Kemoterapiye direnci artırabilen bakteriler
İsrail’deki Weizmann Bilim Enstitüsü’nde görev yapan kanser biyoloğu Ravid Straussman ve ekibi, 2017 yılında yaptıkları çalışmada çarpıcı bir bulguya ulaştı. Pankreas tümörlerinde yaşayan bazı bakterilerin, kemoterapide kullanılan “gemsitabin” adlı ilacı parçalayarak etkisiz hale getirdiği tespit edildi. Araştırmada, “Gammaproteobakteri” sınıfına ait bu bakterilerin yalnızca pankreas değil, meme ve mesane kanserlerinde de rol oynayabileceği ortaya kondu. Deneylerde, bu bakterilerin enjekte edildiği farelerde tümörlerin ilaca direnç geliştirdiği, ancak antibiyotik verildiğinde bu direncin ortadan kalktığı görüldü. Japonya’da yapılan başka bir çalışma da benzer sonuçlar ortaya koydu. Kemoterapiye ek olarak antibiyotik verilen hastaların tedaviye daha iyi yanıt verdiği gözlemlendi.
Mikroplar tümörlerin içinde yaşıyor
Straussman ve ekibinin 2020 yılında yaptığı daha geniş kapsamlı bir araştırma ise, meme, akciğer, pankreas ve beyin dahil yedi farklı kanser türünde 1500’den fazla tümörü inceledi. Sonuçlar, tüm tümörlerde bakterilerin bulunduğunu ve hatta bazı bağışıklık hücrelerinin içinde yaşadıklarını ortaya koydu. Her tümör türünün kendine özgü bir bakteri topluluğu taşıdığı da dikkat çekti. Örneğin akciğer kanserinde nikotini parçalayabilen bakteriler öne çıkarken, kemik kanserlerinde farklı metabolik özelliklere sahip bakteriler görüldü. Bu durum, bakterilerin tümör ortamına adapte olduğunu ve burada aktif bir rol oynayabileceğini düşündürüyor.
Metastazı kolaylaştıran mikroorganizmalar
Mikropların etkisi yalnızca tedavi direnciyle sınırlı değil. Çin’de 2022 yılında yapılan bir araştırma, bazı bakterilerin kanser hücrelerinin vücutta yayılmasını kolaylaştırabileceğini ortaya koydu. Araştırmada, dolaşım sistemine karışan tümör hücrelerinin içinde yaşayan bakterilerin, bu hücreleri stres koşullarına karşı daha dayanıklı hale getirdiği belirlendi. Böylece kanser hücreleri vücudun farklı bölgelerine daha kolay yayılabiliyor. Bakteriler ortadan kaldırıldığında ise tümörlerin metastaz yapma yeteneğinin ciddi şekilde azaldığı gözlendi.
Ağız bakterileri ve kanser ilişkisi
Bilim insanları ayrıca ağızda bulunan bazı bakterilerin de kanserle ilişkili olabileceğini ortaya koydu. Özellikle diş eti hastalıklarıyla bağlantılı olan Fusobacterium nucleatum adlı bakterinin, bağırsak ve meme kanserleriyle ilişkili olabileceği belirtiliyor. Bu bakterinin kanser hücrelerine bağlanarak bağışıklık sisteminin onları yok etmesini engelleyebildiği ve kemoterapiye karşı direnç geliştirmelerine yardımcı olabildiği ifade ediliyor.
Antibiyotikler çözüm olabilir mi?
Tüm bu bulgular antibiyotiklerin kanser tedavisinde kullanılabileceği fikrini gündeme getirse de uzmanlar temkinli. Çünkü insan vücudundaki mikroorganizmaların büyük bir kısmı faydalı ve bu dengeyi bozmak ciddi sorunlara yol açabilir. Uzmanlara göre çözüm, tümör içindeki mikrobiyal yapıyı tamamen yok etmek değil, bu karmaşık sistemi daha iyi anlayarak hedefe yönelik tedaviler geliştirmek.
Tümörlerde mantarlar da bulunuyor
Araştırmalar yalnızca bakterilerle sınırlı değil. Yeni teknikler sayesinde tümörlerde mantarların da bulunduğu ortaya çıkarıldı. 35 farklı kanser türünde yapılan incelemelerde, birçok tümörde mantar kolonilerine rastlandı. Bazı mantar türlerinin bağışıklık sistemini etkileyerek tümör büyümesini hızlandırabileceği düşünülüyor. Örneğin Malassezia globosa adlı mantarın pankreas kanserinin ilerlemesini artırabileceği tespit edildi. Ayrıca Candida mantarının yoğun olduğu mide ve bağırsak kanserlerinde, iltihaplanmayı artıran genlerin daha aktif olduğu belirlendi.
Kanser tedavisinde yeni bir dönem mi başlıyor?
Bilim insanlarına göre tümörlerde yaşayan mikroplar, kanserin anlaşılmasında yeni bir kapı aralayabilir. Bu mikroorganizmalar hem hastalığın erken teşhisinde hem de daha etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde önemli rol oynayabilir. Ancak bu alandaki çalışmalar henüz başlangıç aşamasında. Mikropların kanser üzerindeki etkisinin tam olarak anlaşılması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. Gelecekte kanser tedavisinde yalnızca tümör hücrelerini değil, onların içinde yaşayan mikropları da hedef alan yeni yaklaşımların gündeme gelmesi bekleniyor.






