Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer
Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer ile aileler arası dini inanç farklılıklarının romantik ilişkilere yansımalarını konu alan çalışmasını konuştuk. Yıldırımer, bu araştırmasının “Aileler Arası Dini İnanç Çatışmalarının Romantik İlişkiler Üzerindeki Yansımaları: Sosyolojik ve Psikolojik Bir İnceleme” başlığıyla yayımlandığını ve kısa süre önce 23–27 Mart 2026 tarihlerinde Madrid, İspanya’da düzenlenecek olan Uluslararası Eğitim, Sosyal Bilimler, Sanat ve Beşeri Bilimler Konferansı (ICESAH 2026) kapsamında sunulmak üzere davet edildiğini paylaştı.
Makalesinde, aileler arası dini inanç farklılıklarının romantik ilişkilerde nasıl bir çatışma alanı yarattığını hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan ele aldığını belirten Prof. Dr. Yıldırımer, “Bu çalışmada özellikle farklı dini veya mezhepsel geçmişe sahip ailelerde genç yetişkinlerin partner seçimlerinde karşılaştıkları zorlukları inceledim. Çiftlerin romantik ilişkileri, toplumsal normlar, kültürel değerler ve aile baskıları ile şekilleniyor. Dini inanç farklılıkları, yalnızca bireylerin psikolojik deneyimlerini etkilemekle kalmıyor, aile kurumunu ve toplumsal yapıyı da doğrudan etkiliyor,” dedi.
Yıldırımer, araştırmanın son beş yılın güncel literatürüne dayandığını, ampirik veri toplama yerine ulusal ve uluslararası akademik çalışmaların sistematik bir şekilde analiz edildiğini vurguladı. Literatür taramasında, ailelerin onay süreçleri ve sosyal baskıların çiftlerin karar alma süreçlerinde nasıl belirleyici rol oynadığı ortaya konmuş. Özellikle geleneksel toplumlarda ebeveynlerin partner seçiminde belirleyici olduğunu belirten Yıldırımer, “Ailelerin onayı çoğu zaman koşullu ve bu durum çiftler üzerinde ciddi bir sosyal baskı yaratıyor. Partnerlerden biri aile onayını kaybetme korkusuyla ilişkiye mesafeli yaklaşırken, diğeri bu durumun adaletsizliğini deneyimleyerek hayal kırıklığı yaşayabiliyor." dedi.
Makale, aynı zamanda çiftlerin çatışma yönetimi ve uyum stratejilerini de detaylı şekilde ele alıyor. Prof. Dr. Yıldırımer, “Çiftlerin açık iletişim kurmaları, empati geliştirmeleri ve dini uygulamalarda esnek davranmaları, ilişkilerinin sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip. Örneğin, bir partnerin dini ritüellerine diğerinin saygı göstermesi, çatışmayı azaltıyor ve karşılıklı güveni pekiştiriyor. Bu, yalnızca bireysel psikolojik iyi oluş için değil, toplumsal düzeyde de farklı kimliklerin bir arada yaşamasına katkı sağlıyor,” diye ekledi.
Çalışmada ayrıca dini uyumun ilişki memnuniyetine etkisi de vurgulanmış. Dini inançlarda benzerlik gösteren çiftlerin, iletişim sorunlarını daha yapıcı şekilde çözebildikleri, bağlanma güvenlerinin güçlü olduğu ve ilişkilerinden daha fazla doyum sağladıkları belirtiliyor. Buna karşılık, dini uyumsuzluğun yüksek olduğu durumlarda, günlük yaşamda ve uzun vadeli planlarda çatışmaların arttığı, hayal kırıklığı ve güvensizlik duygularının ortaya çıktığı ifade ediliyor.
Prof. Dr. Yıldırımer, ICESAH 2026 konferansına katılımıyla ilgili olarak, “Uluslararası bir platformda çalışmamı paylaşmak, yalnızca akademik görünürlüğü artırmakla kalmayacak, aynı zamanda farklı kültürlerden araştırmacılarla deneyim alışverişi yapmamı sağlayacak. Bu, modern toplumlarda artan kültürel ve dini çeşitliliğin romantik ilişkilere etkilerini daha geniş bir bağlamda tartışma fırsatı sunuyor,” dedi.
ICESAH 2026, katılımcılara sadece akademik bilgi paylaşımı değil, aynı zamanda disiplinler arası iş birliği ve uluslararası etkileşim imkânı da sunuyor. Konferansın bu yılki ana teması “Geleceği Şekillendirmek” olarak belirlenmiş durumda. Her katılımcının en fazla iki bildiri sunabileceği etkinlikte, ulaşım ve konaklama organizasyonu organizatörler tarafından sağlanacak.
Prof. Dr. Yıldırımer’in çalışması, akademik çevrelerde önemli bir yere sahip olmasının yanı sıra, aile danışmanlığı, psikolojik destek ve kültürel çeşitlilik politikaları açısından da yol gösterici nitelik taşıyor. Araştırma, dini farklılıkların romantik ilişkilerde yalnızca çatışma kaynağı olmadığını; iletişim, uzlaşma ve danışmanlık süreçleri ile zenginleştirici bir deneyime dönüşebileceğini ortaya koyuyor. Bu bağlamda, Prof. Dr. Yıldırımer’in ICESAH 2026’da sunacağı makale, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ilişkilerin ve uyum süreçlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacak gibi görünüyor.