Gündelik yaşamda açıkça dile getirilmeyen cinsiyetçilik çoğu zaman görmezden geliniyor. Ancak bilimsel çalışmalar, bu tür deneyimlerin kadınlar üzerinde uzun vadeli psikolojik ve fizyolojik etkiler yaratabildiğini gösteriyor.

Gece geç saatlerde laf atılmasına maruz kalmak, takip edilme hissi ya da kamusal alanda güvensizlik duygusu, anlık bir rahatsızlık gibi algılansa da araştırmacılar bunun stres düzeyini artırarak bedende kalıcı izler bırakabildiğine dikkat çekiyor.

“Bu, iktidar ve kaynak eşitsizliği meselesi”

Florida Eyalet Üniversitesi’nden sosyolog Patricia Homan’a göre sorun, bireysel davranışların ötesinde yapısal bir eşitsizliğe dayanıyor. Homan,

“Bu aslında kadın ve erkek arasındaki iktidar, statü ve kaynakların dengesizliğiyle ilgili”

diyor.

Son yıllarda birçok ülkede eşit ücret ve ayrımcılık karşıtı yasalar yürürlüğe girse de, uzmanlar toplumsal cinsiyet eşitliğinde ilerlemenin yavaşladığına hatta bazı alanlarda geriye gidiş yaşandığına dikkat çekiyor. Küresel ölçekte her üç kadından birinin hayatı boyunca fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığı tahmin ediliyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan uyarı: Çiğ kek ve kurabiye hamurunun tadına bakmayın
Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan uyarı: Çiğ kek ve kurabiye hamurunun tadına bakmayın
İçeriği Görüntüle

Beyinde “yara izi” bırakabiliyor

29 ülkede 7 bin 800’den fazla beyin taramasının incelendiği geniş kapsamlı bir araştırma, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadın beyninde fiziksel değişimlere yol açabildiğini ortaya koydu. Cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde yaşayan kadınların, stres ve duygu düzenlemesiyle ilişkili beyin bölgelerinde kortikal kalınlığın daha ince olduğu saptandı.

Şili Papalık Katolik Üniversitesi’nden psikiyatrist Nicolas Crossley, bu durumu “eşitsizliğin beyinde bıraktığı bir yara izi” olarak tanımlıyor. Crossley’e göre kronik stres, beynin uyum sağlama kapasitesini zayıflatıyor ve bu durum kalıcı etkiler yaratabiliyor.

Araştırmalar, cinsiyet eşitliğinin daha yüksek olduğu ülkelerde bu farkların azaldığını da gösteriyor.

Ruh sağlığı üzerindeki etkiler yıllarca sürüyor

İngiltere’de yapılan bir başka çalışmada, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınların dört yıl sonra ruh sağlıklarının belirgin biçimde kötüleştiği görüldü. Yaklaşık 3 bin kadın üzerinde yürütülen araştırmada, kamusal alanda güvensizlik hissi, hakaret ya da taciz yaşayan kadınların psikolojik sorun bildirme olasılığının üç kat daha fazla olduğu belirlendi.

Kings College London’dan psikolog Ruth Hackett,

“Tekrarlayan stresli deneyimler zamanla bedende yıpranmaya yol açıyor ve bu biyolojik değişimler ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor”

diyor.

Sağlık hizmetlerinde de eşitsizlik var

Uzmanlara göre yapısal cinsiyetçilik yalnızca ruh sağlığını değil, fiziksel sağlığı da etkiliyor. Araştırmalar, acil servise başvuran kadınlara güçlü ağrı kesici verilme olasılığının erkeklere kıyasla daha düşük olduğunu gösteriyor.

2024’te yayımlanan bir çalışmada, aynı ağrı şikayetlerine sahip olsalar bile kadınların tedavi edilme oranlarının daha düşük olduğu ortaya kondu. Araştırmacılar, bunun sağlık sisteminde cinsiyete dayalı sistematik bir eşitsizliğe işaret ettiğini vurguluyor.

Çözüm bireysel değil, yapısal

Uzmanlar, sorunun bireysel tutumlarla sınırlı olmadığını, yapısal çözümler gerektirdiğini belirtiyor. Ücretli ebeveyn izni, eşit ücret politikaları ve bakım emeğinin paylaşılması gibi uygulamaların bu dengesizlikleri azaltmada etkili olduğu ifade ediliyor.

Homan’a göre kadınların güçlendirilmesi yalnızca kadınların değil, tüm toplumun sağlığını iyileştiriyor.

“Kadınların güçlenmesi sağlık, eğitim ve sosyal refaha yapılan yatırımları artırıyor. Yapısal cinsiyetçilik ise bu yatırımları azaltarak herkesi olumsuz etkiliyor”

diyor.

Uzmanlar, cinsiyetçiliğin etkileri hakkında açıkça konuşmanın hem farkındalığı artırdığını hem de ruh sağlığı açısından koruyucu olabileceğini vurguluyor. Ancak mevcut tablo, kadınların sadece güvende değil, aynı zamanda sağlıklı hissedebileceği bir dünya için hâlâ kat edilmesi gereken uzun bir yol olduğunu gösteriyor.

Kaynak: BBC