Ekonomik buhran ve fon krizi eleştirisi
Ege İhracatçı Birlikleri ziyaretinin ardından Ankara’dan bir emeklinin intihar ettiği haberini aldıklarını belirten Özdağ, ekonomik buhranın ulaştığı noktaya dikkat çekti. Son üç günde üç polis memurunun intihar ettiğini söyleyen Özdağ, “Her güne bir polis memuru düşüyor. Toplum inanılmaz bir buhran içerisinde” dedi.
Ekonomik tabloyu 2001 kriziyle kıyaslayan Özdağ, mevcut krizin 2001 ekonomik krizini “yanında küçük bir meltem” gibi bıraktığını savundu.
Özdağ, ağır ekonomik buhranın “fon krizi” olarak nitelendirdiği süreçle daha da derinleştiğini söyledi.
“ 500 bin kişi devletine güvenerek parasını yatırdı ”
Fon krizinden yaklaşık 500 bin kişinin aileleriyle birlikte iki milyondan fazla insanın etkilendiğini öne süren Özdağ, mağdurların büyük bölümünün küçük yatırımcılardan oluştuğunu belirtti.
Küçük yatırımcıların birikimlerini daha fazla kazanabilmek amacıyla devletin güvence verdiği ve denetlediğini söylediği fonlara yatırdığını ifade eden Özdağ, “Bu 500 bin insan rulet oynamadı arkadaşlar, poker masasına bu paraları sürmedi. Devletine güvenerek, bunu kontrol ediyor diyerek bu paraları yatırdı” dedi.
Özdağ, manipülasyonun aylar boyunca bilinmesine rağmen müdahale edilmediğini ve bunun sonucunda 20 milyar dolarlık zararın ortaya çıktığını iddia etti. Bu durumun Türkiye’de her şeyin kötü yönetildiğini ve ekonominin de bilerek kötü yönetildiğini gösterdiğini savundu.
Sürecin ortaya çıkmasında yabancı endeks kuruluşlarının müdahale ve baskısının etkili olduğu yönünde bilgiler duyduklarını da belirten Özdağ, söz konusu baskı olmasaydı olayın bu kadar erken ortaya çıkmayacağını öne sürdü.
Özdağ, sürecin finans sistemi üzerinde yıkıcı etkiler oluşturabilecek bir dönemi tetiklediğini belirterek, ekonomik ve sosyal buhranın yanı sıra siyasi sonuçların da ortaya çıkacağını söyledi.
“ Zarar bütün vergi mükelleflerine yayılamaz ”
2001 ekonomik krizinin 2002 seçimlerini nasıl etkilediğinin görüldüğünü hatırlatan Özdağ, fon krizinin de 2027 veya 2028’de yapılacak seçimleri kökten etkileyebilecek süreçlerden biri olduğunu ifade etti.
Kamuoyunda “zararı kim ödeyecek?” tartışmasının başladığını belirten Özdağ, bu konuda devletin çalınan paraları bulması ve sahiplerine iade etmesi gerektiğini söyledi.
Özdağ, zararın bütün vergi mükelleflerine yayılmasına karşı çıkarak, “Öyle olursa hırsızlar cezalandırılmamış olur, çaldıkları yanlarına kalır” dedi.
“Bu para yok olmadı, bu para çalındı” ifadelerini kullanan Özdağ, çalınan paraların sorumlulardan alınarak mağdurlara iade edilmesi gerektiğini savundu.
Okullardaki şiddet için erken uyarı sistemi önerisi
Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yaşanan okul saldırısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özdağ, sorunun yalnızca polis yöntemleriyle çözülemeyeceğini söyledi.
1990’lı yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde liselerde şiddet eğitimi araştırması yapan bir akademisyen olduğunu belirten Özdağ, okullardaki şiddetin yalnızca okulla sınırlı olmadığını, daha geniş bir alanın parçası ve sonucu olduğunu ifade etti.
Televizyon dizileri, sokaktaki çeteler, ekonomik dengesizlikler ve anne-babanın ayrılması gibi faktörlerin öğrencilerin başarısızlığıyla birlikte şiddet sarmalını beslediğini savunan Özdağ, okul kapısına güvenlik görevlisi dikmenin tek başına yeterli olmayacağını söyledi.
