Bilim insanları, bitkisel protein kaynaklarının kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir araştırmanın sonuçlarını yayımladı. BMJ Nutrition Prevention & Health dergisinde yayımlanan analiz, düzenli baklagil ve soya ürünü tüketiminin yüksek tansiyon riskini azaltabileceğini ortaya koydu.
12 ülkeden uzun dönemli veriler incelendi
Araştırma kapsamında ABD, Avrupa ve Asya’da yürütülen uzun dönemli 12 farklı çalışmanın verileri analiz edildi. Çalışmada fasulye, nohut, mercimek, tofu ve soya ürünlerini düzenli tüketen bireylerin hipertansiyon riskinin daha düşük olduğu tespit edildi.
Riskte yüzde 30’a varan düşüş
Araştırma bulgularına göre en fazla baklagil tüketen kişilerde yüksek tansiyon riskinin yüzde 16 daha düşük olduğu belirlendi. Soya ürünlerinde ise bu oranın yüzde 19’a ulaştığı ifade edildi.
Günlük yaklaşık 170 gram baklagil tüketen kişilerde risk azalmasının yüzde 30’a yaklaştığı, 60–80 gram soya ürünü tüketiminin de tansiyon üzerinde belirgin bir koruyucu etki gösterdiği kaydedildi. Araştırmacılar, yaklaşık 100 gram baklagilin bir kase pişmiş fasulye, nohut veya mercimeğe denk geldiğini belirtti.
Bağırsak sağlığı ve bitkisel bileşikler etkili olabilir
Bilim insanları, baklagillerin ve soya ürünlerinin yüksek oranda potasyum, magnezyum ve lif içermesinin kan basıncı üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini vurguladı.
Ayrıca bu besinlerde bulunan çözünür liflerin bağırsakta parçalanarak damarların gevşemesine yardımcı olabilecek bileşikler üretebildiği, soya ürünlerindeki izoflavonların da tansiyonun düşürülmesinde rol oynayabileceği belirtildi.
Uzmanlardan “bitki bazlı beslenme” vurgusu
NNEdPro Global Institute baş bilim insanı Sumantra Ray, araştırmanın bitki bazlı beslenmenin kalp sağlığı üzerindeki etkilerine dair önemli bulgular sunduğunu ifade etti.
Ray, “Bu araştırma, baklagiller ve soyanın hipertansiyonun küresel yükünü azaltabilecek temel beslenme stratejileri arasında yer aldığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Daha fazla araştırma ihtiyacı
Araştırmacılar, elde edilen sonuçların güçlü olduğunu ancak farklı yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının etkisini daha net anlamak için ek çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu da vurguladı.