Kimya mühendisi Mustafa Mesut İlter ile mali müşavir Filiz İlter, yıllarca özel sektörde üst düzey görevlerde çalıştıktan sonra kariyerlerini geride bırakarak tarıma yöneldi. Azerbaycan'da yaşadıkları dönemde emeklilik planlarını şekillendiren çift, 2022 yılında İzmir'in Urla ilçesine dönerek Bademler Mahallesi'nde kurdukları çiftlikte topraksız tarım yöntemiyle yaban mersini, frambuaz, böğürtlen ve çilek üretimine başladı. Üretimde sürdürülebilirlik ve teknoloji odaklı bir anlayış benimseyen çift, çiftliklerinde aynı zamanda tropikal ürünler üzerine Ar-Ge çalışmaları da yürütüyor.
Hayallerini Urla'da gerçeğe dönüştürdüler
Uzun yıllar kurumsal şirketlerde mali işler ve finans alanında görev yapan Filiz İlter, çocukluğundan beri toprağa ilgi duyduğunu belirterek, yıllardır kurduğu hayali eşiyle birlikte gerçekleştirdiğini söyledi.
"Bir hayali eşimle gerçekleştirdik. Çiftçi çocuğuyum, hep toprağa ilgim vardı ama eğitimimi o yönde almadım. Eşimle de profesyonel hayatta belli bir noktaya geldikten sonra profesyonel hayatlarımızı bırakarak bir çiftlik kurmaya karar verdik. Berry Hill de bu hayalin gerçekleşmiş hali."
Yaklaşık beş yıl önce Türkiye'ye dönen İlter çifti, İzmir'de yaşamak istedikleri için Dikili'den Çeşme'ye kadar birçok araziyi inceledi. Araştırma enstitüleri, ziraat odaları ve uzmanlarla görüşerek uygun araziyi belirleyen çift, satın aldıkları 35 dönümlük arazide toprak ve su analizleri yaptıktan sonra üretim planını oluşturdu.
Filiz İlter, üretim sürecini şöyle anlattı:
"Biz yurt dışındaydık ve tüm hayatımızı eşimizle birlikte geride bırakmaya karar verdiğimizde ne yapacağımızı düşündük. Benim hep 40 yaşımda gerçekleştirmek istediğim bir hayalim vardı. Biz o hayalin peşinden gittik, eşim de bu hayalimi destekledi. Sonrasında bir çiftlik kurmaya karar verdik. Önce nerede yaşamak istediğimize karar verip arazi araştırmaya başladık. İzmir’de yaşamak istiyorduk. Dikili’den Çeşme’ye kadar olan arazileri inceledik. Araştırma enstitüleriyle, ziraat odalarıyla ve ziraat mühendisleriyle nasıl bir arazi seçmemiz gerektiği konusunda görüşmeler yaptık. Arazi arayışıyla dolaşırken bu yeri gördük ve çok beğendik. Ardından satın aldık. İlk başta ne yetiştireceğimize tam karar vermemiştik. Toprak ve su analizleri yaptırdık, bölgede nelerin yetişebileceğini görmek için iklim raporlarını inceledik. O dönemde topraksız tarım diye bir yöntem olduğunu öğrendik ve aronyayı topraksız tarımla yetiştirmeyi düşündük. Fakat aronyanın topraksız tarıma da uygun olmadığını anladık. Arka taraftaki ormanı gezerek orada nelerin yetiştiğini keşfetmeye başladık. Yabani mersinlerin olduğunu gördük. Böylelikle 4 farklı üzümsü meyve yetiştirmeye karar verdik ve burası bir üzümsü meyve çiftliği haline geldi."
Topraksız tarım, Ar-Ge ve sürdürülebilirlik ön planda
Çiftlikte çilek sera ortamında yetiştirilirken, yaban mersini, böğürtlen ve frambuaz açık alanda üretiliyor. Üretim sürecinin tamamı otomasyon sistemiyle yönetiliyor.