Dizilerde mafyanın yüceltilmesi ve şiddetin cezasız kaldığı izleniminin genç zihinler üzerindeki etkisinin incelenmesi gerektiğini belirten Özdağ, dizi senaryolarının da bu açıdan gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Televizyon ve dizilerin toplum üzerinde etkili olduğunu savunan Özdağ, bu etkinin gençleri şiddete yöneltmek yerine çalışmanın ve üretmenin erdemini gösterecek şekilde kullanılması gerektiğini ifade etti.
Özdağ ayrıca Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında erken uyarı ve ihbar sistemi kurulmasını önerdi. Sistemin doğru kurulması halinde okullarda yaşanabilecek sorunların erken tespit edilerek müdahale edilebileceğini ve benzer olayların önüne geçilebileceğini söyledi.
“ Muhalefet belediyeleri sürekli baskı altında ”
İzmir’de yerel yönetimlerin bütçe sıkıntısı yaşadığını ve yeterli hizmet verilememesinden dolayı iktidarı suçladığını belirten gazetecilerin sorusunu da yanıtlayan Özdağ, muhalefet partilerine mensup yerel yönetimlerin baskı altında tutulduğunu savundu.
Türkiye’de muhalefet partilerine mensup yerel yönetimlerin “düşman ceza uygulamalarına” açık olduğunu ileri süren Özdağ, böyle bir ortamda sağlıklı belediyecilik hizmetinden söz edilemeyeceğini söyledi.
Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesinin askıya alındığını savunan Özdağ, iktidarı destekleyenlerle muhalefeti destekleyenlerin yasalar karşısında eşit olmadığını iddia etti.
“ Parti değiştiren belediye başkanları hapisten kurtuluyor ”
İzmir’de AK Parti’ye belediye başkanlarının geçeceğine ilişkin iddiaların sorulması üzerine Özdağ, benzer geçişlerin Afyonkarahisar ve Aydın’da yaşandığını söyledi.
Üsküdar ve Adalar’daki geçişleri de örnek gösteren Özdağ, bunların Türkiye demokrasisi ve hukuk devleti açısından “utan verici gelişmeler” olduğunu ifade etti.
Demokratik rejimlerin sağlıklı işlemesi için vatandaşların cesur olmasının şart olmadığını belirten Özdağ, geçmişte Ergenekon operasyonları döneminde gazetecilerin cesur olması gerektiğine yönelik tartışmaları hatırlattı.
Özdağ, ağır siyasi baskılar ve hukuki süreçlerden kaçmak zorunda hisseden belediye başkanlarının parti değiştirmesinin kendilerine bir şeref kazandırmadığını, yalnızca hapisten kurtulmalarını sağladığını savundu.
“ Atatürk Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinde birleşelim ”
Seçimlerin ne zaman yapılacağının belli olmadığını söyleyen Özdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da seçim tarihini bilmediğini düşündüğünü ifade etti.
Fon krizinin ardından 2027 baharında yapılması planlanan bir seçimin 2028’e ertelenme riskinin Ankara’da konuşulduğunu belirten Özdağ, seçim yasasında değişiklik yapılması gerektiğini söyledi.
Seçim yasasında değişiklik yapılması halinde bunun seçim takviminden en az bir yıl önce gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Özdağ, 2028 seçimleri için bu sürecin önümüzdeki dönemde gündeme gelebileceğini belirtti.
Yapılacak seçim sistemi değişiklikleri çerçevesinde siyasi partilerin iktidar olabilmek için ittifaklar yapmak zorunda kalabileceğini söyleyen Özdağ, siyasette büyük ya da küçük parti ayrımı yapmadıklarını ifade etti.
Özdağ, “Atatürk Cumhuriyeti’nin, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini savunan bütün siyasi partilerin bir araya gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Birleşeceksek Atatürk’te birleşelim diyorum” dedi.
Bu konuda samimi olan bütün siyasi partilere kapılarının açık olduğunu belirten Özdağ, şu anda istişarelerde bulundukları partilerin bulunduğunu söyledi.
“ Vatandaşlık verilen sığınmacıları göndereceğiz”
Sığınmacıların durumu ve Türk vatandaşlığı verilen yabancılara ilişkin de açıklamalarda bulunan Özdağ, İstanbul’da gerçekleştirilen bir operasyonda binin üzerinde dosyada emlak satışı üzerinden sahtekârlıkla vatandaşlık verildiğinin ortaya çıkarıldığını ve bu kişilerin vatandaşlıktan çıkarıldığını söyledi.
