Su Politikaları Derneği’nin (SPD) Araştırma Raporu Dizisi kapsamında hazırladığı dokuzuncu rapor yayımlandı. “Daha Kurak Bir Dünyaya Doğru Su Politikaları” başlıklı çalışma, kuraklığın artık dönemsel bir doğa olayı olmaktan çıkarak kalıcı ve yapısal bir krize dönüştüğüne dikkat çekti. Raporda yer alan verilere göre, 1900-2020 döneminde kuraklığa maruz kalan küresel arazi alanı iki katına çıktı. Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 37’sinde toprak neminin kritik düzeyde azaldığı, izlenen akiferlerin yüzde 62’sinde ise su seviyelerinin gerilediği belirtildi. Birçok bölgede nehir akımlarının da belirgin şekilde zayıfladığı kaydedildi.
Kuraklığı yalnızca iklim değişikliği açıklamıyor
SPD, kuraklıkta yaşanan hızlı artışın yalnızca doğal iklim döngüleriyle açıklanamayacağını vurguladı. Raporda, iklim değişikliğinin yanı sıra aşırı su çekimleri, yanlış arazi kullanımı, orman kayıpları ve kentleşmenin toprak geçirimsizliğini artırmasının krizi derinleştirdiği belirtildi. Yüksek emisyon senaryolarının gerçekleşmesi halinde, 2100 yılına kadar kurak dönemlerin sıklığının iki kattan fazla artabileceği öngörülüyor. Aşırı sıcaklık dalgalarının ise bugünkü seviyelere kıyasla 40 kata kadar çıkabileceği uyarısı yapılıyor.
Kuraklığın etkisinin yalnızca su kaynaklarıyla sınırlı kalmayacağına dikkat çekilen raporda, ekosistemlerin zayıflaması, biyolojik çeşitliliğin azalması, yaban hayatının üreme döngülerinin bozulması ve türlerin yeni yaşam alanlarına yönelmek zorunda kalmasının ekolojik kırılganlığı artıracağı ifade edildi. OECD ülkelerinde sulak alanların yüzde 18 oranında azalması da raporda dikkat çekilen başlıklardan biri oldu. Sulak alanlar, ormanlar ve toprakların tahribatının doğal su döngüsünü zayıflattığı belirtildi.
Türkiye’de tarım için kritik uyarı
Kuraklığın en ağır sonuçlarından birinin tarım sektöründe görülmesi bekleniyor. Toprak nemindeki azalma ve yeraltı su seviyelerindeki düşüşün tarımsal üretimi doğrudan tehdit ettiği belirtilen raporda, Türkiye’de özellikle İç Anadolu, Trakya ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine dikkat çekildi. Bu bölgelerde bitkisel üretimin kuraklıktan ciddi ölçüde etkilenebileceği uyarısı yapılırken, tarımsal üretimdeki kayıpların gıda güvenliği açısından stratejik bir risk oluşturabileceği vurgulandı.Rapora göre kuraklık, yalnızca üretim miktarını azaltmakla kalmayıp gıda fiyatlarında artışa, çiftçilerin gelir kaybına ve yoksulluğun derinleşmesine de yol açabilir. “Kuraklık, sosyal eşitsizlikleri derinleştiren bir tehdide dönüşmektedir” değerlendirmesine yer verilen raporda; göç, yerinden edilme, gelir kaybı ve yaşam kalitesindeki düşüşün de kuraklığın doğrudan sosyo-ekonomik sonuçları arasında bulunduğu belirtildi.
Kentler de su kriziyle karşı karşıya
Raporda, su talebi ile su kaynaklarının kendini yenileme kapasitesi arasındaki farkın giderek büyüdüğüne dikkat çekildi. Su güvenliğinin artık yalnızca kırsal bölgelerin değil, büyük kentlerin de önemli sorunlarından biri haline geldiği ifade edildi. Aşırı su çekimlerinin yeraltı su seviyelerini hızla düşürdüğü belirtilirken, nehirlerin yüzde 10’undan fazlasının kritik düşük debi koşullarında aktığı kaydedildi. Kuraklığın enerji üretimi, altyapı, kamu hizmetleri ve ticaret üzerinde de önemli sonuçlar doğurabileceği belirtildi. Nehir taşımacılığının zayıflaması, hidroelektrik üretimde düşüş ve enerji santrallerinin artan soğutma suyu ihtiyacı, olası etkiler arasında sıralandı.
SPD’den çözüm önerileri
SPD, kuraklığın artık yalnızca su yönetimi başlığı altında ele alınamayacağını belirterek, sorunun ekonomi, çevre, tarım, enerji ve kalkınma politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Derneğin önerileri arasında su kullanımında verimliliğin artırılması, kayıp ve kaçakların azaltılması, su ölçümünün zorunlu hale getirilmesi ve yeraltı suyu yönetiminin güçlendirilmesi yer aldı. İzinsiz su çekimlerinin önlenmesi de öncelikli tedbirler arasında gösterildi. Tarımda ise sulama verimliliğinin artırılması, ürün deseninin iklim koşullarına göre yeniden düzenlenmesi ve aşırı su tüketen ürünlerin kontrol altına alınması çağrısı yapıldı.
Sulak alanların korunması, ekosistemlerin restore edilmesi ve orman kayıplarının önlenmesi gerektiği belirtilirken, kentlerde yağmur suyu hasadı ve gri su kullanımının yaygınlaştırılması önerildi.Ayrıca suyun toprağa sızmasını artıracak altyapıların geliştirilmesi, havzalar arasında koordinasyon sağlanması ve taşkın ile kuraklığın birlikte yönetilmesi gerektiği ifade edildi. Kuraklık erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi ve yerel ölçekte risk azaltma planlarının hayata geçirilmesi de rapordaki öneriler arasında yer aldı.
“Yeni su kaynakları tek başına çözüm değil”
SPD, yalnızca yeni su kaynakları yaratmaya dayalı politikaların kuraklık sorununu çözmeyeceği görüşünde. Raporda; talep yönetimi, ekosistem restorasyonu, iklim değişikliğine uyum ve kurumsal kapasitenin birlikte güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Dernek, kuraklıkla mücadelede atılacak adımların geleceğe yönelik bir hazırlık olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekerek, asıl ihtiyacın bugün uygulanacak politikalar olduğunu belirtti.





