Raporda tasarruf sahipliği, tasarruf araçları ve tasarruf davranışlarına ilişkin önemli bulgular yer aldı.
Tasarruf sahipliği istikrarını koruyor
Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de tasarruf sahipliği %54 ile önceki dönemlere kıyasla değişim göstermeden devam etti. Bu oran, her iki kişiden birinin tasarruf sahibi olduğunu gösteriyor.
Cinsiyete göre bakıldığında, erkeklerde tasarruf sahipliği oranı %55, kadınlarda ise biraz daha düşük seviyede ölçüldü. Tasarrufu olmayan yüzde 46’lık kesim içinde, yakın zamanda tasarruf etmeyi planlayanların oranı %21 olarak belirlendi.
Düzenli tasarruf oranı artıyor
Tasarruf sahipleri içinde düzenli tasarruf yapanların oranı %84’e yükseldi; bu oran önceki çeyreğe göre 2 puan artış gösterdi. Bu kişiler tasarruflarının büyük bölümünü gelirin belirli bir yüzdesi olarak ayırıyor. Katılımcıların %27’si gelirin yüzde 10’undan azını, %43’ü ise yüzde 10–20’sini tasarruf için ayırdığını belirtti.
Tasarruf motivasyonları ve araç tercihleri
Katılımcıların tasarruf motivasyonlarında “geleceğe yatırım” yüzde 34 ile ilk sırada yer alırken, “beklenmedik risklere karşı güvence ihtiyacı” yüzde 23 ile ikinci sırada yer aldı. 35–44 yaş grubunda finansal güvence ihtiyacının daha da öne çıktığı görüldü.
Tasarruf araçları tercihinde ise geleneksel yöntemler hâlâ popülerliğini koruyor. Yastık altı altın %43 ile ilk sırada, onu yastık altı nakit %32 izledi. Altın veya diğer değerli metal hesaplar yüzde 21, TL vadeli hesaplar ise yüzde 18 oranında tercih edilirken, hisse senedi ve borsa yatırımları %16 seviyesinde yer aldı. Bireysel emeklilik fonları da önceki döneme göre artış göstererek %15 seviyesine yükseldi.
Tasarruf davranışında farklı eğilimler
Araştırmada, kadınların özellikle yastık altı ve altın hesabı gibi geleneksel tasarruf araçlarını erkeklere göre daha fazla tercih ettiği gözlemlendi. Erkeklerde ise hisse senedi, borsa ve kripto para gibi daha çeşitli yatırım araçlarına yönelim daha yüksek gerçekleşti.
Araştırma sonuçları, finansal sağlığı korumak için harcamaları kontrol etmenin önceliklendiğini, orta ve uzun vadeli getiri beklentilerinin de arttığını gösteriyor.




