Nobel ödülleri, bilimsel ve akademik başarıların dünya çapında tanınmasını sağlayan en prestijli ödüller arasında yer alıyor. Ancak Tıp, Fizik, Kimya ve Ekonomi alanlarında ödül kazananların cinsiyet dağılımına ilişkin veriler, kadınların bu alandaki temsilinin uzun yıllardır sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu tablonun yalnızca ödül aşamasında alınan kararlarla açıklanamayacağını; eğitimden araştırma finansmanına, akademik yükselmeden bilimsel katkıların tanınmasına kadar uzanan daha geniş bir eşitsizlik zincirinin bulunduğunu belirtiyor.
Bilim dallarındaki Nobel ödüllerinde kadınların oranı yüzde 3,9
Alfred Nobel, 1895 yılında kaleme aldığı vasiyetinde ödüllerin “insanlığa en büyük faydayı sağlayan” kişilere verilmesini istedi. Vasiyette cinsiyete dayalı bir ayrım bulunmamasına rağmen, ödüllerin dağıtılmaya başlandığı 1901 yılından itibaren kadınlar bilim kategorilerinde erkeklere kıyasla oldukça düşük oranda temsil edildi. Paylaşılan istatistiklere göre 1901 ile 2026 yılları arasında Tıp, Fizik, Kimya ve Ekonomi alanlarında verilen 769 ödülün yalnızca 30’u kadınlara gitti. Bu sayı, söz konusu ödüllerin yaklaşık yüzde 3,9’una karşılık geliyor.
2026 yılında Ekonomi Nobel Ödülü’nün de açıklanmasıyla birlikte, bu dört bilimsel kategoride yılın ödüllerinin tamamının erkeklere verildiği belirtildi. Söz konusu tablo, Nobel komitelerinin seçim süreçlerine yönelik eleştirileri yeniden gündeme taşırken, eşitsizliğin hangi aşamalarda ortaya çıktığı sorusunu da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, kadınların bilimsel başarılarının yeterince görünür olmaması ve akademik kariyer boyunca karşılaştıkları engellerin, ödüle uzanan yolda belirleyici olabileceğine dikkat çekiyor.
Nobel komiteleri seçim süreçleri nedeniyle eleştiriliyor
İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi ve Karolinska Enstitüsü Nobel Meclisi, bilim dallarındaki ödüllerde kadınların düşük temsili nedeniyle yıllardır eleştiriliyor. Kurumlar, aday belirleme ve değerlendirme süreçlerine ilişkin tartışmaların ardından 2018 yılında, gizlilik içinde yürütülen adaylık sürecinde değişikliklere gitti. Aynı yıl Fizik Nobel Ödülü Donna Strickland’a, Kimya Nobel Ödülü ise Frances H. Arnold’a verildi. Strickland’ın ödülü, uzun bir aradan sonra Fizik Nobel’ini kazanan kadınlardan biri olması bakımından öne çıktı. Kimya alanında da kadınların temsili tarihsel olarak sınırlı kaldı. Ancak Nobel komitelerinde görev yapan isimler ve bilim insanları, aday gösterilmeyen bir kişinin ödül almasının mümkün olmadığına dikkat çekiyor.
İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nin eski genel sekreteri Göran Hansson, 2021 yılında BBC Mundo’ya yaptığı açıklamada kadınların yüzyıllar boyunca ayrımcılığa uğradığını ve bu durumun Nobel ödüllerine de yansıdığını söylemişti. Hansson, kurumun aday gösterilmemiş bir kişiye ödül veremeyeceğini belirterek aday gösterenlerin cinsiyet ve etnik köken konusunda daha açık fikirli olması gerektiğini ifade etmişti. Bilim dallarındaki Nobel ödüllerinde aday gösterme süreci, ilgili komitelerin ödül sahipleri, profesörler ve alanlarında yetkin kişilerden gizli adaylık önerileri istemesiyle başlıyor. Komiteler başvuruları değerlendirdikten sonra ön adayları belirliyor; bu isimlerin çalışmaları uzmanlar tarafından inceleniyor ve son aşamada ödül vermeye yetkili kurumlar nihai kararı çoğunluk oyuyla alıyor.
