ABD ile İran arasındaki ilişkiler, son günlerde karşılıklı saldırılar ve kırılgan ateşkes süreciyle yeniden dünya gündeminin en kritik başlıkları arasına yerleşti. Taraflardan gelen açıklamalar ve sahadaki askeri hareketlilik, “diplomatik çözüm” ile “yeni çatışma riski” arasındaki ince çizginin giderek daraldığını gösteriyor.
8 Nisan’da yürürlüğe giren ve bölgede önceki aktif çatışma dönemine kıyasla daha uzun süredir devam eden ateşkes, son günlerde yaşanan gelişmelerle ciddi şekilde test edildi. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın güneyindeki Bender Abbas kentinde yer alan stratejik noktalara yönelik yeni saldırılar düzenlediğini açıklarken, operasyonların “meşru müdafaa” kapsamında gerçekleştirildiğini savundu. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları, bölgedeki bir ABD hava üssünün hedef alındığını duyurdu. Hangi üssün vurulduğuna ilişkin net bilgi paylaşılmazken, CENTCOM daha sonra Kuveyt semalarında bir balistik füzenin etkisiz hale getirildiğini açıkladı. ABD tarafı bu saldırıyı “ağır bir ateşkes ihlali” olarak nitelendirdi.
Körfez hattında alarm seviyesi yükseldi
Karşılıklı açıklamalarla birlikte Körfez bölgesinde askeri ve güvenlik gerilimi de arttı. Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan hareketlilik, hem ticari hem de askeri deniz taşımacılığı açısından kritik riskleri yeniden gündeme taşıdı. ABD, bölgede tehdit oluşturduğu gerekçesiyle İran’a ait insansız hava araçlarını düşürdüğünü açıklarken, İran medyası da farklı noktalarda patlama sesleri duyulduğunu aktardı.
Tüm bu gelişmeler, bölgede geniş çaplı bir savaş senaryosunun yeniden gündeme gelip gelmeyeceği sorusunu güçlendirdi. Ancak diplomatik kaynaklar, yaşanan son misilleme dalgasının henüz “topyekûn savaş” seviyesinde değerlendirilmediğine dikkat çekiyor.
Diplomasi arka planda sürüyor ancak tablo net değil
Sahadaki gerilim artarken, perde arkasında çok aktörlü ve karmaşık bir diplomatik sürecin de devam ettiği belirtiliyor. İran devlet medyasında yer alan bilgilere göre, resmi olmayan bir mutabakat taslağı üzerinde bazı görüşmeler yürütülüyor. Taslakta, Hürmüz Boğazı’nın yönetimi, yaptırımların kaldırılması ve bölgedeki askeri hareketliliğin sınırlandırılması gibi başlıkların yer aldığı öne sürüldü.
Ancak dikkat çeken en önemli nokta, İran’ın nükleer programına ilişkin olası tavizlere dair net bir ifadenin bu taslakta yer almaması oldu. ABD tarafı ise söz konusu iddiaları “gerçek dışı” olarak nitelendirdi.
Beyaz Saray cephesinden yapılan açıklamalarda, müzakerelere ilişkin beklentilerin “henüz tatmin edici seviyede olmadığı” vurgulanırken, ABD Başkanı Donald Trump da anlaşma sürecine dair temkinli bir tutum sergiledi.
Trump, İran’ın bazı adımlar attığını ancak bunun yeterli olmadığını ifade ederken, anlaşma sağlanamaması halinde askeri seçeneğin yeniden gündeme gelebileceği mesajını verdi. Açıklamalarında zaman zaman sert ifadeler kullanması dikkat çekti.
Hürmüz Boğazı gerilimi kritik eşik
ABD Hazine Bakanlığı’nın İran bağlantılı yeni bir yapıyı yaptırım listesine alması, ekonomik cephede de baskının sürdüğünü gösterdi. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji trafiğinin geleceği, küresel piyasalar açısından kritik önemini koruyor.
Uzmanlara göre bölgedeki en küçük bir çatışma dahi petrol fiyatlarında sert dalgalanmalara neden olabilecek potansiyele sahip. Bu nedenle hem ABD hem de İran cephesinde doğrudan savaş yerine “sınırlı gerilim” stratejisinin sürdüğü değerlendiriliyor.
Savaş mı, anlaşma mı?
Analistler, mevcut tabloyu “ne tam savaş ne de tam barış” şeklinde tanımlıyor. Tarafların hem iç politik baskılar hem de bölgesel güç dengeleri nedeniyle geri adım atmakta zorlandığı, ancak aynı zamanda topyekûn bir çatışmayı da şu aşamada istemediği ifade ediliyor.
İran’da sertlik yanlısı gruplar maksimalist taleplerden geri adım atmazken, ABD içinde de özellikle İsrail ve bazı siyasi çevrelerin daha sert bir çizgiye yönelinmesi yönünde baskı yaptığı belirtiliyor.
Tüm bu denklemler içinde diplomasi kırılgan şekilde devam ederken, Körfez’deki askeri hareketlilik her an yeni bir krize dönüşebilecek potansiyel taşıyor.
Son gelişmeler, ABD ile İran arasında “kontrollü gerilim” döneminin sürdüğünü gösterse de, uzmanlara göre bu dengenin ne kadar korunabileceği belirsizliğini koruyor.