Migren, kadınlarda erkeklere kıyasla çok daha sık görülüyor. Araştırmalar, ergenlik dönemine kadar benzer oranlarda seyreden migrenin kadınlarda hormon değişimleriyle birlikte arttığını ortaya koyarken, bilim insanları bu durumun arkasındaki mekanizmaya ilişkin dikkat çekici sonuçlara ulaştı.
Migren kadınlarda iki kat daha fazla görülüyor
Baş ağrısı denildiğinde akla gelen ilk rahatsızlıklardan biri olan migren, kadınların yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkiliyor. İstatistiklere göre dünya genelinde kadınların yüzde 20,7'si migrenle mücadele ederken erkeklerde bu oran yüzde 9,7 seviyesinde kalıyor.
Dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise çocukluk döneminde kız ve erkek çocuklarında migren görülme sıklığının birbirine yakın olması. Ergenlik dönemiyle birlikte kadınlarda migren vakaları belirgin şekilde artıyor. Dr. Andrew Charles, bu değişimin üreme çağındaki hormon dalgalanmalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu, menopoz sonrasında ise birçok kadında migren şikayetlerinin hafiflediğini belirtiyor.
Hormonal dalgalanmalar migren ataklarını tetikliyor
Uzmanlar, kadınlarda migrenin daha sık görülmesinin nedenlerini araştırırken özellikle östrojen ve progesteron hormonlarına odaklanıyor. Nörolog Dr. Farah Khan, migreni tetikleyen unsurun tek bir hormon olmadığını, bu hormonların birlikte hareket etmesi ve seviyelerindeki değişimlerin önemli rol oynadığını ifade ediyor.
Adet döngüsüyle bağlantılı olarak ortaya çıkan migren atakları ise menstrüel migren olarak adlandırılıyor. Kadınlar, döngülerinin belirli dönemlerinde şiddetli baş ağrıları yaşayabiliyor. Adet düzensizliği bulunan kadınlarda ise hormonal değişimlerle migren arasındaki ilişkiyi belirlemek ve tedaviyi planlamak zorlaşabiliyor.
Dişi fareler üzerinde yapılan araştırma dikkat çekti
Nöroloji profesörü Dr. Tallie Z. Baram'ın yürüttüğü ve bilimsel dergi Neuron'da yayımlanan araştırma, hormonların beyin üzerindeki etkilerine ilişkin yeni bulgular ortaya koydu.
Dişi fareler üzerinde gerçekleştirilen deneylerde, östrojen seviyelerinin beyni dış etkenlere karşı daha hassas hale getirebildiği belirlendi. Araştırmaya göre yüksek östrojen seviyeleri, beynin 'permissif kromatin' adı verilen daha esnek ve dış etkilere açık bir duruma geçmesine neden oluyor.
Uzmanlar bu mekanizmayı, normal şartlarda kapıları ve pencereleri kapalı olan bir evin östrojen seviyesinin yükselmesiyle dış etkenlere açık hale gelmesine benzetiyor. Bu dönemde günlük yaşamda karşılaşılan küçük stres faktörlerinin bile beyin üzerinde daha güçlü etkiler oluşturabileceği belirtiliyor.
Deneylerde düşük östrojen seviyesine sahip dişi farelerin strese karşı daha dirençli olduğu, östrojen seviyesinin yüksek olduğu dönemdeki farelerin ise küçük stres faktörlerine karşı daha hassas tepkiler verdiği gözlemlendi. Stresin önemli migren tetikleyicilerinden biri olması, bu bulguların kadınlarda migrenin neden daha sık görüldüğünü anlamak açısından önem taşıdığını ortaya koydu.
Migren ataklarını azaltmak için neler yapılabilir
Uzmanlar, kadınların migren ataklarını daha iyi yönetebilmesi için bazı önlemler alınabileceğine dikkat çekiyor. Bu kapsamda öne çıkan öneriler şöyle:
-
Migren günlüğü tutun: Atakların başlangıç zamanını, süresini, şiddetini ve adet döngüsünün hangi döneminde ortaya çıktığını not edin. Böylece olası tetikleyicileri belirlemek kolaylaşabilir.
-
Magnezyum desteğini değerlendirin: Dr. Andrew Charles, hormonal migrenin yönetiminde magnezyum takviyesinin önemli desteklerden biri olabileceğini belirtiyor. Takviye kullanımı öncesinde doktora danışılması gerekiyor.
-
Önleyici tedavileri doktorunuzla görüşün: Ataklar her ay adet dönemi veya yumurtlama öncesinde düzenli olarak ortaya çıkıyorsa, doktor kontrolünde 5 ila 7 gün önceden başlanabilecek kısa süreli önleyici tedaviler değerlendirilebilir.
-
Hormonal tedavi seçeneklerini değerlendirin: Adet döngüsü düzensiz olan ve migren ataklarının zamanını öngörmekte zorlanan kadınlarda, hormon seviyelerindeki dalgalanmaları azaltmaya yönelik tedaviler doktor kontrolünde gündeme gelebilir.
Uzmanlar, migrenin yalnızca sıradan bir baş ağrısı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, özellikle hormonal değişimlerle bağlantılı ataklarda kişiye özel tedavi planının önem taşıdığını vurguluyor.