Lise Meitner örneği, kadın bilim insanlarının görünürlüğü tartışmasını büyüttü
Nobel ödüllerinde kadınların yeterince temsil edilmediği yönündeki tartışmalarda, nükleer fisyonun açıklanmasına önemli katkı sağlayan fizikçi Lise Meitner sıkça anılıyor. Meitner, uzun yıllar birlikte çalıştığı Otto Hahn ile yürüttüğü araştırmalarda önemli bir rol üstlenmesine rağmen, Hahn 1944 Nobel Kimya Ödülü’nü tek başına aldı. Meitner’in yıllar içinde çok sayıda kez Nobel’e aday gösterildiği, adayları arasında dönemin önde gelen bilim insanlarının da bulunduğu belirtiliyor. Buna rağmen ödüle layık görülmemesi, bilimsel çalışmalarda ortak katkıların nasıl değerlendirildiği ve kadın araştırmacıların emeklerinin ne ölçüde görünür olduğu sorularını gündeme getirdi.
Benzer tartışmalar, Nobel ödüllerinin bilimsel keşifleri çoğu zaman tek bir kişinin başarısı üzerinden temsil etmesine yönelik eleştirilerle de birleşiyor. 2017 yılında gazeteci Ed Yong, The Atlantic dergisinde yayımladığı yazıda Nobel ödüllerinin “yalnız dahi” anlatısını güçlendirdiğini savunmuştu. Eleştiriler, bilimsel keşiflerin çoğunlukla ekip çalışmasıyla ortaya çıktığı ve bu süreçte kadınların katkılarının yeterince tanınmayabildiği görüşüne dayanıyor.
Eşitsizlik ödül aşamasından çok önce başlayabiliyor
BBC Mundo’nun görüş aldığı kadın bilim insanları ve uzmanlar, Nobel ödüllerindeki cinsiyet farkının daha geniş bir eşitsizlik zincirinin son halkası olabileceğine işaret ediyor. Kopenhag Üniversitesi Niels Bohr Enstitüsü araştırmacısı fizikçi Liselotte Jauffred, 2019 yılında bilim dallarındaki Nobel ödüllerinin cinsiyet dağılımını inceleyen bir çalışmanın ortak yazarları arasında yer aldı. lJauffred, elde edilen sonuçların Nobel ödüllerinde cinsiyet eşitsizliği sorununun varlığını gösterdiğini belirtirken, komitelerin kasıtlı olarak kadınlara karşı ayrımcılık yaptığı sonucuna varmak için yeterli neden bulunmadığını da ifade etti. Ona göre eşitsizliği oluşturan mekanizmalar, Nobel adaylarının değerlendirildiği son aşamadan çok daha önce devreye giriyor. Cambridge Üniversitesi fahri profesörü ve fizikçi Athene Donald da Nobel komitelerinde bilinçli bir ayrımcılık bulunduğu konusunda kesin bir yargıya varmadığını, ancak bilinçdışı önyargıların etkili olabileceğini düşündüğünü söyledi. Donald, Marie Curie gibi önemli bir bilim insanının dahi adaylık sürecinde eşi Pierre Curie’nin desteğine ihtiyaç duymasını geçmişteki eşitsizliklerin örneklerinden biri olarak gösterdi.
Uzmanlara göre bilimsel kariyerlerdeki cinsiyet farkı, çocukların küçük yaşlardan itibaren karşılaştıkları toplumsal beklentilerle başlayabiliyor. Aile, toplum ve medyanın kız ve erkek çocuklarına farklı roller yüklemesi, ilerleyen yıllarda eğitim ve meslek tercihlerini etkileyebiliyor. 2017 yılında Science dergisinde yayımlanan bir araştırmada da altı yaşındaki kız çocuklarının üstün zekâyı kendi cinsiyetleriyle ilişkilendirme olasılığının erkek çocuklara kıyasla daha düşük olduğu ortaya konmuştu.
