Aşıda kritik eşik aşıldı: Hepatit A aşısında yerli üretim dönemi başladı
Aşıda kritik eşik aşıldı: Hepatit A aşısında yerli üretim dönemi başladı
İçeriği Görüntüle

Bir dönem yalnızca Japon toplumuna özgü bir sosyal fenomen olarak değerlendirilen “hikikomori”, bugün dünyanın farklı bölgelerinde de benzer biçimlerde ortaya çıkmaya başladı. Psikologlar ve sosyologlar, bireylerin uzun süreli sosyal izolasyonu tercih ettiği bu durumun artık kültürel sınırları aşarak küresel bir soruna dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Toplumdan bilinçli şekilde uzaklaşmayı ifade eden hikikomori, özellikle gençler arasında yaygınlaşsa da artık farklı yaş gruplarında da görülüyor. Uzmanlara göre bu durum, bireysel kırılganlıkların modern dünyanın baskılarıyla kesiştiği bir noktada ortaya çıkıyor.

Aylar süren izolasyon: Hikikomori nedir?

Hikikomori, bireyin en az altı ay boyunca sosyal hayattan tamamen çekilmesi ve çoğu zaman yaşamını tek bir odada sürdürmesi olarak tanımlanıyor. Bu kişiler genellikle dış dünyayla ilişkilerini minimuma indirirken, eğitim, iş ve sosyal bağlar neredeyse tamamen kopuyor. Bu yaşam biçiminde dikkat çeken en belirgin özelliklerden biri, günlük düzenin tersine dönmesi. Hikikomori yaşayan bireyler çoğu zaman gündüz uyuyup gece aktif hale geliyor. Zamanlarının büyük bölümünü dijital içerik tüketerek geçirirken, kişisel bakım ve temel ihtiyaçlar dahi ihmal edilebiliyor. Uzmanlara göre bu durum yalnızca bir “içe kapanma” hali değil, aynı zamanda bireyin toplumla kurduğu ilişkinin tamamen askıya alınması anlamına geliyor. Hikikomori kavramı ilk kez 1990’lı yıllarda Japon psikolog Tamaki Saitō tarafından tanımlandı. Saitō, bu durumu “bitmeyen ergenlik” olarak nitelendirerek, bireyin yetişkinlik sorumluluklarından radikal bir kaçışı olarak yorumladı. Başlangıçta daha çok genç erkeklerle ilişkilendirilen bu olgunun, zamanla kadınlar ve ileri yaş grupları arasında da arttığı gözlemleniyor. Japonya’da yapılan son araştırmalar, bu şekilde yaşayanların sayısının milyonlarla ifade edildiğini ortaya koyuyor. Bu durum, hikikomorinin yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal yapıyla bağlantılı bir sorun olduğuna işaret ediyor.

Nedenleri: Bireysel hassasiyet ve toplumsal baskı

Uzmanlar, hikikomorinin tek bir nedene indirgenemeyeceğini vurguluyor. Ruh sağlığı sorunlarıyla ilişkili olabilse de, bu durum doğrudan bir psikiyatrik hastalık olarak sınıflandırılmıyor. Daha çok bireyin kişisel hassasiyetlerinin, yoğun toplumsal beklentilerle birleşmesi sonucu ortaya çıkıyor. Rekabetçi eğitim sistemleri, iş hayatındaki baskılar, aile beklentileri ve sosyal uyum zorunluluğu bu süreci tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor. Bazı uzmanlara göre hikikomori, modern toplumun “başarısızlığa tahammülsüz” yapısına karşı gelişen sessiz bir geri çekilme biçimi olarak da değerlendirilebilir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, hikikomori benzeri davranışların artık yalnızca Japonya ile sınırlı olmadığını gösteriyor. Farklı ülkelerde yürütülen çalışmalar, Avrupa’dan Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada benzer sosyal geri çekilme örüntülerinin ortaya çıktığını ortaya koyuyor. Özellikle COVID-19 pandemisiyle birlikte uygulanan kapanma süreçlerinin bu eğilimi hızlandırdığı düşünülüyor. Uzun süreli izolasyon deneyimi, bazı bireyler için geçici bir durum olmaktan çıkıp kalıcı bir yaşam biçimine dönüşmüş olabilir. Gençler arasında yapılan araştırmalar, pandemi sonrası dönemde sosyal hayattan tamamen kopan bireylerin sayısında ciddi artış yaşandığını ortaya koyuyor. Bu da hikikomori benzeri davranışların küresel ölçekte yaygınlaşabileceğine işaret ediyor.

Modern dünya geri çekilmeyi kolaylaştırıyor

Uzmanlara göre günümüz yaşam koşulları, sosyal izolasyonu geçmişe kıyasla çok daha mümkün hale getiriyor. Uzaktan çalışma imkânları, dijital eğlence platformları ve evden sürdürülebilen birçok faaliyet, bireylerin dış dünyayla temasını azaltabiliyor. Ayrıca artan yaşam maliyetleri ve şehir hayatının baskısı da insanları daha içe dönük bir yaşam tarzına yönlendirebiliyor. Bu durum, hikikomori benzeri yaşam biçimlerinin yalnızca bireysel tercihlerle değil, yapısal koşullarla da bağlantılı olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, bu eğilimin kısa vadede kendiliğinden ortadan kalkmasının zor olduğunu belirtiyor. Aksine, konunun daha kapsamlı araştırmalarla ele alınması ve sosyal politikalarla desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor. Hikikomori artık yalnızca Japonya’ya özgü bir fenomen olarak değil, modern dünyanın ürettiği yeni bir sosyal gerçeklik olarak değerlendiriliyor. Bireylerin toplumdan giderek daha fazla uzaklaşması, yalnızlık ve izolasyonun küresel ölçekte artabileceğine dair önemli bir uyarı olarak görülüyor. Uzmanlara göre bu durum, yalnızca bireylerin değil, toplumların da yeniden düşünmesi gereken bir dönüşüme işaret ediyor.

Kaynak: euronews