Son yıllarda sosyal medyada ve psikoloji içeriklerinde sıkça gündeme gelen “limerence” kavramı, aşkın neden bazı insanlarda takıntılı bir hale dönüştüğüne dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Google Trendler verilerine göre özellikle 2020 sonrası dönemde “limerence” aramalarında dikkat çekici bir artış yaşandı. Uzmanlar, bu durumun yalnızca yoğun bir hoşlanma hissi olmadığını; kişinin zihinsel dünyasını ele geçirebilen, bağımlılığa benzer bir süreç olduğunu söylüyor.

Değişmiş bir zihin hali

İngiliz sinir bilimci Dr. Tom Bellamy, limerence’ı “değişmiş bir zihin durumu” olarak tanımlıyor. Bellamy’ye göre süreç başlangıçta oldukça olumlu hissediliyor. Kişi yoğun enerji, umut ve coşku hissediyor; hayat daha parlak görünmeye başlıyor. Ancak tam da bu nedenle süreç bağımlılık yaratabiliyor. Bellamy, “Sürekli zihninizi meşgul ediyor ve genel olarak daha iyimser hissetmenizi sağlıyor. Bu yüzden bırakması zor” diyor. Kendisi de geçmişte evliyken bir iş arkadaşına karşı benzer bir saplantılı aşk deneyimi yaşadığını anlatıyor.

Limerence kavramı nasıl ortaya çıktı?

“Limerence” terimi ilk kez psikolog Dorothy Tennov tarafından 1979 yılında yayımlanan Love and Limerence adlı kitapta kullanıldı. Tennov, yüzlerce kişiyle yaptığı görüşmelerin ardından bu deneyimi:

“Başka birine karşı istemsiz, yoğun ve ezici bir özlem”

Mutluluk hormonu serotonin yiyeceklerle artırılabilir mi?
Mutluluk hormonu serotonin yiyeceklerle artırılabilir mi?
İçeriği Görüntüle

olarak tanımladı. Psikoloji araştırmalarında saplantının merkezindeki kişi “LO” yani “limerence object” (saplantı nesnesi) olarak adlandırılıyor. Uzmanlar, saplantılı aşkın mutlaka tehlikeli davranışlar anlamına gelmediğini vurgulasa da, bazı durumlarda bu yoğun takıntının ısrarlı takip gibi sağlıksız davranışlara dönüşebileceği belirtiliyor.

Saplantılı aşk ne kadar sürebiliyor?

Araştırmalara göre limerence dönemi ortalama 18 ay ile üç yıl arasında sürebiliyor. Bazı kişiler bunu hayatında yalnızca bir kez yaşarken, bazıları tekrar eden dönemler halinde deneyimleyebiliyor. Tennov’a göre en büyük risk ise kişinin bu süreci kontrol altına alamaması. Çünkü saplantılı aşk zamanla kişinin ruh sağlığını ve günlük işlevlerini ciddi biçimde etkileyebiliyor. Bellamy de bu süreci “çaresiz hissettiren” bir deneyim olarak anlatıyor:

“Bunun iyi bir sonu olmayacağını biliyordum ama duygularımı kontrol edemiyordum.”

Saplantılı aşk ile normal aşk arasındaki fark ne?

Uzmanlara göre limerence’ı sıradan romantik aşktan ayıran temel unsur “belirsizlik”. Normal romantik ilişkilerde insanlar başlangıçtaki belirsizlik dönemini geçtikten sonra rahatlıyor; karşılık gördüklerinde güven hissediyor, görmediklerinde ise zamanla duyguları azalabiliyor. Ancak limerence yaşayan kişiler genellikle bu “belirsizlik aşamasında” takılı kalıyor.

Kişi sürekli:

  • Acaba o da beni düşünüyor mu?
  • Bana bakışı ne anlama geliyor?
  • Attığı mesajın alt metni ne?

gibi düşüncelerle zihinsel bir döngüye giriyor. Bellamy’ye göre bu belirsizlik hali, süreci bağımlılığa dönüştüren en önemli unsur.

Her hareket anlam yükleniyor

İngiltere’deki Chichester Üniversitesi’nden bilişsel-davranışçı psikolog Ian Tyndall, saplantılı aşk yaşayan kişilerin diğer insanlardan gelen en küçük işaretleri bile yoğun şekilde analiz ettiğini söylüyor. Bir göz teması, kısa bir mesaj, ses tonu ya da sosyal medya hareketi bile kişinin zihninde saatlerce yorumlanabiliyor. Tyndall’a göre bu durum zamanla kişinin yaşamını domine etmeye başlıyor:

“Düşünceler tamamen o kişiye odaklanıyor ve başka hiçbir şeye yer kalmıyor.”