Kadınların bilimsel katkılarının görünürlüğü de tartışma konusu
Kadın araştırmacıların bilim dünyasında karşılaştığı sorunlardan biri de çalışmalarının ve buluşlarının yeterince takdir edilmemesi. Bilim tarihinde “Matilda etkisi” olarak adlandırılan kavram, kadınların bilimsel katkılarının küçümsenmesini, görmezden gelinmesini veya erkek meslektaşlarına mal edilmesini tanımlıyor. 2022 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir çalışma, kadın araştırmacıların bilimsel yayınlarda yazar olarak yer alma ve patent üretme olasılıklarının erkek meslektaşlarına kıyasla daha düşük olduğuna işaret etti. Uzmanlar, burs ve araştırma fonlarına erişimde yaşanan güçlüklerin yanı sıra, bakım sorumluluklarının kadınların omuzlarına daha fazla yüklenmesinin de akademik kariyerlerini etkileyebildiğini belirtiyor.
Donald’a göre çocuk bakımı ve diğer ailevi sorumluluklar, kadın araştırmacıların uluslararası konferanslara katılmasını, çalışmalarını tanıtmasını ve mesleki ağlar kurmasını zorlaştırabiliyor. Bu durum, bilimsel çalışmaların görünürlüğünü ve araştırmacıların kariyerlerinde ilerleme olanaklarını etkileyebiliyor. UNESCO Temel Bilimler, Araştırma, İnovasyon ve Mühendislik Bölümü Başkanı Amal Kasry de kadınların bilim alanında ilerlerken eğitim, laboratuvar ve ekipmanlara erişim, finansman, mentorluk ve araştırma ekiplerini yönetme fırsatları gibi başlıklarda farklı engellerle karşılaşabildiğini belirtiyor. Kasry’ye göre bilimsel kariyerin ilk aşamalarında kadınların temsili görece yüksek olsa bile liderlik pozisyonlarına doğru ilerledikçe oran düşebiliyor.
Bilimde kadınların temsili artıyor ancak eşitsizlik sürüyor
Kadınların bilimsel alanlardaki temsili konusunda bazı ilerlemeler de bulunuyor. UNESCO İstatistik Enstitüsü verilerine göre dünya genelinde bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarından mezun olanların yaklaşık yüzde 35’i kadınlardan oluşuyor. Bu oran, kadınların söz konusu alanlara katılımının arttığını gösterse de mezuniyet sonrasında akademik kariyer ve liderlik pozisyonlarına erişimde farklılıklar devam ediyor. Paylaşılan verilere göre dünya genelinde kadın araştırmacıların oranı 2013 yılında yüzde 29,5 iken 2023 yılında yüzde 31,4’e yükseldi. InterAcademy Partnership, Uluslararası Bilim Konseyi ve UNESCO derlemelerine göre ulusal bilim akademilerindeki kadın temsili de 2015’te yüzde 12 seviyesindeyken 2025’te yaklaşık yüzde 19’a çıktı.
Uzmanlar, bu gelişmeleri olumlu bulmakla birlikte değişimin yavaş ilerlediğine dikkat çekiyor. Kadınların bilimsel kariyerlerini sürdürebilmeleri için eğitim olanaklarının, araştırma finansmanının, mentorluk desteğinin ve liderlik fırsatlarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Nobel ödüllerinde cinsiyet kotası uygulanması veya ödüllerin cinsiyete göre ayrı değerlendirilmesi ise görüş alınan uzmanların desteklediği bir çözüm olarak öne çıkmıyor. Uzmanların üzerinde durduğu temel konu, bilimsel başarıya ulaşma ve bu başarının tanınması sürecinde fırsatların daha eşit dağıtılması. Nobel ödüllerindeki kadın temsili tartışması da bu yönüyle yalnızca ödül komitelerinin kararlarını değil, bilim dünyasının tamamında kadınların karşılaştığı koşulları gündeme getiriyor.