Vatandaşlıktan çıkarmanın zor bir işlem olmadığını savunan Özdağ, bilerek gerçekleştirilen işlemlerin iptal edilmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye’ye sığınmacı statüsünde gelen insanların kanunen vatandaşlık başvurusu bile yapamayacağını savunan Özdağ, “Zafer Partisi olarak bunların hepsini iptal edeceğiz.” dedi.
Zafer Partisi’nin 2021’de kurulduğunda Türkiye’de 7 milyon Suriyeli ve kaçak bulunduğunu, bunun 5 milyonunun sığınmacı, 2 milyonunun kaçak olduğunu söylediklerini belirten Özdağ, aynı dönemde İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan resmi rakamın 3 milyon 700 bin olduğunu ifade etti.
“ Türk halkına kim doğruyu söylüyormuş? Zafer Partisi”
Özdağ, geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz’ın, Suriye iç savaşı boyunca Türkiye’den 15 milyon Suriyelinin geçtiğini ve en yüksek dönemde Türkiye’de kalan Suriyeli sayısının 6 milyona ulaştığını açıkladığını söyledi.
Bu açıklamaların daha önce Zafer Partisi’nin dile getirdiği rakamları doğruladığını savunan Özdağ, “Demek ki Türk halkına kim doğruyu söylüyormuş? Zafer Partisi” ifadelerini kullandı.
Özdağ, geçmişte Meclis’te Süleyman Soylu ve AK Parti belediyelerinin bulunduğu bir dönemde Erdoğan’ı eleştirdiğini, 2,5 milyon kişiye vatandaşlık verildiği için seçimlerin kazanıldığını söylediğini aktardı.
Seçimlerden önce 2,5 milyon yabancıya vatandaşlık verildiğini öne süren Özdağ, Türkiye’de vatandaşlık politikalarının seçimler üzerinde etkili olduğunu savundu.
“ Sığınmacılar geri gönderilmeyecek ”
Türkiye’de 2 milyon 300 bin Suriyeli bulunduğuna ilişkin rakamların paylaşıldığını belirten Özdağ, Türkiye’nin Şam Büyükelçisi’nin artık bu kişilerin dönmeyeceğini ve entegre edileceklerini söylediğini aktardı.
Zafer Partisi olarak sayının daha yüksek olduğunu düşündüklerini belirten Özdağ, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2025 yılı resmi verilerine göre okullarda 772 bin Suriyeli öğrencinin eğitim gördüğünü söyledi. Bu öğrencilerin anne ve babalarıyla birlikte değerlendirildiğinde sayının 2 milyondan fazla olduğunu savundu.
Özdağ, Türkiye’nin “Bir Balkan ülkesinin nüfusu vatandaş olarak getiriliyormuş” gibi bir süreç yaşadığını iddia ederek, bunun yalnızca Zafer Partisi’nin gündeminde olduğunu savundu.
İzmir ziyaretinde karşılaştığı bir olayı da anlatan Özdağ, bir kişinin tezgâhında “yerli muz” sattığını ancak kendisinin Suriyeli olduğunu gördüğünü belirterek, bu durumu “demografik işgal” olarak nitelendirdi.
Özdağ, Şam Büyükelçisi’nin açıklamalarının ardından İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin de Suriyelilerin geri dönmesinin istenmediğini söylediğini öne sürerek, “Kim istemiyor, neden istemiyor? Nüfus ithal ediliyor” ifadelerini kullandı.
2023 seçimleri öncesinde vatandaşlık verilen yabancıların oy kullanmasına ilişkin bir yasa değişikliği önerisi sunduğunu söyleyen Özdağ, vatandaşlık aldıktan sonra 10 yıl boyunca oy kullanmamaları yönündeki önerisinin CHP ve İYİ Parti tarafından imzalanmadığını belirtti.
Özdağ, dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriyelilere vatandaşlık verilmesinin normal olduğunu söylediğini, daha sonra ise Suriyelilere vatandaşlık verilmesinin seçim kaybının sebeplerinden biri olduğunu ifade ettiğini aktardı.
“Bunların hepsi göz göre göre oluyor” diyen Özdağ, sığınmacılar ve vatandaşlık politikası üzerinden iktidara ve muhalefete yönelik eleştirilerini sürdürdü.




