Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV), İzmir Barometresi 2026 Kış Raporu’nu yayımladı. Bilgisayar destekli telefon anketi yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada; yaş, cinsiyet ve eğitim değişkenleri dikkate alınarak İzmir’in demografik yapısını yansıtan bir örneklem oluşturuldu. Katılımcılara “İzmir’in en önemli sorunu nedir?” sorusu yöneltildi.
İzmirlilerin yanıtlarının büyük bölümü şehir planlama ve kentsel hizmetler başlığında toplandı. Rapora göre ulaşım ve yol çalışmaları yüzde 23 ile ilk sırada yer aldı. Altyapı yüzde 16 ile ikinci, su sorunları yüzde 15 ile üçüncü, sokak ve kent temizliği yüzde 14 ile dördüncü sırada konumlandı. Trafik ise yüzde 8 ile beşinci sırada yer aldı.
Araştırmada verilerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, katılımcıların yaklaşık dörtte üçünün İzmir’in en önemli sorununu doğrudan kentsel hizmetler ve altyapı çerçevesinde tanımladığı belirtildi.
Kentsel hizmetler öne çıktı
Barometreye göre İzmir’de en önemli sorun, kentsel yaşam kalitesi ve altyapı performansı etrafında şekillendi. Araştırmada şu ifadelere yer verildi:
“Şehir planlama başlığı altında yer alan kentsel dönüşüm (yüzde 2), körfez kokusu (yüzde 2) gibi daha teknik ya da çevresel başlıklar da tabloya eklendiğinde, İzmir’de sorun algısının önemli ölçüde mekânsal ve çevresel boyutta şekillendiği görülüyor.
Siyaset temalı yanıtlar ise daha sınırlı bir alan kaplıyor. “Belediye” (yüzde 6) ve “Hükûmet” (yüzde 2) başlıkları, doğrudan siyasal aktörlere işaret etse de toplam oranları görece düşük. Bu durum, kentteki sorun algısının sistemik bir siyasal kriz çerçevesinden ziyade, hizmet performansı üzerinden kurulduğunu düşündürüyor.
Genel tablo, İzmir’de “en önemli sorun” algısının ağırlıklı olarak kentsel yaşam kalitesi ve altyapı performansı etrafında şekillendiğini ortaya koyuyor. Ulusal ölçekte geçim sıkıntısı ve güvenlik temaları belirleyici bir gündem oluştururken, İzmir ölçeğinde gündelik kent deneyimindeki aksaklıklar daha baskın bir konuma yerleşiyor.
Bu farklılaşma, yerel ve ulusal gündemler arasında belirgin bir öncelik ayrışmasına işaret ediyor; seçmen davranışının ve siyasal değerlendirmelerin, ölçek değiştiğinde farklı referans çerçeveleri üzerinden kurulduğunu düşündürüyor.”