Filiz İlter, sürdürülebilir üretim hedeflerini şu sözlerle anlattı:
"Her şey otomasyonla kontrol ediliyor. Topraksız tarım yapıyoruz. Çiftliği kurarken en önemsediğimiz konulardan birisi de doğayla uyumlu, doğayı destekleyen, sürdürülebilir bir çiftlik kurmaktı. Çiftliğimize drenaj hatları kurduk, yağmur suyunu toplayabiliyoruz. Yeni projemiz depolarımızın üzerine güneş enerji panelleri kurmak. Atıklarımızı toprağa gömerek, toprağın organik madde miktarını arttırmaya çalışıyoruz. Hiçbir şey atık olmuyor."
Çiftlik bünyesinde kurulan Ar-Ge serasında ise kahve ağacı, mango, avokado ve çikolata meyvesi gibi tropikal türlerin yetiştiriciliği test ediliyor. Elde edilen ürünler iç piyasaya sunulurken, yeni türlerin bölge iklimine uygunluğu da araştırılıyor.
Filiz İlter, Ar-Ge çalışmalarına ilişkin şunları kaydetti:
"Ar-Ge seramız da bulunuyor. Burada farklı tropikal meyvelerin yetiştiriciliğini deniyor, serada daha farklı neler yapabileceğimize yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Tüm bunları, ileride nasıl daha verimli üretim alabileceğimizi, nereye yönelmemiz gerektiğini ve bu iklimde daha farklı nelerin yetiştirilebileceğini görmek amacıyla yapıyoruz. Çiftliğimizi kurarken sürdürülebilirliğe, su ve enerji tasarrufuna ağırlık verdik."
Yağmur suyunun depolandığını ve güneş enerjisi sisteminin kurulması için son hazırlıkların sürdüğünü belirten İlter, teknolojinin üretimde daha fazla kullanılmasını hedeflediklerini ifade ederek şöyle konuştu:
"Yağışlı dönemlerde ve sonrasındaki süreçte tüm sulamamızı topladığımız yağmur suyuyla gerçekleştirebildik. Ayrıca güneş enerjisi panelleri kurmak için izin aşamalarının sonuna geldik. Önümüzdeki günlerde panelleri kurduğumuzda kendi enerjimizi kendimiz üreteceğiz. Ar-Ge çalışmalarını çok önemsiyoruz. Bu çalışmaları sadece kendi içimizde yapmıyoruz. Akademik çalışma yürütmek isteyen üniversitelere ve öğrencilere de kapılarımız açık. Şu an bir otomasyon sistemimiz var fakat uzun vadede iklimlendirme, sulama ve gübreleme sistemlerini tamamen akıllı teknolojilerle yönetmeyi hedefliyoruz."
"Bölgeye değer üretecek meyveleri yetiştirmek istedik"
Kimya mühendisi Mustafa Mesut İlter ise 46 yıllık enerji sektörü kariyerinin ardından tarıma yöneldiklerini belirterek emeklilik döneminde üretmeye devam etmek istediklerini söyledi.
"Aktif meslek hayatım 46 sene sürdü. Daha çok enerji sektöründe çalıştım. 2020-2022 arası Azerbaycan'da yaşadık, o dönemde emeklilikte ne yapacağımızı düşünmeye başladık. Eşimin babası, benim de dedelerim, amcalarım çiftçilik yapmış. Çocukluğum hep bağ bahçede geçti. Çiftlik kurmaya karar verdik, bölge için artı değer üretecek meyveleri yetiştirelim istedik. 2021 yılında burayı aldık, 2022 yılında ilk müracaatımızı yaptık, sonra Türkiye'ye geldik. 2 yıl daha enerji sektöründe danışmanlık yaptım. Sonra onu da tamamladık ve çiftliğe yöneldik. 2022 yılından bu yana çalışıyoruz. Civarda çok boş arazi var, tarım yapılmıyor, insanlar evinde oturuyor. Çevreye örnek olalım istedik."
