DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir’de basın mensuplarıyla bir araya geldi. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen toplantıda Babacan, kentte tartışma yaratan tarihi yapıların geleceği, İzmir Limanı’nın işletme hakkının devri, belediyelere yönelik operasyonlar ve Ortadoğu’daki gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu. İzmir’in tarihsel ve kültürel kimliğine dikkat çeken Babacan, kentin geleceğini ilgilendiren kararların daha şeffaf ve katılımcı bir anlayışla alınması gerektiğini söyledi.

İzmir’in tarihi dokusu için uyarı

İzmir’de tarihi yapıların geleceğine ilişkin alınan kararlara değinen Babacan, kentin kültürel mirasının korunması gerektiğini vurguladı. Bir şehrin kimliğinin yalnızca bugünüyle değil, geçmişiyle de şekillendiğini ifade eden Babacan, tarihi yapıların korunmasının kent hafızası açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Babacan,

“Bir şehri tarihinden ayrı düşünemezsiniz. Tarihi yok ederseniz o şehrin ruhunu yok edersiniz. İzmir bu anlamda en büyük endişeyi taşıyan şehirlerden biri”

İzmir’de toplu taşımaya zam: Yeni tarife belli oldu
İzmir’de toplu taşımaya zam: Yeni tarife belli oldu
İçeriği Görüntüle

dedi. Kentle ilgili kararların yerelde yaşayan insanların görüşleri doğrultusunda alınması gerektiğini belirten Babacan,

“Bir şehrin kültür mirasını Ankara’dan gelen talimatlarla değiştirmek doğru değil. Yerel otoritelerin ve kent halkının söz sahibi olması gerekir”

ifadelerini kullandı.

Elektrik Fabrikası için “restore edilmeli” çağrısı

İzmir’de tartışma yaratan alanlardan biri olan Tarihi Elektrik Fabrikası hakkında da konuşan Babacan, tarihi yapıların korunarak yaşatılması gerektiğini söyledi. Bu tür yapıların yalnızca mimari değil aynı zamanda kültürel değer taşıdığını ifade eden Babacan, kent kimliğinin bu yapılarla birlikte var olduğunu dile getirdi. Babacan, söz konusu yapının yıkılmasına karşı olduklarını belirterek,

“Elektrik Fabrikası’nın yıkılmasına izin vermemek lazım. Restore edip ayakta tutmak lazım”

dedi. Bu tür alanların planlanmasında rant odaklı yaklaşımlardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Babacan,

“Rantı önceleyen değil, şehrin kültürünü önceleyen bir anlayışla ele almak gerekir”

ifadelerini kullandı.

“İzmir Limanı’nın yarışmasız devri yanlış”

Babacan, İzmir Limanı’nın işletme hakkının devredilmesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Liman konusunda iki temel hata yapıldığını savunan Babacan, bunlardan birinin Türkiye Varlık Fonu olduğunu söyledi. Babacan,

“İzmir Limanı’nda iki tane hata var. Birisi Varlık Fonu’nun kendisi. Bu fonun denetleme mekanizması yok. ‘Keyfim istedi aldım, canım istedi sattım’ anlayışıyla hareket edebilecek bir yapı oluşturuldu”

dedi. Limanın yarışmasız şekilde özel sektöre devredilmesini de eleştiren Babacan,

“İzmir Limanı’nın yarışmasız bir şekilde özel sektöre devri ayrı bir yanlış. Rekabete açık sektörlerde ihale yapılması halk için daha faydalıdır”

ifadelerini kullandı. Özelleştirmelerin tamamen yanlış olmadığını belirten Babacan, geçmişte yapılan özelleştirmelerin gelirlerinin Türkiye’nin borç yükünü azaltmak için kullanıldığını söyledi.

“Belediyecilikte rant ittifakı oluşuyor”

Babacan, belediyelere yönelik tartışmalar hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Yerel yönetimlerde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin önemine dikkat çeken Babacan, bazı durumlarda siyasi parti fark etmeksizin rant odaklı kararların alınabildiğini savundu. Babacan,

“Mesele belediyecilik olunca iktidar ve muhalefet fark etmiyor. Pek çok belediye rantta birleşiyor”

dedi. İzmir’e ilişkin de eleştirilerde bulunan Babacan,

“Bakıyoruz rant varsa muhalefet ve iktidar rant ittifakı kuruyor. İzmir kazansın diyorsak mümkün ama kazanan 3-5 sermayedar olsun diyorsak o zaman İzmir kaybediyor”

ifadelerini kullandı.

