Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'in güneyine düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1.200 kişi hayatını kaybetti, 251 kişi ise Gazze'ye götürülerek rehin alındı. İsrail'in saldırının ardından Gazze'de başlattığı askeri operasyonlar ise bölgenin son yıllardaki en ağır insani krizlerinden birine yol açtı; Reuters'ın 7 Ekim 2026 tarihli derlemesine göre İsrail'in operasyonlarında Gazze'de 74 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Üç yıl içerisinde çatışmanın Gazze sınırlarını aşarak İran, Lübnan ve Suriye'ye uzanan daha geniş bir bölgesel güvenlik krizine dönüşmesi, Türkiye-İsrail ilişkilerini de doğrudan etkiledi. Ankara'nın Gazze konusunda İsrail'e yönelik sert siyasi ve diplomatik tutumu, Hamas'la temasları ve Suriye'deki artan etkisi, Tel Aviv'in Türkiye'ye yönelik güvenlik değerlendirmelerinde değişikliğe gitmesine neden oldu.

Türkiye, Gazze savaşı konusunda İsrail'e sert tepki gösterdi

7 Ekim saldırılarının ardından Türkiye, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına yönelik en sert tepki veren ülkelerden biri oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gazze'deki sivil kayıpları ve insani koşulları gündeminin merkezine taşırken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yönetimini ağır biçimde eleştirdi ve İsrail'in Gazze'deki eylemlerini "soykırım" olarak nitelendirdi. İsrail yönetimi ise bu suçlamaları reddederek, Hamas'ın saldırısının ardından yürüttüğü operasyonların ülkenin kendini savunma hakkı kapsamında olduğunu savundu. Ankara'nın tepkisi yalnızca siyasi açıklamalarla sınırlı kalmadı ve konu uluslararası platformlara da taşındı. Türkiye, Güney Afrika'nın İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda açtığı davaya 2024 yılında müdahil olma kararı aldı ve Gazze'deki durumun uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınması yönündeki girişimlerini sürdürdü. Uluslararası Adalet Divanı da 2024 yılında İsrail'e yönelik geçici tedbir kararlarını genişletmiş ve Refah'taki askeri operasyonun Filistinliler açısından oluşturduğu risklere ilişkin yeni tedbirler açıklamıştı.

Ankara ile Tel Aviv arasındaki siyasi mesafe derinleşti

7 Ekim sonrasında iki ülke arasındaki siyasi söylem giderek sertleşirken, Ankara'nın İsrail'e yönelik eleştirileri ile Tel Aviv'in Türkiye'ye ilişkin güvenlik değerlendirmeleri karşılıklı gerilimi artırdı. Erdoğan ile Netanyahu'nun açıklamaları da zaman zaman doğrudan karşılıklı suçlamalara dönüştü ve iki ülkenin Ortadoğu'daki gelişmelere ilişkin yaklaşım farklılığı daha görünür hale geldi. Türkiye'nin Gazze'deki savaşın sona erdirilmesi ve insani yardımın ulaştırılması yönündeki diplomatik girişimleri, Ankara'nın bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirme çabasının da parçası oldu. 2025'te ABD Başkanı Donald Trump'ın girişimiyle şekillenen Gazze ateşkes sürecinde Türkiye, Katar ve Mısır'la birlikte arabulucu ülkeler arasında yer aldı ve tarafların anlaşmaya ulaşmasına yönelik görüşmelerde rol üstlendi. Türkiye, Katar ve Mısır'ın yanı sıra ABD ile birlikte 2025'teki ateşkes anlaşmasına ilişkin belgede imza atan ülkeler arasında bulundu. Bu süreç, Ankara'nın Hamas'la kurduğu temasların da diplomatik açıdan önem kazanmasına yol açtı. Hamas yöneticilerinin Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaretler ve Türk yetkililerle yapılan görüşmeler, İsrail'in Ankara'ya yönelik eleştirilerinin başlıca başlıklarından biri haline geldi.

Suriye, Türkiye-İsrail rekabetinin yeni sahası oldu

Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerilimin en önemli başlıklarından biri de Suriye oldu. Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından Ankara'nın yeni Suriye yönetimiyle kurduğu yakın ilişki, Türkiye'nin ülkedeki siyasi ve güvenlik etkisini artırırken, İsrail'in Suriye'deki gelişmeleri kendi güvenliği açısından daha yakından takip etmesine neden oldu. Türkiye'nin Şam yönetimiyle savunma ve güvenlik alanında iş birliğini geliştirme çabaları, İsrail'in Suriye'deki askeri hesaplamalarıyla karşı karşıya geldi. Özellikle Suriye'nin güneyindeki gelişmeler ve İsrail'in bölgede gerçekleştirdiği askeri operasyonlar, iki ülkenin bölgedeki çıkarlarının giderek daha fazla kesiştiği bir alan oluşturdu. Ankara ise Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve yeni yönetimin istikrar kazanması yönündeki politikasını sürdürürken, İsrail Suriye'deki askeri yapılanmaların kendi güvenliğine yönelik tehdit oluşturabileceğini savundu. Suriye'deki gelişmelerin Türkiye-İsrail ilişkilerine etkisi yalnızca askeri başlıklarla sınırlı kalmadı. Ankara'nın Şam yönetimi üzerindeki etkisi arttıkça, İsrail'in Suriye'ye yönelik politikalarının Türkiye'nin bölgesel hesaplarıyla daha fazla kesişmesi, iki ülke arasındaki rekabetin doğrudan temas noktalarından birini oluşturdu.

