DÜNYA

Trump’ın İran’a sunduğu 15 maddelik planda neler var?

İran’ın nükleer programından füze çalışmalarına kadar birçok başlığı kapsayan planın detayları gündem olurken, taraflar arasında iddia edilen müzakere süreci dikkat çekiyor.

Abone Ol

ABD ve İsrail medyasına göre, Donald Trump tarafından İran’a sunulduğu iddia edilen 15 maddelik planın detayları ortaya çıktı. İddialara göre söz konusu plan, İran ile yaşanan gerilimi sonlandırmayı hedefleyen çok aşamalı bir çerçeve sunarken, nükleer programdan bölgesel politikalara kadar geniş bir alanı kapsayan şartlar içeriyor.

Planda öne çıkan başlıklar

ABD ve İsrail basınında yer alan bilgilere göre planın temelinde İran’ın nükleer faaliyetlerinin tamamen sınırlandırılması yer alıyor. Buna göre İran’ın mevcut nükleer kapasitesini sökmesi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sonlandırması ve ülke topraklarında nükleer silah geliştirmeye yönelik hiçbir girişimde bulunmama taahhüdü vermesi öngörülüyor. Plan kapsamında ayrıca İran’ın balistik füze çalışmalarının askıya alınması ve bu programın ilerleyen aşamalarda belirli sınırlamalar çerçevesinde yeniden tanımlanması maddesi de dikkat çekiyor. İran’ın füze kapasitesinin hem menzil hem de nicelik açısından sınırlandırılması ve kullanımının yalnızca savunma amaçlı olması gerektiği ifade ediliyor.

Nükleer tesisler ve denetim mekanizması

İddialara göre planın en kritik maddelerinden biri, İran’daki önemli nükleer tesislere yönelik düzenlemeleri içeriyor. Bu kapsamda Natanz Nükleer Tesisi, İsfahan Nükleer Tesisi ve Fordow Nükleer Tesisi gibi merkezlerin ortadan kaldırılması ya da işlevsiz hale getirilmesi öngörülüyor. Ayrıca İran’ın yaklaşık 450 kilogram civarında yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokunu belirli bir takvim çerçevesinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına devretmesi ve ajansa ülkede tam erişim sağlanması planın önemli başlıkları arasında yer alıyor. Bu sayede uluslararası denetim mekanizmasının güçlendirilmesi ve şeffaflığın artırılması hedefleniyor.

Bölgesel politikalar ve Hürmüz Boğazı vurgusu

Planın bir diğer boyutunda İran’ın bölgedeki etkisine yönelik maddeler bulunuyor. Buna göre İran’ın vekil güçlere verdiği desteği sonlandırması, bu grupların finansman, silahlandırma ve yönlendirme süreçlerinden çekilmesi gerektiği ifade ediliyor. Öte yandan Hürmüz Boğazının uluslararası deniz trafiğine açık ve işlevsel kalması gerektiği de planın maddeleri arasında yer alıyor. Bu düzenlemenin küresel enerji akışı açısından kritik önemde olduğu değerlendiriliyor.

Yaptırımlar ve karşılık mekanizmaları

Planın dikkat çeken bir diğer ayağında, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde uluslararası yaptırımların kaldırılması yer alıyor. Buna karşılık olarak İran’ın sivil nükleer programının desteklenebileceği ve özellikle enerji üretimi alanında teknik iş birliğinin sağlanabileceği belirtiliyor. Öte yandan, yükümlülüklerin ihlal edilmesi durumunda yaptırımların yeniden devreye girmesini sağlayan “snapback” mekanizmasına ilişkin düzenlemelerin de plan kapsamında ele alındığı aktarılıyor. Bu mekanizmanın, anlaşmanın uygulanmasını garanti altına almayı amaçladığı ifade ediliyor.

Ateşkes ve müzakere süreci iddiası

İddialara göre planın uygulanması sürecinde bir aylık ateşkes önerisi de gündeme geldi. Bu süreçte tarafların, 15 maddelik anlaşma üzerinde müzakere yürütmesi ve aşamalı bir ilerleme sağlanması hedefleniyor. Sürecin Steve Witkoff ve Jared Kushner üzerinden yürütüldüğü öne sürülüyor.

İran’dan yalanlama, karşılıklı açıklamalar

İran tarafı ise söz konusu iddiaları reddetti. İran Dışişleri Bakanlığı ve askeri yetkililer, ABD ile böyle bir planın müzakere edildiğine ilişkin haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirtti. Devrim Muhafızları’na bağlı yetkililer de herhangi bir uzlaşma sürecinin söz konusu olmadığını ifade ederek iddiaları yalanladı.

İsrail basınında dikkat çeken değerlendirmeler

İsrail basınında yer alan yorumlarda ise ABD ile İran arasında hızlı bir anlaşma ihtimali ve bunun bölgesel dengelere etkisi ele alındı. Haberlere göre, şartların netleşmeden yapılacak bir anlaşmanın İran lehine sonuçlar doğurabileceği ve bu durumun İsrail açısından risk oluşturabileceği değerlendirmeleri öne çıktı. Gelişmelerin, taraflar arasındaki diplomatik temaslar ve uluslararası aktörlerin tutumuna bağlı olarak önümüzdeki süreçte netlik kazanması bekleniyor.