Yatırım fonlarında yaşanan kriz, 17 Eylül 2026’da 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edilmesi ve bu fonların alım-satım işlemlerinin durdurulmasıyla yeni bir aşamaya taşındı. SPK, tasfiye kapsamındaki fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğunu açıkladı. Kurulun verilerine göre süreçte yatırımcıların haklarının korunması ve tasfiyenin piyasa koşulları gözetilerek yürütülmesi amaçlanıyor. Ancak krizle birlikte yalnızca fonların durumu değil, düzenleyici kurumun geçmişte attığı adımların zamanlaması da tartışılmaya başladı.
SPK sorunu ne zaman tespit etti?
SPK, 18 Eylül’de yaptığı açıklamada sorunun 2025 yılının son çeyreğinde fark edildiğini bildirdi. Kurul, özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları üzerinden, fiili dolaşım oranı düşük hisselerde şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri gözlemlediğini açıkladı. SPK’nın açıklamasına göre konu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine taşındı ve Kurul tarafından alınabilecek makroihtiyati tedbirlere ilişkin tavsiye kararı verildi. Kurum, 2026’nın Temmuz ve Ağustos aylarında yaptığı düzenlemelerin ardından 28 Ağustos’ta Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’i güncellediğini ve bu sürecin yatırımcıların korunması ile fonlar üzerinden manipülasyon imkanının sınırlandırılması amacıyla yürütüldüğünü belirtti.
Eleştirilerin odağında neden “gecikme” var?
Krizin ardından bazı ekonomistler ve piyasa uzmanları, 2025’in son çeyreğinde sorun tespit edilmişken daha erken ve daha kapsamlı tedbir alınabileceğini savundu. Altınbaş Üniversitesi’nden Prof. Hayri Kozanoğlu, sorunun ortaya çıktığı dönemde kısa sürede yeni bir düzenleme yapılmasının bekleneceğini belirtirken, Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Yiğit Atılgan da müdahalenin geciktiği görüşünü dile getirdi. Atılgan’ın değerlendirmesine göre asıl sorun yalnızca düzenleme çıkarılması değil, piyasada hangi seviyede alarm verilmesi gerektiğini belirleyen bir mekanizmanın bulunmaması ve tespit edilen risk karşısında otomatik bir eylem zincirinin yeterince hızlı işletilmemesi. Eleştirinin temelinde, sorunların 2025’in sonunda görülmesine rağmen fonların büyüklüğünün sonraki dönemde artması ve müdahale zamanlamasının tartışmalı hale gelmesi bulunuyor. SPK ise kendi açıklamasında, 2025 sonunda tespit edilen sorunlar sonrasında ilgili kurumlar, Borsa İstanbul, Takasbank, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği ve piyasa temsilcileriyle çalışmalar yürütüldüğünü ve 28 Ağustos’taki rehber değişikliğinin bu hazırlıkların sonucunda hayata geçirildiğini belirtiyor.
TEFAS’a kabul sistemi de tartışmanın parçası
Eleştirilerin bir başka ayağını bazı fonların Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Sistemi’nde (TEFAS) işlem görmesine ilişkin kurallar oluşturuyor. Prof. Yiğit Atılgan, bir fonun TEFAS’ta işlem görebilmesinin SPK tarafından o fona yatırım yapılmasını tavsiye eden bir “kalite belgesi” anlamına gelmediğini, ancak mevcut sistemde fonların niteliksel risklerinin daha kapsamlı değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu tartışmada özellikle düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde yoğunlaşan portföylerin likidite riskinin daha erken ölçülmesi gerektiği görüşü öne çıkıyor. Atılgan, fonların ellerindeki varlıkların ne kadarının ve ne kadar sürede nakde çevrilebileceğini ölçen testler ile belirli eşiklerde otomatik bildirim mekanizmalarının kullanılabileceği görüşünde. SPK’nın güncel düzenleme sürecindeki açıklamasında ise yeni rehberin özellikle para piyasası fonları ve hisse senedi serbest fonlarda ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanma ve olağandışı borsa fiyat hareketleri yoluyla oluşabilecek sistemik riski azaltmayı, şeffaflığı artırmayı ve yatırımcı tasarruflarını korumayı amaçladığı belirtiliyor.