Kurumsal geçmişlerinin üretim süreçlerine de önemli katkılar sağladığını ifade eden İlter, uzun vadeli planlama ve teknolojiyi merkeze aldıklarını vurguladı.
"Kurumsal hayattan gelmek bizi ilk başta zorladı ama artıları da oldu. Hiçbir zaman kısa vadeli düşünmedik, adımlarımızı uzun vadede getireceği faydaya göre attık. Teknolojiyi, modern tarımı önemsiyoruz. Bunlar hep kurumsal hayatın bize kattığı değerler. Çünkü hep ileriye bakmak, geliştirmek, teknolojiyi ve gündemi takip etmek zorundasınız. Gelenekselden gelen bilgi birikimiyle teknolojiyle harmanlayıp iyi bir şey ortaya koymak istiyoruz."
Hasat deneyimi sunuyor, atıl arazilere dikkat çekiyorlar
İlter çifti, üretimin yanı sıra ziyaretçilere "kendin topla" konseptiyle hasat deneyimi de sunuyor. Böylece doğadan uzaklaşan kent yaşamına alternatif oluşturmayı hedefleyen çift, üretimin değerinin yerinde görülmesini amaçlıyor.
Filiz İlter bu deneyimi şu sözlerle anlattı:
"Modern hayatta hepimiz artık doğadan uzaklaştık. Burası bir yandan da 'kendin topla' çiftliği. Gelenler meyvelerini dalından topluyorlar. Dalından meyve toplamak artık büyük bir lüks oldu. Hasat deneyimini yaparak üretimin değerini de anlamış oluyorlar."
Hasat dönemlerinde onlarca kişiye istihdam sağladıklarını belirten çift, katma değerli ürünlerle ülke ekonomisine katkı sunmayı hedeflediklerini ifade etti.
Mustafa Mesut İlter ise bölgedeki boş tarım arazılarının üretime kazandırılması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
"Bunların bir kısmı sektörde oturmuş bir standart olmayışından, bir kısmı da mevzuatla ilgili yaşadığımız problemlerden kaynaklandı. Yola çıkışımız biraz hobi amaçlıydı ama bir yandan da bu bölgede çok fazla boş tarım arazisi var. İnsanların çoğu maalesef kahvede, evinde otururken o tarım arazilerini boş gördükçe benim yüreğim sızlıyor. Hem çevremize katkı sağlayalım hem de örnek olalım istedik. Çünkü ürettiğimiz ürünlerin bir kısmı ihraç edilebilir değeri olan ürünler. Bu bölgedeki çiftçilerin de boş duran arazilerde bu yatırımları yapabileceğini düşünüyorum."
Kurumsal yaşamdan tarıma geçmenin kolay bir karar olmadığını dile getiren İlter, doğayla iç içe yaşamın kendilerine yeni bir bakış açısı kazandırdığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
"45 sene çalıştım, emekliliği düşünüyordum, eşim devam edebilirdi ama ikimizin de hayali böyle bir çiftlik kurmak, doğayla iç içe yaşamak, bitkileri yetiştirmek, insanlara biraz daha örnek olabilmekti. O amaçla karar verdik. Kolay bir karar değil. Sonuçta farklı sektörlerde, ben enerji, eşim finans sektöründe çalıştı, tecrübelerimiz o yönde birikti. Şimdi tamamen farklı tarım sektöründe çalışıyoruz, öğreniyoruz. Öğrendiklerimizi paylaşıyoruz. Biraz 'hızını kes, yavaşla, sakin ol, düşün, tabiatla iç içe ol, doğayı, rüzgarın sesini dinle ve daha mutlu olacaksın' mottomuz var. Beyaz yakadan vazgeçmemizin nedeni de bu."







