Türkiye, antlaşmanın TBMM’de uygun bulunması ve Cumhurbaşkanlığı onayı ile Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından, okyanusların korunması için atılan tarihî girişimin bir parçası oldu.
Antlaşma, uluslararası sularda deniz yaşamının korunmasını ve deniz kaynaklarının adil paylaşımını sağlamak için bağlayıcı küresel bir çerçeve sunuyor. Yüksek denizlerde ilk kez oluşturulan bu mekanizma sayesinde, ülkeler deniz koruma alanları belirleyebilecek, insan faaliyetlerinin çevresel etkilerini değerlendirebilecek ve deniz genetik kaynaklarının kullanımını düzenleyebilecek.
Uzmanlar, antlaşmanın yürürlüğe girmesinin yalnızca başlangıç olduğunu belirterek, koruma alanlarının fiilen uygulanması ve uluslararası iş birliğinin sürdürülmesinin önemine dikkat çekiyor. Antlaşmanın etkin şekilde hayata geçirilmesiyle, biyoçeşitlilik kaybı, aşırı avlanma ve deniz kirliliği gibi küresel sorunlarla mücadelede önemli bir adım atılmış olacak.
Türkiye’nin de taraf olması, denizlerin korunmasında uluslararası çabalara katılım ve sorumluluğun bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Çevre örgütleri, antlaşmanın onaylanmasını memnuniyetle karşılarken, uygulamanın etkili şekilde sürdürülmesinin kritik olduğuna vurgu yapıyor.





