Türkiye'de son dönemde okullarda yaşanan silahlı ve bıçaklı saldırılar, eğitim kurumlarında güvenliğin nasıl sağlanacağına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. İstanbul, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Manisa ve Van'da yaşanan olaylar, çocuklar ve gençler arasındaki şiddetin nedenlerinin daha kapsamlı biçimde ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Bir yandan okullarda güvenlik tedbirleri artırılırken diğer yandan çocukların şiddete yönelmesinde etkili olabilecek sosyal, ekonomik ve psikolojik koşullar tartışılıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2015'te yaklaşık 134 bin iken 2024'te 203 bine yükseldi. Yaklaşık yüzde 51,5'lik artışa işaret eden veriler, çocukların karıştığı olayların sayısındaki değişimi ortaya koyarken, okullardaki şiddetin nedenlerini tek başına açıklamıyor. Uzmanlar ise sorunun yalnızca bireysel davranışlar üzerinden değerlendirilemeyeceğini, toplumsal koşulların ve kurumların çocuklarla kurduğu ilişkinin de dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.

Okullarda şiddet olayları yeniden gündemde

2025-2026 eğitim-öğretim döneminde Türkiye'nin farklı kentlerinde yaşanan saldırılar, okul güvenliğine ilişkin kaygıları artırdı. İstanbul Çekmeköy'deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 2 Mart'ta bir öğrencinin öğretmen Fatma Nur Çelik'i bıçaklayarak öldürmesi ve bir öğrenciyle bir öğretmeni yaralaması, bu olaylardan biri oldu. Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde 14 Nisan'da Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne pompalı tüfekle giren 19 yaşındaki eski öğrenci, 16 kişiyi yaraladı. Saldırgan, polisin olay yerine gelmesinin ardından intihar etti. Bir gün sonra Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'nda 14 yaşındaki bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda ise bir öğretmen, dokuz öğrenci ve saldırgan hayatını kaybetti. 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlamasının ardından da şiddet olayları yaşandı. Manisa'nın Turgutlu ilçesinde 22 Eylül'de İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınlarında 15 yaşındaki bir öğrencinin pompalı tüfekle ateş açması sonucu 11 öğrenci yaralandı. Osmaniye'nin Çardak köyünde 28 Eylül'de öğretmen Mehmet Bilgili, okul bahçesine gelen yeğeni tarafından silahla vurularak öldürüldü. Aynı gün Van'ın Tuşba ilçesinde bir öğrencinin okula tüfekle gelmesi üzerine öğretmen ve veliler silahı çocuğun elinden aldı. İstanbul Küçükçekmece'de 6 Ekim'de yaşanan olayda ise 15 yaşındaki bir kız öğrenci, Kayaşehir'deki Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu'nun bahçesinde bıçaklı saldırı gerçekleştirdi. Saldırıda 10 yaşındaki Eslem Sare Bulut hayatını kaybetti, yedi öğrenci yaralandı. Ertesi gün Esenyurt'taki Sezai Karakoç Lisesi'nde öğrenciler arasında çıkan kavgada da iki öğrenci bıçakla yaralandı.

Çocukların karıştığı olaylarda yüzde 51,5 artış

Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde çocukların suça sürüklenmesini araştırmak üzere kurulan komisyonun raporunda, çocukların karıştığı olayların sayısındaki artışın yanı sıra suç türlerindeki değişime de dikkat çekildi. Raporda yer alan TÜİK verilerine göre, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2015'te yaklaşık 134 binden 2024'te 203 bine çıktı. Çocukların karıştığı yaralama olayları da aynı dönemde artış gösterdi. 2015'te yaklaşık 46 bin olan yaralama olayı sayısı, 2024'te 82 bine yaklaştı. Bu değişim yaklaşık yüzde 78,6'lık artışa karşılık geliyor. Komisyon raporunda yaralama olaylarındaki yükseliş, çocuklar arasındaki şiddet ve çatışma davranışlarının daha belirgin hâle gelmesi açısından değerlendirildi. Veriler çocukların karıştığı olayların genel seyrini gösterse de her olayın nedenini veya okul saldırılarının ne ölçüde bu artıştan kaynaklandığını tek başına ortaya koymuyor. Bu nedenle uzmanlar, istatistiklerin aile, okul, akran ilişkileri ve toplumsal koşullara ilişkin değerlendirmelerle birlikte ele alınması gerektiğini belirtiyor.

