Enerji Uzmanı Altuğ Karataş’a göre anlaşmanın en önemli sonuçlarından biri, Türkiye’nin petrol arz güvenliğini güçlendirmesi olacak. Karataş, Kerkük sahalarındaki mevcut rezervlerin yanı sıra yeni arama ve üretim faaliyetlerinin de Türkiye açısından önemli bir ekonomik potansiyel taşıdığını belirtti.
Kerkük sahalarında yaklaşık 3 milyar varillik rezerv
Kerkük bölgesinin dünyanın en eski ve önemli petrol üretim alanlarından biri olduğuna dikkat çeken Karataş, anlaşmanın tarihsel açıdan da kritik bir bölgede gerçekleştiğini ifade etti. Bölgedeki Baba, Avanah, Bai Hassan, Jambur ve Khabbas sahalarında yaklaşık 3 milyar varillik tespit edilmiş petrol rezervi bulunduğunu belirten Karataş, yeni kuyuların açılması ve mevcut sahaların geliştirilmesiyle bu miktarın daha da artabileceğini söyledi. Irak petrolünün yaklaşık yüzde 70'inin Basra bölgesinde, kalan önemli bölümünün ise Kerkük ve çevresindeki sahalarda bulunduğunu aktaran Karataş, Türkiye'nin bölgedeki üretime ortak olmasının uzun vadeli bir enerji yatırımı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
TPAO üretim gelirinden pay alacak
Anlaşmayla birlikte TPAO, Kerkük sahalarındaki petrol üretiminden yüzde 15 oranında pay alacak. Ancak Türkiye'nin kazanımı yalnızca mevcut rezervlerle sınırlı olmayacak. Yeni kuyuların açılması, üretim kapasitesinin artırılması ve sahaların geliştirilmesine yönelik projelerde de TPAO'nun ortak olarak yer alması bekleniyor. Karataş, bölgede yapılacak yeni çalışmalarla bugün için yaklaşık 3 milyar varil olarak ifade edilen rezervin önemli ölçüde büyüyebileceğine işaret etti. Bu durum, Türkiye açısından hem petrol üretiminden doğrudan gelir elde edilmesi hem de uluslararası enerji projelerinde daha fazla söz sahibi olunması anlamına geliyor.
Irak petrolü Ceyhan üzerinden Türkiye'ye ulaşacak
Anlaşmanın bir diğer önemli ayağını ise petrol sevkiyatı oluşturuyor. Irak'ın Türkiye'ye günlük 1 milyon varile kadar petrol gönderebileceğinin açıklanması, özellikle enerji arz güvenliği açısından dikkat çekiyor. Irak petrolünün Türkiye'ye taşınmasında kullanılan ve Ceyhan'a ulaşan boru hattının tasarım kapasitesinin günlük 1,5 milyon varil olduğunu belirten Karataş, ilk aşamada günlük yaklaşık 750 bin varillik bir akışın planlandığını ifade etti. Türkiye'nin günlük petrol tüketiminin yaklaşık 1 milyon varil seviyesinde olduğuna dikkat çeken Karataş, 1 milyon varillik potansiyel sevkiyatın Türkiye'nin petrol ihtiyacının çok büyük bölümünü güvence altına alabilecek stratejik bir kapasite oluşturacağını söyledi.
Hürmüz ve Babülmendep risklerine karşı alternatif
Küresel petrol ticaretinde Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı gibi kritik geçiş noktalarının yaşanan krizlerden doğrudan etkilenebildiğine dikkat çeken Karataş, Irak'ın Türkiye açısından önemli bir avantaj sunduğunu belirtti. Irak'ın Türkiye'nin sınır komşusu olması nedeniyle petrolün farklı deniz güzergahlarına bağımlı kalmadan Türkiye'ye ulaştırılabilmesi, küresel kriz dönemlerinde arzın sürdürülebilmesi açısından önem taşıyor. Bu nedenle anlaşmanın yalnızca ticari bir ortaklık olmadığı, Türkiye'nin enerji tedarik zincirini çeşitlendirme ve dış kaynaklı risklere karşı daha dayanıklı hale gelme stratejisinin bir parçası olduğu değerlendiriliyor.
