Ortadoğu’da çatışmaların sona erebileceğine yönelik artan beklentiler, küresel piyasalarda enerji fiyatları ve enflasyon görünümü üzerinde etkili olmaya başladı. Petrol fiyatlarındaki gerileme, merkez bankalarının faiz politikalarına ilişkin baskıyı azaltırken, yatırımcıların yüksek faiz döneminin kısa sürede sona ereceğine dair beklentileri sınırlı kalıyor. Piyasalardaki genel değerlendirmelere göre, enerji maliyetlerinde yaşanan düşüş enflasyon risklerini hafifletse de yüksek kamu borçları, bütçe açıkları ve ekonomik büyümeye ilişkin beklentiler nedeniyle uzun vadeli faiz oranlarının yüksek seviyelerde kalması bekleniyor. Özellikle ABD, Almanya ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin tahvil piyasalarında yaşanan hareketlilik, yatırımcıların gelecek döneme ilişkin temkinli yaklaşımını ortaya koyuyor.
Tahvil piyasalarında hareketlilik arttı
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile anlaşmaya varıldığını açıklamasının ardından ABD, Alman ve İngiltere tahvillerinde değer artışı görüldü. Jeopolitik risklerin azalacağı beklentisi, yatırımcıların daha güvenli varlıklara yönelik talebini etkiledi. Ancak piyasa uzmanları, İran savaşının ekonomik etkilerinin tamamen ortadan kalkmasının zaman alacağını değerlendiriyor. Özellikle enerji arzındaki belirsizlikler, küresel enflasyon beklentileri ve hükümetlerin borçlanma ihtiyacı, tahvil faizlerinin yönü üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. ABD’de uzun vadeli tahvil faizlerinin yalnızca savaş kaynaklı enflasyon riskleri nedeniyle yükselmediği belirtiliyor. Yatırımcıların daha güçlü ekonomik büyüme beklentileri ve merkez bankalarının uzun vadede uygulayacağı faiz politikaları da fiyatlamalarda etkili oluyor.
ABD’de faiz baskısı sürüyor
ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvil getirisi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başladığı dönemden bu yana yaklaşık yarım puan yükseldi. Tahvil faizlerindeki artış, yalnızca devlet borçlanmasını değil, mortgage kredileri ve diğer tüketici kredilerinin maliyetlerini de doğrudan etkiliyor. Analistler, tahvil getirilerindeki yükselişin önemli bölümünün “reel faizler” kaynaklı olduğuna dikkat çekiyor. Bu durum, piyasaların sadece enflasyon riskine değil, ekonominin uzun vadeli büyüme kapasitesine ilişkin beklentilere de odaklandığını gösteriyor. Yatırımcılar ayrıca ABD ekonomisinde büyümeyi ne hızlandıran ne de yavaşlatan seviyeyi ifade eden “nötr faiz” oranının geçmişe kıyasla daha yüksek olabileceğini düşünüyor. Bu beklenti, uzun vadeli faizlerde kalıcı düşüş ihtimalini sınırlıyor.
Uzmanlar faiz indirimi beklentisine dikkat çekiyor
Mirabaud’dan Al Cattermole, savaşın büyük ölçüde sona ermesiyle birlikte aşırı faiz artışı veya tahvil piyasasında büyük satış dalgası endişelerinin azaldığını belirtti. Ancak Cattermole, bu durumun otomatik olarak güçlü bir tahvil rallisi anlamına gelmediğini ifade etti. Tahvil fiyatlarının belirgin şekilde yükselmesi için yatırımcıların merkez bankalarından faiz indirimi beklemesi gerektiğini söyledi. JPMorgan’dan Jay Barry de ABD Merkez Bankası’nın (Fed) önümüzdeki dönemde faiz politikası konusunda zor bir dengeyle karşı karşıya kalacağını belirtti. Barry, mevcut piyasa fiyatlamalarında özellikle ABD getiri eğrisinin orta vadeli bölümünde faizlerin aşağı yönlü sınırlı hareket ettiğini değerlendirdi.
Enerji riskleri azalsa da belirsizlik sürüyor
BBH’den Elias Haddad ise enerji krizine ilişkin endişelerin azalmasına rağmen küresel faiz beklentilerinde büyük bir değişim yaşanmadığını ifade etti. Haddad, petrol akışlarının savaş öncesi seviyelere dönmesinin zaman alacağını ve jeopolitik risklerin piyasa fiyatlamalarında bir süre daha etkisini sürdüreceğini belirtti. Petrol fiyatlarındaki düşüşün enflasyon açısından olumlu bir gelişme olduğu değerlendirilirken, enerji arzındaki belirsizliklerin tamamen sona ermediği vurgulanıyor. Bu nedenle merkez bankalarının faiz kararlarında daha temkinli hareket edebileceği belirtiliyor.
Hükümetler yüksek borçlanma maliyetleriyle karşı karşıya
Küresel ekonomide faizlerin uzun süre yüksek kalması, hükümetlerin borçlanma maliyetlerini de artırıyor. Özellikle yüksek bütçe açıklarına sahip ülkelerde tahvil faizlerinin yükselmesi, kamu finansmanı üzerinde ek baskı oluşturuyor. Yatırımcılar, enerji fiyatlarındaki düşüşün kısa vadede ekonomik rahatlama sağlayabileceğini ancak yüksek borç seviyeleri ve enflasyonla mücadele sürecinin faizlerin hızlı şekilde düşmesini engelleyebileceğini düşünüyor. Piyasalardaki beklenti, jeopolitik risklerin azalmasıyla birlikte faiz baskısının hafiflemesi yönünde olsa da, uzun vadeli faiz oranlarının geleceği konusunda belirsizlik devam ediyor. Önümüzdeki dönemde merkez bankalarının kararları, enerji piyasalarındaki gelişmeler ve küresel büyüme görünümü faizlerin yönünü belirleyecek temel unsurlar olacak.