Uzmanlara göre okul saldırıları bir sistem sorunu

Meclis Araştırma Komisyonu raporunda çocukların suça sürüklenmesiyle ilişkili olabilecek çok sayıda etken sıralanıyor. Aile içi ihmal ve şiddet, ebeveynlerin destek mekanizmalarına erişimindeki yetersizlikler, yoksulluk, okul devamsızlığı, okul terki, düşük akademik başarı, olumsuz akran ilişkileri, madde kullanımı, dijital ortamlardaki riskli içerikler ve kurumlar arasındaki koordinasyon eksiklikleri bu başlıklar arasında bulunuyor. Eğitim Reformu Girişimi'nin okullardaki şiddet olaylarına ilişkin politika notunda da sorunun tekil olaylardan ibaret olmadığı, daha geniş toplumsal koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Çalışmada ekonomik eşitsizlikler, toplumsal kutuplaşma, şiddetin normalleştirilmesi, çocuğun okulla ve sosyal hayatla bağının zayıflaması ve aile-okul iş birliğinin yetersizliği öne çıkan sorunlar arasında gösteriliyor. Dışlanma, zorbalık, aile içi şiddet, engelli ve nöroçeşitli çocuklara yönelik ayrımcılık, ateşli silahlara erişim ve adalete duyulan güvensizlik de şiddeti besleyebilecek koşullar arasında değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, okul saldırılarının yalnızca okul kapısındaki güvenlik önlemleriyle açıklanamayacağını ve önleme politikalarının farklı alanlarda eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Psikiyatrik hastalıklar şiddetin tek açıklaması değil

Saldırılardan sonra gündeme gelen konulardan biri de saldırganların ruh sağlığı oluyor. Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, olayların yalnızca psikiyatrik hastalıklarla açıklanmasını doğru bulmadığını belirtiyor. Ünal, ruhsal hastalığı bulunan kişilerin büyük bölümünde şiddet eğilimi görülmediğini vurgulayarak, saldırıları doğrudan bir ruhsal hastalıkla ilişkilendirmenin bilimsel açıdan sorunlu olduğunu ifade ediyor. Ayrıca içine kapanık veya arkadaş ilişkileri zayıf öğrencilerin potansiyel saldırganlar gibi etiketlenmesinin de yanlış olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte Ünal, saldırı öncesinde ortaya çıkabilecek somut davranışsal risk işaretlerinin ciddiye alınması ve uygun biçimde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanların bu yaklaşımı, çocukların damgalanmadan desteklenmesini ve risklerin erken aşamada ele alınmasını öne çıkarıyor.

Bireysel silahlanma okul güvenliğini de etkiliyor

Acıbadem Üniversitesi Suç ve Şiddetle Mücadele Merkezi Başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat, okullardaki şiddetin toplumdaki genel şiddet ortamından bağımsız düşünülemeyeceğini belirtiyor. Polat, bireysel silahlanmanın azaltılması ve silahlara erişimin daha etkili biçimde denetlenmesi gerektiğini savunuyor. Bireysel silahsızlanma alanında çalışan Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayhan Akcan da Türkiye'de ruhsatsız silahların yaygınlığına ilişkin değerlendirmelerinde denetim ve caydırıcı önlemlerin önemine dikkat çekiyor. Akcan, Türkiye'de yaklaşık 27 milyon ruhsatsız silah bulunduğunu tahmin ediyor; ancak bu sayının resmî bir istatistik olmadığını ve kendi araştırmalarına dayandığını belirtiyor. Uzmanlar, aile içinde bulunan silahların çocukların erişemeyeceği biçimde muhafaza edilmesi ve silahlara erişimin önlenmesi gerektiğini vurguluyor. Okul çevresindeki güvenlik tedbirlerinin yanı sıra evlerdeki silahların denetimi ve toplumda şiddetin normalleştirilmesine karşı önleyici çalışmalar da bu çerçevede ele alınıyor.

