Usta-çırak kültürü vardı
İlyas Ürkek, terziliğin yalnızca dikiş dikmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda bir kültür ve eğitim süreci olduğunu belirtiyor. Eskiden usta-çırak ilişkisinin çok güçlü olduğunu söyleyen Ürkek, mesleğin sadece teknik değil aynı zamanda ahlaki bir yönü olduğunu vurguluyor. Ürkek, “Ustamız bize önce dikiş dikmeyi değil, sabrı ve emanete sahip çıkmayı öğretirdi. ‘Kumaşı değil, insanın haysiyetini dikiyorsun’ derdi” sözleriyle geçmişteki meslek anlayışını anlatıyor. Bugün ise bu yaklaşımın giderek azaldığını ifade ediyor.

Hazır giyim mesleği değiştirdi
Hazır giyim sektörünün yaygınlaşmasıyla birlikte giyinme alışkanlıklarının da değiştiğini söyleyen Ürkek, artık kişiye özel üretim yerine standart bedenlerin tercih edildiğini belirtiyor. Ona göre terzilik, yalnızca kıyafeti daraltmak ya da kısaltmak değil, kişiye özel bir uyum sağlama sanatı. Ürkek, terzinin müşteriyi yalnızca ölçüyle değerlendirmediğini, kişinin duruşunu, yürüyüşünü ve vücut yapısını da dikkate aldığını ifade ediyor. Ancak günümüzde gençlerin daha çok marka ve hızlı tüketim odaklı hareket ettiğini söylüyor.
Çırak yetişmiyor
Mesleğin geleceği konusunda endişeli olduğunu dile getiren İlyas Ürkek, en büyük sorunlardan birinin çırak yetişmemesi olduğunu belirtiyor. Gençlerin masa başı işlere yöneldiğini söyleyen Ürkek, bu durumun mesleğin devamlılığını zorlaştırdığını ifade ediyor. Ürkek, “Bu dükkanın kepengi bir gün indiğinde mahalledeki bu meslek de susacak” sözleriyle kaygısını dile getiriyor. Ona göre terzilik, giderek yok olmaya yüz tutan zanaatlar arasında yer alıyor.

Hayatı sabırla dikmek gerekir
İlyas Ürkek, sadece mesleği değil yaşamı da terzilik üzerinden yorumluyor. Hayatın hızlı tüketildiğini söyleyen Ürkek, insanların sabırsızlaştığını ve her şeyin kolayca tüketildiğini ifade ediyor. Ürkek, hayatın da bir kıyafet gibi özenle ve sabırla “dikilmesi” gerektiğini belirterek, “Hayat, aceleyle atılmış bir dikiş gibi; en küçük zorlukta sökülüyor” sözleriyle düşüncelerini aktarıyor.




