Birmagambetova’ya göre bu yapımlar eğlence sınırını aşarak izleyicilerin davranış ve tutumlarını olumsuz yönde etkileyebilecek “psikolojik tehdit” boyutuna ulaşıyor. Eleştirilerin odağında özellikle dizilerde sıkça işlenen bazı temalar bulunuyor: sürekli entrika, dedikodu, agresiflik, acımasızlık ve aldatma gibi öğeler, izleyicinin gerçeklik algısını bozabilecek unsurlar olarak tanımlanıyor. Bu temalar, güven temelli ilişkiler yerine şüphe ve çatışmayı normalleştirebileceği iddiasıyla tartışılıyor.
Bazı eleştiriler, söz konusu içeriklerin izleyicilerin düşünce ve davranış kalıplarını farkında olmadan etkileyebileceği ve günlük hayata taşıyabileceği yönünde. Birmagambetova, bu “toksik” anlatıların sürekli tekrarının, izleyicilerin farkında olmadan bu kalıpları benimsemesine yol açabileceğini belirttiği görüşleriyle gündeme geldi.
Kültürel başarı mı, psikolojik risk mi?
Türk dizilerinin uluslararası başarısı ve kültürel etkisi uzun süredir tartışma konusu. Birçok uzman, bu dizilerin Türkiye’nin yumuşak güç aracı olarak kültür ihracına katkı sağladığını belirtirken, eleştirmenler ise olumsuz temaların toplumsal algılar üzerindeki olası etkilerine dikkat çekiyor. Sosyolog Prof. Ebulfez Süleymanlı gibi isimler, televizyon dizilerinde aile ve ilişkilerin çoğu zaman dramatik ve yıpratıcı biçimde sunulmasının izleyicilerin duygusal dünyasını etkileyebileceğini savunuyor.
Bu tartışmalar, Türk dizilerinin yalnızca kültürel bir ürün olmanın ötesinde psikolojik ve toplumsal etkilerinin de değerlendirilmesini gündeme taşıyor. Kimilerince bu yapımların sağladığı ekonomik katkı ve kültürel görünürlük öne çıkarılırken, başkaları içeriklerin uzun vadeli etkileri konusunda uyarıda bulunuyor.