Atila Sertel bugün yayınlanan “Sen Kimsin?” başlıklı yazısında İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nin meslek onurunu savunduğunu vurguluyor. Yazıda, Dilek Gappi’nin ifadeye çağrılmasını baskı unsuru olarak nitelendiriyor ve cemiyetin kuruluş amacına uygun hareket ettiğini savunuluyor.

Ancak yazıyı objektif bir bakış açısıyla okuduğunuzda aslında durum Sertel'in ifade ettiği gibi değil. Cemiyetin dik duruşu ile kendi içindeki dışlayıcı uygulamaları arasında çarpıcı bir çelişki göze çarpıyor. Üyelik için uygulanan akla mantığa sığmayacak tuhaf engeller, yeni nesil gazetecileri sistematik biçimde uzak tutarak cemiyeti kapalı bir yapıya dönüştürüyor.

Basın Kartı Komisyonu’nda canının istemediği kurumlara ret oyu veren bir cemiyet başkanı var. Bu durum cemiyetin her gazeteciyi eşit savunduğu söylemini zayıflatıyor. Yani cemiyet iddia ettiği gibi davranmıyor. Cemiyetin tüzüğünde "Medya sektöründe, kamu ve özel kuruluşlarda gazetecilik niteliğindeki görevlerde çalışanlarla çalıştıranları bir araya getirmek, sektör çalışanlarının mesleki, ekonomik ve sosyal haklarını korumak, geliştirmek ve dayanışmayı artırmak." maddesi var. Cemiyet hangi dayanışmayı artırıyor? Komisyonda istemediklerine ret oyu vermek dayanışma kavramı ile örtüşüyor mu?

Sertel, yazısında, Eyyüp Kadir İnan’ın üslubunu otoriterlikle eleştirirken, cemiyetin kendi seçilmiş azınlığı dışındaki meslektaşlara yönelik tutumunu sorgulamıyor. İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır diye meşhur bir atasözü vardır. Gerçek basın özgürlüğü, yalnızca siyasetçilere karşı açıklama yayımlamakla sınırlı kalmamalı; kendi kapılarını herkese açmayı da gerektirmelidir.

İzmir’de DEAŞ operasyonu: 26 şüpheli gözaltında!
İzmir’de DEAŞ operasyonu: 26 şüpheli gözaltında!
İçeriği Görüntüle

“Üç beş oy” sözlerine karşı çıkan yazıda, cemiyetin oy tabanının dar kalmasını sağlayan kuralları da görmezden geliniyor. Cemiyetin meslektaşlarının yanında durma iddiası, alaylısından okumuşuna kadar geniş bir gazeteci kitlesini kapsamadığı sürece eksik kalır. "Küçük olsun, yönetilebilir olsun, bizim olsun" demek yerine kapsayıcı olalım demek gerekir.

Ayrıca Sertel'in yazısında dile getirilen demokratik hak savunusu doğru olsa da, kaos üretmek yerine yenilikçi gazeteciliği teşvik etmek cemiyetin asıl sorumluluğudur. Basın kuruluşlarıyla kavga eden cemiyet mi olur?

Söz konusu makamın itibarı, yalnızca kendi ifadeleriyle dışarıdaki baskılara direnmekle değil, içerdeki ayrımcılığı ortadan kaldırmakla korunur. Bu nedenle Sertel’in savunması, cemiyetin kendi çelişkilerini de ele almadığı için tek taraflı bir bakış açısını yansıtıyor.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti, meslek örgütü olma amacını aşarak siyasi kamplaşmalara aktif taraf olmakta ve bu tutumuyla bağımsızlığını ve güvenirliliğini kaybetmektedir. Cemiyet, siyasi isimlere yönelik açıklamalarla gündeme gelirken, kendi içindeki dışlayıcı uygulamalarla sözde belirli ideolojik çizgileri koruyarak fiilen siyasileşmiş kapalı devre bir kuruma dönüşmüştür. Bu algıyı kırmak ise cemiyetin özgürleşmesine bağlıdır. Cemiyet özgür değilse ve belirli bir zümrenin elindeyse bunun üzerine düşünmek gerekir.

Kaynak: Haber Merkezi