28 Ağustos’taki düzenleme neden kritik?
SPK, 28 Ağustos’ta Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’i kapsamlı biçimde güncelledi. Kurulun açıklamasına göre düzenleme özellikle düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde yoğunlaşan fonların oluşturduğu riskleri sınırlamaya yönelikti. Ancak düzenlemenin ardından bazı fonların ellerindeki belirli hisselerde pozisyonlarını azaltmak zorunda kalması, satış baskısının artmasına yol açtı. Piyasada yaşanan sürecin bir bölümünde fonlardan yoğun çıkış talepleri geldi. Pusula Portföy’de yaklaşık 132,7 milyar liralık çıkış talebi oluştuğu, 15 Eylül’de bazı fonlarda yatırımcılara yapılması gereken ödemelerde temerrüt yaşandığı açıklandı. Tera Portföy de daha sonra yaklaşık 300 milyar liraya ulaşan toplu çıkış talebinden söz etti. Bu nedenle bazı uzmanlar, düzenlemenin gerekli olmakla birlikte geçiş sürecinin ve satış takviminin piyasa üzerindeki etkilerinin önceden daha ayrıntılı biçimde yönetilebileceğini savunuyor. Eleştiriler, düzenlemenin kendisinden çok uygulanma biçimine ve bunun piyasa likiditesi üzerindeki sonuçlarına yoğunlaşıyor.
SPK neden 131 fonu tasfiye etti?
SPK, 17 Eylül’de 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Bu fonların TEFAS üzerinden alım ve satım işlemleri durdurulurken, tasfiye sürecinin ilgili mevzuat ve Kurul tarafından belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda yürütülmesi kararlaştırıldı. Tasfiye sürecinde portföylerdeki finansal varlıkların yatırımcı menfaati ve piyasa koşulları dikkate alınarak nakde çevrilmesi hedefleniyor. SPK ayrıca 21 Eylül’de, fon tasfiye usul ve esaslarındaki 3 aylık süreyi 6 aya çıkardı ve bu değişikliğin varlıkların mümkün olduğunca uygun koşullarda satılabilmesine imkan sağlamak amacıyla yapıldığını açıkladı. Kurul, 6 aylık sürenin tasfiyenin mutlaka bu sürede tamamlanacağı anlamına gelmediğini de belirtti.
Yatırımcı sayısı neden önemli?
SPK’nın 23 Eylül’de yayımladığı verilere göre tasfiye edilen 131 fondaki tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758. Bu sayı, yaşanan sorunun yalnızca portföy yönetim şirketlerini değil, yüz binlerce yatırımcıyı doğrudan ilgilendirdiğini ortaya koyuyor. Kriz boyunca gündeme gelen tartışmalardan biri de bazı fonların “nitelikli yatırımcı” statüsündeki kişilere sunulmasına rağmen sosyal medyada çok sayıda küçük yatırımcının mağduriyet yaşadığını bildirmesi oldu. Bu noktada yatırım ürününün niteliği, satış kanalları ve yatırımcı uygunluğu kontrollerinin nasıl yapıldığı da tartışmanın bir parçası haline geldi.
Düzenlemenin kendisi mi, zamanlaması mı tartışılıyor?
Fon krizinde SPK’ya yönelik eleştiriler ağırlıklı olarak iki noktada toplanıyor: Sorunun 2025’in sonlarında fark edilmesinden sonra daha erken önlem alınıp alınamayacağı ve 28 Ağustos’taki düzenlemenin piyasa üzerindeki etkilerinin yeterince yönetilip yönetilmediği. Buna karşılık SPK, sorunun daha önce tespit edildiğini, ilgili kurumlarla aylar süren çalışmalar yürütüldüğünü ve Ağustos ayında hayata geçirilen düzenlemelerin hazırlanan yol haritasının sonucu olduğunu belirtiyor. Kurul ayrıca yatırımcı haklarının korunması, piyasa güveninin sürdürülmesi ve fonlar üzerinden manipülasyon imkanlarının azaltılmasının temel hedefler olduğunu vurguluyor. Yaşanan süreçte bundan sonraki kritik aşama, tasfiye kapsamındaki fonların varlıklarının hangi koşullarda nakde çevrileceği ve yatırımcılara yapılacak ödemelerin nasıl ilerleyeceği olacak. SPK’nın 21 Eylül’de süreyi 6 aya çıkarması da bu sürecin piyasa koşullarına göre daha kontrollü yürütülmesine yönelik yeni bir adım olarak değerlendiriliyor.




