflayabileceği değerlendiriliyor. Fon krizinin bundan sonraki seyri, tasfiye sürecinin ne kadar hızlı ve şeffaf yürütüleceği ile yatırımcıların güveninin ne ölçüde yeniden tesis edilebileceğine bağlı olacak.

Kaynak: BBC