Modern dünyada yaşamın neredeyse her alanı saatler, tarihler ve takvimlerle düzenleniyor. İşe ne zaman gidileceğinden bir insanın kaç yaşında olduğuna kadar pek çok bilgi, zaman üzerinden ifade ediliyor. Ancak Brezilya'nın Amazon bölgesinde yaşayan Amondawa halkının dünyasında bu sistem oldukça farklı işliyor. Dilbilimci ve antropologların yürüttüğü araştırmalar, topluluğun zamanı bizim alışık olduğumuz şekilde bağımsız bir kavram olarak ele almadığını ortaya koyuyor. Amondawa dilinde hafta, ay ve yıl gibi belirli zaman aralıklarını karşılayan sözcüklerin bulunmadığı belirtiliyor.

Doğayı takip ediyor, zamanı saymıyorlar
Amondawa halkı, Brezilya'nın kuzeybatısındaki Amazon bölgesinde yaşıyor. Uru-Eu-Wau-Wau halkının bir alt grubu olan toplulukla dış dünyanın ilk teması 1986 yılında gerçekleşti. 2011 yılında yapılan araştırmalarda, Amondawa dilinde zamanı saat veya takvim gibi sayısal bir sistem içerisinde ifade eden kelimelerin bulunmadığı belirlendi. Bu durum topluluğun gece ile gündüzü ya da yağışlı ve kurak dönemleri ayırt etmediği anlamına gelmiyor. Aksine doğadaki değişimler yaşamın önemli bir parçasını oluşturuyor. Ancak bu dönemler, modern toplumlarda olduğu gibi belirli sayısal zaman dilimleri şeklinde sınıflandırılmıyor.
.jpg?width=880&format=webp)
Yaş yerine isimler ve yaşam evreleri kullanılıyor
Amondawa toplumunda yaş kavramının kullanımı da dikkat çekici bir farklılık gösteriyor. İnsanların kaç yaşında olduğu sayılarla ifade edilmiyor. Bir kişinin hayatındaki değişimler, toplum içerisindeki rolü ve kimliği üzerinden takip ediliyor. Çocuk büyüdükçe ismini yeni doğan kardeşine bırakabiliyor ve kendisi yeni bir isim alabiliyor. Böylece modern toplumlarda doğum günü ve yaş üzerinden anlatılan büyüme süreci, Amondawa'da kişinin sosyal konumundaki değişimlerle ifade ediliyor. Araştırmacılar, bunun geçmişi hatırlamak veya insanların hayatındaki farklı dönemleri ayırt etmek için mutlaka soyut bir zaman hesabına ihtiyaç duyulmadığını gösterdiğini değerlendiriyor.

Zaman algımız doğuştan mı geliyor?
Amondawa üzerine yapılan çalışmaların en dikkat çekici taraflarından biri, zamanın insanlar tarafından algılanış biçiminin ne kadarının biyolojik, ne kadarının kültürel olduğu sorusunu gündeme getirmesi. Araştırmaya öncülük eden dilbilimci Chris Sinha'nın değerlendirmelerine göre zamanı “harcanan”, “kaybedilen” veya “tükenen” bağımsız bir kaynak gibi görme biçimi bütün insan toplulukları için ortak olmayabilir. Başka bir ifadeyle saatler ve takvimlerle hayatı bölümlere ayırmak, insan zihninin değişmez bir özelliği olmaktan ziyade içinde yaşadığımız toplumların geliştirdiği bir sistem olabilir.

Rüyalar da zamanın farklı yaşanabileceğini gösteriyor
Zaman deneyiminin yalnızca saat ve takvimlerden oluşmadığına ilişkin örneklerden biri de rüyalar.Uyku sırasında beynin olayları sıralama ve doğrusal biçimde ilişkilendirme şeklinin değişmesi, rüyalarda zamanın gündelik hayattaki kurallarından kopmasına neden olabiliyor. Kısa süren bir rüyanın içerisinde yıllar önce yaşanmış bir olaydan başka bir döneme geçmek veya farklı zaman dilimlerini tek bir hikayenin içinde yaşamak mümkün olabiliyor. Bu durum, zaman deneyiminin yalnızca dış dünyadaki ölçüm araçlarıyla değil, beynin yaşanan olayları nasıl organize ettiğiyle de ilişkili olabileceğini düşündürüyor.

Saat ve takvim olmadan hayat mümkün mü?
Amondawa örneği, saatlerin ve takvimlerin gereksiz olduğunu göstermiyor. Modern toplumların milyonlarca insanın günlük yaşamını, çalışma düzenini ve ortak faaliyetlerini planlayabilmesi için zaman ölçümü büyük önem taşıyor. Ancak bu topluluğun yaşam biçimi, insanların hayatlarını saatlere, tarihlere ve yaşlara bölmesinin insanlık için tek ve evrensel yöntem olmayabileceğini ortaya koyuyor. Amondawa halkı üzerinden ortaya çıkan temel soru ise şu: Zamanı gerçekten olduğu gibi mi deneyimliyoruz, yoksa içinde yaşadığımız kültür bize zamanı nasıl algılamamız gerektiğini mi öğretiyor?





