İtalya’nın Trieste kentinde 2009 yılında yaşanan bir dava, genetik ve davranış ilişkisine dair tartışmaları yeniden gündeme taşımıştı. Sokakta kendisiyle alay eden bir kişiyi bıçaklayarak öldürmekten yargılanan Abdelmalek Bayout’un avukatı, müvekkilinin DNA’sında saldırgan davranışlarla ilişkilendirilen “MAOA” gen varyantının bulunduğunu öne sürerek cezada indirim talep etmişti. Kamuoyunda “savaşçı geni” olarak bilinen bu gen üzerinden yapılan savunma, mahkeme tarafından kısmen dikkate alınmış ve cezada bir yıl indirim yapılmıştı.
Savaşçı geni tartışması ve bilimsel dönüşüm
1990’lı yıllardan itibaren monoamin oksidaz A (MAOA) gen varyantı ile şiddet davranışı arasında olası bir ilişki kurulmuş, bu durum medyada “warrior gene” (savaşçı geni) olarak geniş yankı bulmuştu. Ancak sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, bu ilişkinin sanıldığı kadar doğrudan olmadığını ortaya koydu. Hollanda’daki Amsterdam UMC’den psikiyatri ve genetik alanında çalışan Aysu Okbay, ilk dönem yaklaşımlarının aşırı basitleştirildiğini belirterek, “Başlangıçta davranışların birkaç güçlü genle belirlendiği düşünülüyordu. Bu görüş büyük ölçüde çürütüldü” değerlendirmesinde bulunuyor.
Kişilik: Beş temel boyut
Günümüzde bilim dünyası kişiliğin beş temel boyuttan oluştuğu fikrinde birleşiyor: açıklık, vicdanlılık, dışa dönüklük, uyumluluk ve nevrotizm (duygusal dengesizlik). Ancak bu özelliklerin nasıl oluştuğu sorusu hâlâ net bir yanıt bulmuş değil. İkiz çalışmaları, bu alandaki en önemli araştırma yöntemlerinden biri olarak öne çıkıyor. Tek yumurta ikizlerinin genetik olarak %100, çift yumurta ikizlerinin ise yaklaşık %50 benzer DNA taşıması, bilim insanlarına önemli karşılaştırma imkânı sunuyor. 2015 yılında yapılan geniş kapsamlı bir analiz, kişilik özelliklerinin yaklaşık %40 ila %50’sinin genetik faktörlerle açıklanabildiğini ortaya koydu. Ancak bu oran, tüm farklılıkları açıklamaktan uzak.
Genetik etkiler sanılandan daha karmaşık
Son 15 yılda yapılan genom çapında çalışmalar, kişilik özelliklerinin tek bir genle değil, binlerce küçük genetik varyasyonun birleşimiyle şekillendiğini gösterdi. Bu durum “poligenik yapı” olarak tanımlanıyor. Araştırmalara göre, beş büyük kişilik özelliği üzerindeki genetik etkinin aslında %9 ila %18 arasında değiştiği tahmin ediliyor. Bu oran, ikiz çalışmalarında ortaya çıkan değerlerden oldukça düşük. Bilim insanları bu farkı “kayıp kalıtım” problemi olarak adlandırıyor. Yani genetik etkilerin bir kısmı ölçülemiyor ya da henüz tespit edilemiyor.
Çevrenin rolü: Daha küçük ama etkili
Kişilik üzerinde çevresel faktörlerin etkisi de sanıldığı kadar büyük ve belirleyici değil. Çocukluk deneyimleri, sosyal çevre ve yaşam olayları kişiliği etkiliyor olsa da, tek başına dramatik değişimler yaratmıyor. Araştırmalar, evlilik, doğum veya iş değişikliği gibi büyük yaşam olaylarının kişilik üzerinde sınırlı etkiler bıraktığını gösteriyor. Örneğin evlilik sonrası bireylerde açıklık düzeyinde küçük düşüşler, doğum sonrası ise dışa dönüklükte hafif azalmalar gözlemlenebiliyor. ABD’de Illinois Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Brent Roberts, yetişkinlikte yaşanan travmaların kişiliği kökten değiştirdiği düşüncesinin abartıldığını belirterek, “Travma sizi siz yapmaz” ifadesini kullanıyor.
Gebelik ve erken dönem etkiler
Buna karşın, yaşamın çok erken dönemlerinde çevresel etkiler daha belirgin olabiliyor. Gebelik sürecinde annenin yaşadığı stresin, doğmamış bebeğin mizacını etkileyebileceğine dair bulgular bulunuyor. 2022 yılında yapılan bir araştırma, hamilelikte yüksek stres yaşayan annelerin bebeklerinde daha fazla korku ve huzursuzluk davranışı görülebileceğini ortaya koydu. Bu etkinin epigenetik mekanizmalarla ilişkili olabileceği düşünülüyor.
Genetik ve çevre birlikte çalışıyor
Son bilimsel bulgular, genetik ve çevrenin birbirinden bağımsız değil, aksine etkileşim halinde olduğunu gösteriyor. Çevre, genetik yatkınlıkları aktive edebilir veya baskılayabilir. Almanya’daki Bielefeld Üniversitesi’nden Jana Instinske bu durumu, “Genetik yatkınlık, her ortamda aynı davranışın ortaya çıkacağı anlamına gelmez” sözleriyle açıklıyor.
Yeni dönem: Büyük veri ve genom çalışmaları
Son yıllarda genom araştırmalarında en önemli gelişme, örneklem büyüklüğünün artması oldu. Yüz binlerce ve hatta milyonlarca kişinin genetik verisi analiz edilerek daha güçlü sonuçlara ulaşılmaya çalışılıyor. Yale Üniversitesi’nden Daniel Levey, odak noktasının artık daha fazla gen keşfetmek ve daha geniş veri setleri oluşturmak olduğunu belirtiyor. Ancak farklı etnik gruplar üzerinde daha fazla çalışma yapılması gerektiğine de dikkat çekiyor.
Sonuç: Basit bir cevap yok
Tüm bulgular, insan davranışını birkaç gen ya da tek bir çevresel faktörle açıklamanın mümkün olmadığını gösteriyor. Kişilik; genetik yatkınlıklar, çevresel deneyimler ve bu ikisinin sürekli etkileşimiyle şekillenen çok katmanlı bir yapı olarak öne çıkıyor. Bilim insanlarına göre insan davranışını anlamanın anahtarı, “ya genetik ya çevre” ikileminde değil, ikisinin birlikte nasıl çalıştığını çözmekte yatıyor.





