Genetik olarak değiştirilmiş ve tamamen insan antikoru üretebilen inekler üzerinden geliştirilen “SAB-163” adlı deneysel tedavinin, Andes virüsü dahil dört farklı hantavirüs türüne karşı hayvan modellerinde koruma sağladığı açıklandı. Dünya genelinde nadir görülen ancak yüksek ölüm oranlarına sahip olabilen hantavirüs enfeksiyonları, özellikle son dönemde bir kruvaziyer gemisinde yaşanan ölümler sonrası yeniden gündeme geldi. “MV Hondius” adlı gemide görülen ve şu ana kadar üç kişinin hayatını kaybettiği salgının, insandan insana bulaşabilen nadir Andes türüyle ilişkili olduğu doğrulandı. Uzmanlar geniş çaplı bir pandemi riskinin şu an için düşük olduğunu belirtse de, etkili tedavi ve onaylı aşı eksikliği bilim dünyasında uzun süredir devam eden temel sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.
Virüsün bulaşma yolu ve riskli gruplar
Hantavirüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile kirlenmiş partiküllerin havaya karışıp solunmasıyla bulaşıyor. Özellikle fare popülasyonunun yoğun olduğu bölgelerde risk artıyor. Ancak Güney Amerika’da görülen Andes türü, diğer hantavirüslerden farklı olarak bazı durumlarda insandan insana bulaşabilmesiyle dikkat çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, kruvaziyer gemisinde tespit edilen virüsün Andes türü olduğunu doğruladı. Bilim insanları, bazı yolcuların gemiye binmeden önce Arjantin’de enfekte olmuş olabileceğini değerlendiriyor. Virüs nadir görülse de bazı türlerinde ölüm oranı yüzde 50’ye kadar çıkabiliyor.
Aşı çalışmaları askeri araştırmalardan doğdu
Hantavirüs aşıları üzerine çalışmaların geçmişi yaklaşık 30 yıl öncesine dayanıyor. ABD Ordusu Bulaşıcı Hastalıklar Araştırma Enstitüsü’nde görev yapan virolog Jay Hooper, bu alandaki en uzun soluklu çalışmaları yürüten isimlerden biri olarak biliniyor. Hooper, iklim değişikliğinin gelecekte kemirgen popülasyonlarını etkileyebileceğini ve bunun da hantavirüs vakalarını artırabileceğini belirtiyor. Özellikle insanların doğal yaşam alanlarına daha fazla temas etmesi, riskin büyümesine neden olabilecek faktörler arasında gösteriliyor. 1980’lerden itibaren ABD ordusunun özellikle sahada görev yapan askerleri korumak amacıyla aşı geliştirme çalışmalarına yatırım yaptığı biliniyor. 1990’larda Sin Nombre ve Andes türlerine karşı deneysel aşı çalışmaları başlatıldı. Araştırmalarda hamster modelleri kullanılarak insanlardaki hantavirüs akciğer sendromuna benzer hastalık tabloları oluşturuldu ve aşı adayları test edildi.
Klinik denemelerde umut veren sonuçlar
Bugüne kadar Andes, Hantaan ve Puumala türlerine karşı Faz 1 klinik denemeleri gerçekleştirildi. Özellikle Andes DNA aşısının insanlarda bağışıklık yanıtı oluşturarak nötralize edici antikor ürettiği görüldü. Ancak araştırmaların en önemli sınırlamalarından biri, aşının etkinliği için birden fazla doz gerekebilmesi. Mevcut veriler, tam koruma için en az üç doz uygulanması gerekebileceğine işaret ediyor.
Neden hala onaylı bir aşı yok?
Bilim insanlarına göre en büyük sorunlardan biri, hantavirüs vakalarının nadir ve coğrafi olarak dağınık olması. Bu durum, geniş ölçekli Faz 3 klinik çalışmaların yapılmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle araştırmalarda antikor seviyeleri “koruma göstergesi” olarak kullanılmaya çalışılıyor. Bir diğer kritik sorun ise finansman eksikliği. Hantavirüs aşıları ticari olarak büyük bir pazar oluşturmadığı için özel sektörün ilgisi sınırlı kalıyor. Hedef grup genellikle askerler, kırsal bölgelerde çalışanlar ve riskli alanlara seyahat eden kişilerle sınırlı.
SAB-163: İnsan antikoru üreten ineklerle yeni dönem
Araştırmaların en dikkat çekici başlıklarından biri, genetik olarak değiştirilmiş ve insan antikoru üretebilen inekler kullanılarak geliştirilen “SAB-163” adlı deneysel tedavi oldu. Bu yöntemde ineklerin bağışıklık sistemi, insan antikorları üretecek şekilde yeniden programlanıyor. Elde edilen antikorların Andes dahil dört farklı hantavirüs türüne karşı hayvan deneylerinde koruma sağladığı bildirildi. Ancak SAB-163 henüz insanlarda klinik deneme aşamasına geçmedi. Bilim insanları, bu tedavinin gelecekte özellikle salgın durumlarında hızlı müdahale imkânı sağlayabileceğini değerlendiriyor.
mRNA teknolojisi ve yeni nesil aşı girişimleri
COVID-19 pandemisiyle birlikte hızla gelişen mRNA teknolojisi, hantavirüs araştırmalarında da yeni bir umut alanı oluşturdu. İngiltere merkezli biyoteknoloji şirketi EnsiliTech, hantavirüse karşı mRNA tabanlı aşı geliştiren firmalardan biri olarak öne çıkıyor. Şirket, aşının soğuk zincir gereksinimini ortadan kaldırmak için “ensilication” adı verilen bir yöntem geliştiriyor. Bu yöntemle mRNA, silika bazlı bir koruyucu kapsül içine alınarak oda sıcaklığında taşınabilir hale getirilmeye çalışılıyor. Şirketin geliştirdiği aşı, şu an Doğu Asya’da görülen Hantaan türünü hedef alıyor. İnsan deneylerinin başlaması için ise birkaç yıl daha gerektiği belirtiliyor.
Çin ve Güney Kore’de mevcut aşılar
Boston Çocuk Hastanesi’nden Dr. Ofer Levy, Çin ve Güney Kore’de hantavirüse karşı kullanılan bazı aşıların bulunduğunu ancak bu aşıların etkinlik sonuçlarının değişken olduğunu ifade ediyor. Levy ayrıca, hastalığın nadir görülmesinin küresel ölçekte araştırma ve finansman ilgisini sınırladığını, COVID-19 döneminde görülen hızlı yatırım modelinin hantavirüs çalışmalarında henüz tekrarlanmadığını belirtiyor.
Sonuç: Yavaş ilerleyen ama kritik bir yarış
Bilim dünyası hantavirüse karşı hem aşı hem de tedavi alanında çok yönlü çalışmalar yürütüyor. SAB-163 gibi antikor bazlı tedaviler, mRNA teknolojisi ve genetik olarak değiştirilmiş hayvan modelleri bu sürecin en dikkat çekici başlıkları arasında yer alıyor. Ancak düşük vaka sayısı, sınırlı finansman ve karmaşık klinik süreçler nedeniyle ilerleme yavaş seyrediyor. Uzmanlar, küresel bir sağlık tehdidi oluşmasa bile bölgesel salgınların bile ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.