Doç. Dr. İnci Tüney Kızılkaya, küresel su krizine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak suyun sınırlı ve kritik bir kaynak haline geldiğine dikkat çekti. Ege Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇEVMER) bünyesinde yürütülen çalışmalar kapsamında sürdürülebilir su yönetiminin önemine vurgu yapan Kızılkaya, Türkiye’nin su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını belirtti. Açıklamalarında hem küresel ölçekte hem de Türkiye özelinde su kaynaklarının geleceğine ilişkin uyarılarda bulundu.
Küresel su krizinde kritik tablo
Dünyadaki su kaynaklarının sanılandan daha sınırlı olduğuna dikkat çeken Kızılkaya, yeryüzünün büyük bölümünün suyla kaplı olmasına rağmen kullanılabilir tatlı su oranının oldukça düşük olduğunu ifade etti. Tatlı suyun büyük kısmının buzullarda veya yerin derinliklerinde bulunduğunu, erişilebilir miktarın ise çok daha az olduğunu belirtti. Dünya genelinde her dört kişiden birinin sağlıklı suya erişemediğini söyleyen Kızılkaya, özellikle bazı bölgelerde su krizinin daha da derin hissedildiğini vurguladı. Bu durumun gelecekte daha ciddi çevresel ve sosyal sorunlara yol açabileceğine dikkat çekti.
Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında
Türkiye’nin su zengini bir ülke olduğu yönündeki algının doğru olmadığını belirten Kızılkaya, ülkenin su stresi yaşayan ülkeler kategorisinde yer aldığını ifade etti. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir tatlı su miktarının yaklaşık 1300 metreküp olduğunu belirten Kızılkaya, bu rakamın 1000 metreküpün altına düşmesi halinde ülkenin su fakiri konumuna geleceğini söyledi. Türkiye’de su tüketiminin yaklaşık yüzde 80’inin tarımda gerçekleştiğini aktaran Kızılkaya, en kritik alanın sulama verimliliği olduğunu vurguladı. Bu nedenle tarımsal su yönetiminin iyileştirilmesinin büyük önem taşıdığını dile getirdi.
Mavi kampüs projesi ile sürdürülebilir çözümler
Ege Üniversitesi bünyesinde hayata geçirilen “Mavi Kampüs” projesinin su tasarrufu açısından önemli bir model oluşturduğunu belirten Kızılkaya, yağmur suyu hasadı sistemlerinin kampüs geneline yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini ifade etti. Sensörlü musluklar, su kaçaklarının düzenli olarak onarılması ve gri su sistemlerinin kullanılması gibi uygulamaların su tüketimini azaltacağını söyledi. Ayrıca kampüs peyzajında suya daha az ihtiyaç duyan bitkilerin tercih edilmesinin önemli bir tasarruf yöntemi olduğunu belirtti. Bu uygulamaların sürdürülebilir çevre politikalarına katkı sağladığını vurguladı.
Dijital tüketim ve gizli su ayak izi
Su tüketiminin yalnızca doğrudan kullanım ile sınırlı olmadığını ifade eden Kızılkaya, dijital ve endüstriyel süreçlerin de dolaylı su tüketimi oluşturduğunu belirtti. Yapay zekâ kullanımı, veri işleme süreçleri ve dijital içerik üretiminin bile su ayak izine sahip olduğunu söyledi. Bu nedenle daha az kaynak tüketen teknolojilere yönelmenin önemine dikkat çekti. Tekstil sektörünün de yüksek su tüketimi nedeniyle dikkat edilmesi gereken alanlardan biri olduğunu ifade ederek, uzun ömürlü ürünlerin tercih edilmesinin su tasarrufuna katkı sağlayacağını vurguladı.
Bireysel farkındalık ve bilinçli tüketim çağrısı
Bireysel farkındalığın su krizinin çözümünde kritik rol oynadığını belirten Kızılkaya, tüketim alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Suyun bir lüks olduğunun bilincine varılması gerektiğini ifade eden Kızılkaya, kaynakların bilinçli kullanılmasının zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Günlük hayatta yapılan küçük tasarrufların büyük farklar yaratabileceğini belirterek sıfır atık yaklaşımının önemine dikkat çekti. Son olarak, tüketimin ihtiyaçlarla sınırlandırılması gerektiğini ve çevresel etkilerin her adımda göz önünde bulundurulmasının önem taşıdığını dile getirdi.