Otobüse bindiğinizde karşınıza çıkan lacivert zemin üzerine turuncu üçgenler, mor kıvrımlar ve karmaşık şekillerle dolu koltuk desenleri tesadüfen seçilmiyor. Yıllarca milyonlarca yolcunun kullandığı koltuklarda kir, aşınma ve yıpranma izlerini gizlemek için tercih edilen bu kumaşların arkasında dikkat çekici bir tasarım anlayışı bulunuyor.
Toplu taşıma araçlarında sıkça karşılaşılan bu desenli kumaşlar, Fransızcada halı anlamına gelen moquette kelimesinden türetilen moket adıyla biliniyor. Jakar tezgâhlarında dokunan moket kumaşlar, kesik ve ilmekli hav yapısını bir arada kullanması sayesinde dayanıklılığıyla öne çıkıyor. Geleneksel örneklerinde yüzde 85 yün ve yüzde 15 naylon kullanılıyor.
Moket kumaşların tercih edilmesinin temel nedenlerinden biri, yoğun kullanımda ortaya çıkan kir ve yıpranma izlerini mümkün olduğunca az göstermesi. Londra Ulaşım Müzesi'nin açıklamalarında da renk ve desenlerin bu amaçla kullanıldığı belirtiliyor.
Desenler kiri ve aşınmayı kamufle ediyor
Koltuk kumaşlarının tasarımında yalnızca kirlenme değil, sürekli oturmaktan kaynaklanan başka bir sorun da dikkate alınıyor. Kumaşın yüzeyindeki hav, yolcuların ağırlığıyla zaman içinde yatabiliyor ve ışığı farklı açılardan yansıtmaya başlıyor. Böylece koltuk üzerinde daha önce oturan kişilerin siluetini andıran izler oluşabiliyor. Tekstil sektöründe bu durum "seating" olarak adlandırılıyor.
Karmaşık ve kontrastlı desenler, bu izlerin gözle fark edilmesini zorlaştırıyor. Böylece koltuklar, yoğun kullanıma rağmen daha temiz ve bakımlı görünebiliyor.

Londra'da sanatçılara özel tasarımlar yaptırıldı
Moket koltukların en dikkat çekici hikâyelerinden biri 1930'larda Londra'da başladı. Kentin ulaşım idaresi, toplu taşıma araçlarında kullanılacak koltuk kumaşları için aralarında Paul Nash ve Enid Marx'ın da bulunduğu sanatçılarla çalıştı.
Sanatçı Enid Marx'tan dayanıklı ve kiri belli etmeyen bir moket tasarlaması istendi. Marx'ın sonradan aktardığına göre ekip başlangıçta kir rengindeki kumaşların kiri en iyi gizleyeceğini düşünüyordu. Ancak keskin kontrastlara ve parlak renklere sahip desenlerin koltukları daha temiz gösterdiği görüldü.
Bu yaklaşım, toplu taşıma koltuklarındaki göz alıcı desenlerin neden sıradan ev mobilyalarında kullanılan kumaşlara benzemediğini de açıklıyor. Amaç yalnızca estetik bir görünüm yaratmak değil, yoğun kullanımın izlerini görsel olarak kamufle etmek.
Tasarımlarda göz yormayan desenler aranıyor
Koltuk kumaşlarının tasarımında desenin kiri gizlemesi tek başına yeterli değil. Londra'da 2009 yılında düzenlenen bir tasarım yarışmasının şartnamesinde, gözü yoran veya titreşiyormuş hissi veren desenlerden kaçınılması gerektiği belirtiliyordu. Ayrıca renklerin hem gün ışığında hem de yapay aydınlatma altında uygun görünmesi isteniyordu.
Bu kriterler, toplu taşıma koltuklarının tasarımının estetik tercihlerin ötesinde işlevsel gerekliliklere de dayandığını gösteriyor.

Yün kumaşın yangına karşı da avantajı var
Moket kumaşlarda kullanılan yünün bir diğer özelliği de yangına karşı gösterdiği direnç. Yün, pamuğa kıyasla daha zor tutuşuyor ve alev kaynağı uzaklaştırıldığında kendi kendine sönme eğilimi gösterebiliyor.
Bununla birlikte raylı araçlarda kullanılan koltuk kumaşlarının yangın güvenliği açısından ilgili Avrupa standartlarını karşılaması gerekiyor. Bu nedenle kumaşlara, gerekli güvenlik koşullarını sağlamak amacıyla ek işlemler uygulanabiliyor.
Otobüs koltuklarında sıkça görülen o karmaşık desenler, bu nedenle yalnızca bir tasarım tercihi değil. Dayanıklılık, temizlik, kullanım yoğunluğu ve güvenlik gibi ihtiyaçların bir araya geldiği işlevsel bir çözüm olarak öne çıkıyor.