Uzmanlar, limerence yaşayan bazı kişilerin:

  • Uyku düzenini bozduğunu
  • Yemek yemeyi ihmal ettiğini
  • İş hayatında sorun yaşamaya başladığını
  • Arkadaşlık ve aile ilişkilerinden uzaklaştığını

belirtiyor.

Aşk mı, bağımlılık mı?

Araştırmacılar, limerence’ın beynin ödül sistemiyle yakından ilişkili olduğunu düşünüyor. Bu nedenle bazı uzmanlar süreci bağımlılığa benzetiyor. Durham Üniversitesi’nden Kathleen Carswell, romantik tutkunun da takıntılı yanlar içerebileceğini ancak limerence’ın çok daha yoğun bir zihinsel meşguliyet yarattığını söylüyor. Carswell’e göre kişi yalnızca yakınlık istemiyor; aynı zamanda diğer insan üzerinde sürekli düşünüyor, zihinsel olarak ondan kopamıyor. Bazı araştırmacılar ise limerence’ın klasik romantik aşktan tamamen farklı bir psikolojik durum olduğunu savunuyor. Onlara göre bu durum “olumsuz, sorunlu ve engelleyici” bir yapıya sahip.

Neden ortaya çıkıyor?

Bilim insanları limerence’ın neden bazı insanlarda ortaya çıktığını hâlâ tam olarak bilmiyor. Ancak bazı araştırmalar:

  • Kaygılı bağlanma stili
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk
  • Travma sonrası stres
  • Düşük öz saygı
  • Duygusal yalnızlık

gibi faktörlerle ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Ian Tyndall ve ekibinin 600’den fazla kişiyle yaptığı çalışmada, limerence yaşayan bireylerin özellikle saplantı nesnesi söz konusu olduğunda yoğun kaygı yaşadığı görüldü. Araştırmaya göre kişiler bazen karşı tarafla konuşmayı çok isterken, onunla karşılaşınca yoğun duygusal baskı nedeniyle ortamdan kaçabiliyor.

Saplantı tehlikeli hale gelebilir mi?

Uzmanlar limerence’ın tek başına bir kişilik bozukluğu olmadığını vurguluyor. Ancak bazı durumlarda saplantılı düşünceler sağlıksız davranışlara dönüşebiliyor. Londra Metropolitan Üniversitesi’nden Emma Short’a göre limerence ile stalking (ısrarlı takip) aynı şey değil. Ancak bazı kişiler zamanla kendi duygularını karşı tarafa yansıtmaya, onun da aynı şekilde hissettiğini varsaymaya başlayabiliyor. Araştırmalar, stalking davranışı gösteren kişilerin önemli bölümünde başka psikolojik sorunların da bulunduğunu gösteriyor.

Saplantılı aşkın sonu geliyor mu?

Uzmanlara göre limerence sonsuza kadar sürmüyor. Sürecin sona ermesinde en etkili yöntemlerden biri ise “belirsizliği ortadan kaldırmak”.

Dorothy Tennov’a göre:

  • Açık bir reddedilme
  • Tüm iletişimin kesilmesi
  • Umudun tamamen kaybolması

saplantının zamanla sönmesine neden olabiliyor. Bellamy de kendi deneyiminde bunu yaşadığını söylüyor. İş arkadaşına karşı geliştirdiği saplantılı duyguların zamanla azaldığını, bunun için kişiyle teması azaltmanın önemli olduğunu ifade ediyor. Bellamy, “Onu beslemeyince zamanla yok oldu” diyor.

Uzmanlara göre temel mesele “umut”

Araştırmacılar, limerence’ın merkezinde çoğu zaman “karşılık görme umudu” olduğunu söylüyor. Bu umut tamamen ortadan kalkmadığı sürece kişinin zihni sürekli aynı döngüye geri dönebiliyor. Bu nedenle uzmanlara göre limerence yalnızca romantik bir his değil; belirsizlik, özlem, ödül beklentisi ve bağımlılık mekanizmalarının birleştiği karmaşık bir psikolojik süreç olarak değerlendiriliyor.

Kaynak: BBC