Hamas'la ilişkiler Ankara-Tel Aviv hattında önemli başlıklardan biri oldu

7 Ekim sonrasında Türkiye ile Hamas arasındaki temaslar daha görünür hale geldi. Hamas yöneticileri Türkiye'yi ziyaret ederken, örgütün siyasi kanadıyla Türk yetkililer arasındaki görüşmeler özellikle Gazze'deki ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması süreçlerinde gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hamas'a ilişkin açıklamaları ise İsrail yönetiminin Ankara'ya yönelik eleştirilerinin başlıca konularından biri oldu. Türkiye ise Hamas'la temaslarını, Gazze'de ateşkes sağlanması ve insani yardımın ulaştırılması yönündeki diplomatik çabalarının bir parçası olarak değerlendirdi. 2025'teki ateşkes görüşmelerinde Ankara'nın Hamas üzerindeki etkisi, Türkiye'nin arabuluculuk girişimlerinde önemli bir unsur olarak öne çıktı. Reuters da o dönemde Türkiye'nin güçlü Hamas bağlantıları nedeniyle ateşkes görüşmelerinde etkili olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Trump'la görüşmesinin ardından Hamas'ı anlaşmaya ikna etme sürecinde rol üstlendiğini aktarmıştı. Böylece Hamas meselesi, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yalnızca Gazze savaşının bir sonucu olmaktan çıkarak iki ülkenin bölgesel politikalarının kesiştiği temel başlıklardan birine dönüştü. İsrail, Hamas'ın Türkiye'deki temaslarından rahatsızlığını dile getirirken, Ankara ise Gazze'deki siyasi çözümün Hamas'ın da dahil olduğu bir süreç olmadan kalıcı hale gelmesinin zor olduğunu savunan yaklaşımını sürdürdü.

Güney Kıbrıs'ta Türk izleri birer birer siliniyor: Baf'taki Kemal Atatürk Caddesi'nin adı değiştirildi
Güney Kıbrıs'ta Türk izleri birer birer siliniyor: Baf'taki Kemal Atatürk Caddesi'nin adı değiştirildi
İçeriği Görüntüle

Türkiye ve İsrail bölgesel ortaklıklarını yeniden şekillendirdi

7 Ekim sonrasındaki süreç, Türkiye ve İsrail'in bölgedeki ittifak ve ortaklıklarını da yeniden şekillendirdi. İsrail, Türkiye ile ilişkileri uzun süredir gergin olan Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile özellikle savunma, enerji ve güvenlik alanlarındaki iş birliğini derinleştirirken, Ankara da Pakistan ve Suudi Arabistan'la savunma alanında yeni bir mekanizma oluşturdu. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Ağustos 2026'da Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladı. Anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının diğerlerine de yönelik saldırı olarak değerlendirilmesini öngörürken, üç ülke daha sonra anlaşmanın uygulanmasına ilişkin mekanizmaları geliştirmek üzere toplantılar gerçekleştirdi. Reuters'ın 7 Ekim 2026 tarihli haberine göre Türkiye, Suudi Arabistan'a savunma ve teknik destek sağlıyor ancak Türk askerlerinin Yemen'deki çatışmalara doğrudan katıldığına ilişkin bir durum bulunmuyor; ayrıca anlaşmanın Türkiye'de henüz Meclis tarafından onaylanmadığı bildiriliyor. Bu gelişmeler, 7 Ekim saldırılarının ardından Ortadoğu'da oluşan yeni güvenlik mimarisinin yalnızca İsrail-Gazze hattıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Türkiye'nin Pakistan ve Suudi Arabistan'la savunma iş birliğini artırması, İsrail'in ise Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile güvenlik ilişkilerini geliştirmesi, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki güç dengelerinin farklı eksenlerde yeniden şekillendiğine işaret ediyor.

Üç yılın ardından ilişkilerde normalleşme ihtimali zayıfladı

7 Ekim 2023 öncesinde Türkiye ile İsrail arasında diplomatik ilişkilerin yeniden büyükelçi seviyesine çıkarılmasıyla başlayan normalleşme süreci, Gazze savaşıyla birlikte yerini sert siyasi gerilime bıraktı. Üç yıl içerisinde Gazze'deki savaş, Hamas meselesi ve Suriye'deki yeni dengeler, iki ülkenin birbirini yalnızca diplomatik açıdan değil, bölgesel güvenlik perspektifinden de daha farklı değerlendirmesine yol açtı. Buna karşın Türkiye'nin Gazze'deki ateşkes süreçlerinde arabuluculuk yapması ve bölgesel aktörlerle kurduğu temaslar, Ankara'nın İsrail'le doğrudan ilişkilerde yaşanan kopukluğa rağmen Ortadoğu diplomasisindeki rolünü korumaya çalıştığını ortaya koydu. 7 Ekim'in üçüncü yılında gelinen noktada Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği ise yalnızca Gazze'deki gelişmelere değil, Suriye'deki güç dengelerine, bölgesel savunma ortaklıklarına ve ABD'nin Ortadoğu politikasına da bağlı görünüyor.

Kaynak: BBC