Suudi Arabistan, Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi'nde deniz güvenliğini güçlendirmek amacıyla Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 14 ülkenin katılımıyla çok uluslu bir deniz savunma koalisyonu kurulduğunu duyurdu. Riyad yönetimi, girişimin uluslararası deniz taşımacılığı, enerji nakil hatları ve ticaret yollarını hedef alan tehditlere karşı ortak hareket etmeyi amaçladığını bildirdi.
Koalisyonun temel hedefi deniz güvenliğini artırmak
Yeni koalisyon, Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı'nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve 43 ülke ile Avrupa Birliği temsilcilerinin katıldığı uluslararası toplantının ardından duyuruldu. Toplantı sonunda 14 ülke ortak bildiriye imza atarak projeye destek verdi. Riyad yönetimi, koalisyonun seyrüsefer özgürlüğünü korumayı, ticari gemiler ile enerji altyapısına yönelik tehditleri önlemeyi ve uluslararası ticaret yollarının güvenliğini sağlamayı hedeflediğini açıkladı. Ancak koalisyonun ne zaman faaliyete geçeceği, hangi askeri unsurların görev alacağı, komuta yapısı ve angajman kuralları gibi operasyonel ayrıntılar henüz paylaşılmadı.
Türkiye'nin de bulunduğu 14 ülke kurucu üye oldu
Koalisyonun kurucu üyeleri arasında Suudi Arabistan'ın yanı sıra Türkiye, Pakistan, Mısır, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Ürdün, Yemen, Sudan, Cibuti, Somali, Bangladeş ve Komor Adaları yer aldı. Suudi Arabistan, ilerleyen süreçte diğer ülkelerin de gerekli iç süreçlerini tamamlamalarının ardından koalisyona katılabileceğini belirtti. Buna karşın Körfez İşbirliği Konseyi üyesi olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman'ın kurucu üyeler arasında bulunmaması dikkat çekti. Her iki ülke de koalisyona katılmama gerekçesine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Türkiye tarafından ise koalisyona ilişkin henüz resmi bir değerlendirme yapılmadı.

Koalisyon neden şimdi kuruldu?
Yeni girişimin, Yemen'de Suudi Arabistan ile Husiler arasında yeniden tırmanan gerilimin ardından duyurulması dikkat çekti. Son dönemde Husilerin Suudi Arabistan'daki petrol tesisleri, şehirler ve enerji altyapısına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediği, ayrıca Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik tehditlerini artırdığı belirtiliyor. Babülmendep Boğazı'nın küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip olması nedeniyle bölgedeki güvenlik risklerinin uluslararası taşımacılığı da doğrudan etkileyebileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle koalisyonun, yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel ticaret zincirinin kesintisiz işlemesini sağlamayı da amaçladığı ifade ediliyor. Bununla birlikte koalisyonun kuruluş bildirgesinde Husiler ya da İran doğrudan hedef gösterilmedi. Girişim, deniz taşımacılığı ve enerji altyapısını farklı güvenlik tehditlerine karşı korumaya yönelik savunma odaklı bir iş birliği modeli olarak tanımlandı.
Bölgede başka deniz görev güçleri de faaliyet gösteriyor
Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Basra Körfezi'nde hâlihazırda uluslararası görev yapan çeşitli deniz güçleri bulunuyor. Bunların başında Bahreyn merkezli ve 47 ülkenin yer aldığı Ortak Deniz Görev Gücü geliyor. Bu yapı bünyesinde korsanlıkla mücadele ve Kızıldeniz güvenliği için oluşturulan özel görev kuvvetleri faaliyet gösteriyor. Bunun yanı sıra ABD öncülüğünde oluşturulan Refah Muhafızı Operasyonu, Avrupa Birliği'nin yürüttüğü Aspides Operasyonu ve korsanlıkla mücadele amacıyla sürdürülen Atalanta Operasyonu da bölgede görev yapan uluslararası oluşumlar arasında yer alıyor.
Yeni koalisyonu farklı kılan ne?
Suudi Arabistan öncülüğündeki yeni koalisyonun en önemli özelliği, ABD veya Avrupa merkezli bir girişim yerine bölge ülkelerinin liderliğinde oluşturulmuş olması olarak gösteriliyor. Koalisyonun Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi'nde güvenlik iş birliğini artırması, istihbarat paylaşımı yapılması, ortak tatbikatlar düzenlenmesi ve kritik deniz ticaret yollarının korunmasına yönelik faaliyetler yürütmesi bekleniyor. Bununla birlikte koalisyonun nasıl işleyeceği, üyelerin askeri katkılarının ne olacağı ve mevcut uluslararası deniz görev güçleriyle nasıl koordinasyon sağlayacağı henüz netlik kazanmadı. Bu nedenle yeni oluşumun etkisinin, açıklanacak operasyonel plan ve uygulama sürecine göre şekilleneceği değerlendiriliyor.