Okul güvenliği için bakanlıklar ortak protokol imzaladı

Okullarda yaşanan saldırıların ardından Milli Eğitim, İçişleri, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, Sağlık, Gençlik ve Spor ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıkları 21 Eylül'de okul güvenliğini hedefleyen ortak bir protokol imzaladı. Protokol kapsamında okulların risk düzeylerine göre farklı güvenlik uygulamalarının hayata geçirilmesi öngörüldü. Birinci ve ikinci derece riskli okullarda kolluk görevlilerinin sürekli bulunması, üçüncü ve dördüncü derece riskli okullarda ise irtibat görevlilerinin okul yönetimleriyle koordineli çalışması planlandı. Okul çevresindeki internet kafeler, oyun salonları, metruk yapılar ve servis araçlarının denetlenmesi de alınan önlemler arasında yer aldı.İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 31 bin okul bahçe görevlisinin istihdam edildiğini açıkladı. Bakanlıklar arası protokolde ayrıca çocuklarla ilgili ciddi risk işaretleri ortaya çıktığında okul yönetimi, kolluk ve sağlık görevlilerinin erken müdahalede bulunması hedefleniyor.

MEB'den özel öğretim kurumlarına ruhsat uyarısı
MEB'den özel öğretim kurumlarına ruhsat uyarısı
İçeriği Görüntüle

Güvenlik önlemleri ile okul iklimi arasında denge aranıyor

Okul güvenliğine yönelik protokol bazı eğitim sendikaları tarafından olumlu karşılanırken, bazı kesimler güvenlik odaklı yaklaşımın tek başına yeterli olmayacağını savunuyor. Eğitim Reformu Girişimi'nden Burcu Meltem Arık, erken uyarı sistemlerini ve kurumlar arası iş birliğini önemli bulmakla birlikte, asıl meselenin alınan kararların sahada uygulanabilmesi olduğunu belirtiyor. Arık, güvenlik ile denetim arasında hassas bir denge kurulması gerektiğine dikkat çekiyor. Okullarda sürekli gözetim altında olma hissinin, öğrencilerin ve öğretmenlerin kurumla kurduğu ilişkiyi olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Arık, güvenli başvuru yollarının, rehberlik hizmetlerinin, sosyal hizmet kapasitesinin ve kurumlar arası koordinasyonun birlikte işlemesi gerektiğini vurguluyor. Bu çerçevede okul güvenliğinin yalnızca fiziksel tedbirlerle değil, öğrencilerin kendilerini güvende hissedebildiği, zorbalığın erken fark edildiği ve destek talep edebildiği bir okul iklimiyle birlikte ele alınması gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlardan çok boyutlu çözüm çağrısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ekim'de yaptığı açıklamada okullarda yaşanan olaylara değinerek dijital platformların ve teknoloji şirketlerinin etkisine ilişkin eleştirilerde bulundu. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise 8 Ekim'de yaptığı açıklamada, şubat ayından itibaren farklı bir çözümle kamuoyunun karşısına çıkacaklarını söyledi; ancak ayrıntı paylaşmadı. Meclis Araştırma Komisyonu raporunda çocukların suça sürüklenmesini önlemek için aile temelli koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesi, okul güvenliğinin artırılması ve dijital ortamın da kapsandığı bütüncül bir kamu politikası oluşturulması öneriliyor. Eğitim Reformu Girişimi'nden Burcu Meltem Arık, çocukların yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendirilmesinin ve spor, sanat, kültür gibi alanlara erişimlerinin sınırlı kalmasının da dikkate alınması gerektiğini belirtiyor. Arık'a göre çocukların kendilerini ifade edebilecekleri, ilgi alanlarını geliştirebilecekleri ve sosyal bağlar kurabilecekleri alanların güçlendirilmesi önem taşıyor. Prof. Dr. Oğuz Polat, ailelerin şiddet konusunda bilinçlendirilmesi, silahlara erişimin engellenmesi ve gençlerin enerjilerini yönlendirebilecekleri spor ve sosyal faaliyetlerin artırılması gerektiğini savunuyor. Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal ise aile ortamında şiddetten uzak bir yaşamın, temel ihtiyaçların karşılanmasının ve okullarda akademik başarının yanı sıra sosyal ve duygusal gelişimin desteklenmesinin önemine dikkat çekiyor. Uzmanların ortaklaştığı temel nokta, okul saldırılarının yalnızca güvenlik tedbirleriyle önlenemeyeceği yönünde. Çocukların korunması, risklerin erken fark edilmesi, aile ve okul arasındaki bağların güçlendirilmesi, silahlara erişimin sınırlandırılması ve sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi, sorunun farklı boyutlarına yönelik birlikte yürütülmesi gereken adımlar arasında gösteriliyor.

Kaynak: BBC