Seçim ittifakları ve yeni siyasi model

Basın toplantısında seçim ittifaklarına ilişkin soruları da yanıtlayan Babacan, Türkiye’de siyasetin iki kutuplu bir yapıya sıkışmaması gerektiğini söyledi. Farklı siyasi partilerin ortak çalışmalar yürütebileceğini belirten Babacan, bu konuda yeni modeller üzerinde çalıştıklarını ifade etti. Babacan,

“Türkiye iki kutuplu siyasete hapsedilemeyecek kadar büyük bir ülke. Bu amaçla yeni bir siyasi anlayış geliştirmeye çalışıyoruz”

dedi. Farklı partilerle temas halinde olduklarını belirten Babacan,

“Bir seçim ittifakına dönüşmesi mümkün, farklı iş birliği modellerine dönüşmesi mümkün. Bu hedefi paylaşan siyasi partilerle iletişim halindeyiz”

ifadelerini kullandı.

Buca Cezaevi alanı için “özel çalışma gerekiyor”

Babacan, İzmir’de tartışma konusu olan Buca Cezaevi arazisine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Kentte hızla artan yapılaşmaya dikkat çeken Babacan, insanların nefes alabileceği alanların giderek azaldığını söyledi. Babacan,

“İzmir tamamen beton yığınına dönüştü. İnsanların nefes alabilecekleri yer yok”

dedi. Bu tür alanların planlanmasında özellikle deprem riski ve şehircilik ilkelerinin dikkate alınması gerektiğini belirten Babacan,

“Deprem alanları için özel bir çalışma gerekiyor. Ama rant buna izin vermiyor. Bu projeyi doğru bulmuyoruz ve yakından takip ediyoruz”

ifadelerini kullandı.

Ortadoğu’daki gelişmeler ve göç riski

Babacan, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin Türkiye’ye olası etkilerini değerlendirdi. Bölgedeki çatışmaların kısa sürede sona ermesi halinde Türkiye açısından kalıcı etkilerin sınırlı olabileceğini belirten Babacan, sürecin uzaması durumunda ekonomik ve sosyal sorunların ortaya çıkabileceğini vurguladı. Babacan,

“Bu operasyon kısa sürerse Türkiye için kalıcı bir etkisi olmayabilir. Ancak aylarca devam ederse ekonomik etkilerini de görürüz,”

diye belirtti. Uzayan krizlerin yeni göç dalgalarını tetikleyebileceğine dikkat çeken Babacan, göç yönetiminde düzensiz göçle mücadele ve göçmenlerin kayıt altına alınmasının önemine işaret etti. Ayrıca Babacan, göç politikalarının hem yerel halk hem de göçmenler açısından insani ve düzenli bir şekilde yönetilmesi gerektiğini belirterek, göçmenlerin kayıt altına alınmasının ve uygun kontrollü alanlarda barındırılmasının şart olduğunu vurguladı.

“Ekonomi Türkiye’nin en büyük sorunu”

Babacan, Türkiye’de vatandaşların en büyük sorununun ekonomi olduğunu belirterek hayat pahalılığına dikkat çekti. Emekliler, asgari ücretliler ve sabit gelirli vatandaşların ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya olduğunu söyleyen Babacan, toplumda adalet ve hukuk konusundaki endişelerin de arttığını ifade etti. Babacan,

“Halkımıza sorduğumuzda Türkiye’nin en önemli sorununun ekonomi olduğunu söylüyor. Son yıllarda hukuk ve adalet konusu da sıkça dile getiriliyor”

dedi. Sağlık ve eğitim alanlarında da sorunların giderek büyüdüğünü belirten Babacan,

“Türkiye’de herhangi bir alan kalmadı ki ‘şurada işler iyi gidiyor’ diyelim. Mumla ararsanız bulamazsınız”

ifadelerini kullandı.

Muhabir: Su Selin Bayramoğlu