İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi, Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29 Nisan 2025 tarihli kararına yönelik istinaf başvurularını karara bağladı.
İstinaf incelemesi tamamlandı
Dosyada, Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301 madencinin hayatını kaybettiği, 162 işçinin yaralandığı maden katliamına ilişkin olarak kamu görevlilerinin iş sağlığı ve güvenliği denetimlerini yeterince yerine getirmediği iddiasıyla açılan dava incelendi.
Davada, aralarında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bürokratları, müfettişler ve Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) görevlilerinin de bulunduğu 28 sanık “görevi kötüye kullanmak” suçundan yargılandı.
Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi, sanıkların bir kısmı hakkında beraat, bir kısmı hakkında ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı vermişti.
Zamanaşımı kararı verildi
İstinaf incelemesinde, “görevi kötüye kullanmak” suçunun 8 yıllık olağan dava zaman aşımı süresine tabi olduğu hatırlatıldı. Kararda, bazı sanıklar yönünden zamanaşımının 2020, bazıları yönünden ise 2022 yılında dolduğu, soruşturma izin süreçlerinin zaman aşımını kesen veya durduran bir işlem oluşturmadığı ifade edildi.
Bu kapsamda 16 sanık hakkında yerel mahkemenin beraat ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları kaldırılarak davaların zaman aşımı nedeniyle düşmesine hükmedilirken, 12 sanık yönünden HAGB kararlarını düzelterek istinaf başvuruları esastan reddedildi.
Katılanların başvuruları reddedildi
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi, suçtan zarar görenler ile vekillerinin istinaf başvurularını ise “doğrudan zarar görme” koşulunun bulunmadığı gerekçesiyle reddetti. Kararda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarına atıf yapılarak dolaylı zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği vurgulandı.
Öte yandan mahkeme kararını oy birliğiyle ve kesin olarak verdi.
“Vicdani olarak kabul edilebilir değil”
Davanın avukatlarından Hatice Aslan Atabay, karara ilişkin yaptığı açıkalamada şu ifadelere yer verdi:
" Soma davasının kamu görevlileriyle ilgili davasında Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi kanun gereği açıkça görevsiz olmasına rağmen kendini görevli kabul etti ve yargılamayı yaptı. Aslında bir yargılama yapmadı, yargılama yapıyormuş gibi yaptı. Çünkü zaten yargılamanın görevli mahkeme olan ağır ceza mahkemesinde yapılması gerekiyordu. Bu konuda yerel mahkeme hakimi özgüvenli bir şekilde tüm görevsizlik itirazlarını reddetti. Demek ki bir bildiği varmış. Çünkü karar tarihinden sonra gerekçeli kararın yazımı ve tebligatların yapılması neredeyse bir yıl sürdü. Ancak İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ışık hızıyla kararını verdi. Çünkü amaçları konuyu kamuoyu gündemi dışına taşımak. İzmir Bölge Adliye 10. Ceza Dairesi 301 kişinin ölümüyle sonuçlanan davada ölen işçi yakınlarının doğrudan suçtan zarar görmediği ve davaya katılma hakkı olmadığını iddia ederek istinaf taleplerini reddetti. Akabinde sanıkların büyük çoğunluğu hakkında zaman aşımından düşme kararı verdi. Anasaya Mahkemesi'nin kararı ile başlatılan soruşturmada suçtan zarar görenlerin yakınlarını kaybeden müvekkillerimiz olduğu çok açıkken istinaf mahkemesinin kesin olarak verdiği bu kararın hiçbir hukuki ve vicdani yönü olduğunu düşünmüyoruz. Açıkça hak arama özgürlüğünün önüne set çekmek ve konuyu hızlıca kapatmak istemişler. Toplumsal bir davada verilen bu kararın kamu vicdanı açısından kabul edilebilir bir tarafı olduğunu düşünmüyoruz. Soma davasına tanıklığımız bakidir."
"Af kabul edilemez"
İzmir Barosu da karara ilişkin sert bir açıklamada bulundu. İstinaf mahkemesinin sanık kamu görevlileri hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı vermesine ilişkin "'Af' kabul edilemez!" dedi.
301 işçinin hayatını kaybettiği Soma maden katliamında istinaf mahkemesinin sanık kamu görevlileri hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı vermesi, cezasızlık politikalarındaki ısrarın sonucudur.
Soma davası, başından sonuna dek sınıfsal çelişkilerin ve hukukun egemen sınıflar elinde ezilenlere karşı yargının araçsallaştırılmasının en canlı örneklerinden birisi olmuştur.
Yaşamını yitiren 301 madenciyi, 301 işçinin ailelerini, bütün bir Soma şehrini ve Türkiye işçi sınıfını derinden etkileyen bu iş cinayetinde hiçbir koşulda acıyı sona erdirmese bile en azından katlanılabilir hale gelmesini sağlayacak tek hususun adalet olduğu düşünüldüğünde verilen düşme kararının kabul edilmez olduğu açıktır.
İşçiler, adına "iş kazası" denilen katliamların fıtrat veya kader olmadığı, güvenlikli ve insan onuruna yakışır şekilde çalışıp yaşamayı herkes kadar hak ettikleri bir ülkede yaşamak için verdikleri mücadelede İzmir Barosunu daima yanlarında bulacaklardır.