Petrol boru hattında yıllara dayanan iş birliği
Türkiye ile Irak arasındaki petrol taşımacılığı yeni bir süreç değil. İki ülke arasında 1973 yılında imzalanan anlaşmanın ardından ilk petrol boru hattı 1976'da devreye alındı. Yaklaşık 1.000 kilometrelik ilk hattın ardından 1987'de ikinci hat inşa edildi. Ancak İran-Irak Savaşı, Irak'ın işgali, bölgedeki istikrarsızlık, terör saldırıları ve güvenlik sorunları nedeniyle hat uzun dönemler boyunca düzenli şekilde kullanılamadı. Son yıllarda ise Ankara ile Bağdat arasında enerji alanındaki görüşmeler yoğunlaştı. Yapılan temasların ardından TPAO'nun Kerkük sahalarına ortak olması, yıllardır devam eden enerji diplomasisinin önemli sonuçlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Türkiye enerji projelerinde sınırlarını genişletiyor
Kerkük anlaşması, TPAO'nun yurt dışındaki faaliyetlerinin de genişlediği bir döneme denk geliyor. Türkiye son yıllarda Karadeniz'deki Sakarya Gaz Sahası'nın yanı sıra Libya, Azerbaycan, Somali, Pakistan ve Bulgaristan gibi farklı ülkelerde petrol ve doğal gaz arama, üretim ve enerji geliştirme projelerinde yer alıyor. Karataş, TPAO'nun artık yalnızca Türkiye sınırları içerisinde kaynak arayan bir şirket olmaktan çıktığını, uluslararası projelerde ortaklık kuran ve üretim süreçlerine dahil olan küresel bir enerji şirketine dönüşme yolunda ilerlediğini söyledi. Uzman, mevcut projelerin yanı sıra Irak'taki yeni ortaklığın da TPAO'nun üretim kapasitesinin artırılması hedefinde önemli bir yere sahip olabileceğini belirtti.
Anlaşma akaryakıt fiyatlarını hemen düşürmeyecek
Kerkük petrolüne ortak olunmasının tüketicilerin akaryakıt fiyatlarına kısa vadede doğrudan ve hızlı bir şekilde yansıması beklenmiyor. Karataş, petrol sahalarındaki ortaklığın uzun vadeli bir yatırım olduğunu ve üretim, altyapı ile saha geliştirme maliyetlerinin bulunduğunu belirterek anlaşmanın etkisinin yıllar içerisinde daha belirgin hale geleceğini ifade etti. Türkiye'nin üretimden elde edeceği gelir ve uluslararası enerji projelerindeki payının zaman içerisinde artmasının, enerji ithalat faturasının azaltılmasına katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor. Karataş'a göre asıl kazanım, petrolün daha uygun fiyata alınmasından önce Türkiye'nin enerji ihtiyacını daha güvenli ve öngörülebilir şekilde karşılayabilmesi olacak.
Hedef enerji ithalatını azaltmak
Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek miktarda kaynak ayırdığına dikkat çeken Karataş, yurt içindeki üretimin yanı sıra dost ve komşu ülkelerde geliştirilen projelerin de uzun vadede Türkiye ekonomisine katkı sağlayabileceğini belirtti. Kerkük'teki üretimin artırılması, Sakarya Gaz Sahası'ndaki üretim, yurt dışındaki petrol ve doğal gaz projeleri ile yeni arama faaliyetlerinin birlikte değerlendirilmesi halinde Türkiye'nin enerji ihtiyacının daha büyük bölümünü güvence altına alabileceği ifade ediliyor. Bu kapsamda Kerkük anlaşması, yalnızca yüzde 15'lik bir petrol sahası ortaklığı olarak değil; Türkiye'nin enerji arz güvenliğini güçlendirme, TPAO'nun uluslararası üretim kapasitesini artırma ve uzun vadede enerji ithalatına bağımlılığı azaltma hedeflerinin bir parçası olarak öne çıkıyor.